| W. Carssy
Arabasının şoför mahallinden inen vücudu yapılı ve saçları kısmen dökülmüş
kırk yaşlarında gösteren gözlüklü adamın dikkatini ilk çeken arabanın
ön sol tekerleğinin üst tarafındaki kırmızı leke oldu. Yanında oturan
giydiği elbiseleri ile beraber makyajı da mor renk ve mor renk tonu ağırlıklı
olan aynı yaşlarda fakat daha genç gösteren bayan ise şaşkına dönmüş bir
şekilde olayın etkisiyle panik halinde ne yapacağını bilmeyen bir tavır
içine girdi. Bir anda bir çok kişi meraklı bakışlarla olay mahalline doluştu.
Yerdeki adam ölmüş olabilirdi.
Pencere kenarında tül perdenin ardında lüks otomobilden çıkan çiftin
arabalarından inip uzaklaşmasını izledikten sonra gökyüzünü canlı bakışlarla
izledi. Gökyüzü açık bulutlar ise hemen hemen yoktu. Sonbaharın neredeyse
çıkmak üzere olmasına rağmen hava sıcaklığı ortalamanın üstündeydi. Havanın
sıcak olması genelde serin olan bu zamanda gayet hoş bir durumdu. Tatil
yapıp dinlenme fırsatı bulabildiği hafta sonunun da böyle sıcak geçmesini
çok isterdi. Derken yavaş adımlarla üst kısmı camdan imal edilmiş sehpanın
yanındaki siyah deri kaplı koltuğa geçip ayaklarını uzattı ve kafasını
avizedeki ışığın kırılmasından kaynaklanan renklerin ahengine bıraktı.
Artık hedeflerinin çoğunu gerçekleştirdiğine inanıyor, ve şimdiye dek
olan başarılarına dayanarak bundan sonrası için artık fazla telaş etmemesi
gerektiğini düşünüyordu. Bu zamana dek ne zorluklar yaşamış, ne sıkıntılarla
boğuşmuştu. Biliyordu, kazanmaya giden yollar dikenlerle dolu olur, ve
önemli olan da bu dikenlere karşı yürüyebilmek ve bu yolda ilerleyebilmektir.
Bu başarısını küçüklüğünden beri hep geleceğini tasarlıyor olmasına ve
bu amacına ulaşmak için de çok çalışmasına bağlıyordu. Hedeflerine temel
olarak iki etkin faktörle ulaşabildiğini düşünüyor; bunlardan birisini
hep yıllar sonrası ile ilgili planlar kurması ve bu planlara ulaşmak için
de çaba sarfetmesi, diğerini de daima kafasında "Niçin başkası sahip
oluyor da ben olamıyorum, benim de onların sahip olduklarına sahip olmamak
ve de olamamak için hiç bir eksiğim yok" şeklindeki düşüncesine bağlıyordu.
On-onbir yaşlarında iken çok kereler işlek olan Alıçlı Caddesinin kenarındaki
parkın yola bakan tarafına arkadaşlarıyla otururlar ve "şu araba
senin, bu araba benim" oyunu oynarlardı. Ama hiç bir zaman o arabaların
nasıl kendilerinin olacağını düşünmezlerdi, "çocukluk işte"
diye iç geçirdi. Hatırladığına göre ortaokul son sınıfta iken ilk kez
bir arabaya sahip olmayı düşündü fakat o haliyle sadece düşünebilirdi.
Çocukluğundan beri en çok sevdiği huyu hep ümitvar olması kolay kolay
pes etmemesiydi. Adeta hayatının şiarı şu kelimelerdi;"Niye olmasındı
ki". Evet, evet çok çalışmalıydı çünkü büyük düşünürler, din adamları,
öğretmenler, fizik kuralları hep aynı şeyi söylüyordu: "Çalışan kazanır".
"Eğer mutlu bir gelecek istiyorsan, çalışmalısın .." dedi. Şimdi
ise çalışmalarının karşılığını almış, küçük sayılmayacak bir şirkette
çalışıyordu. Bir şeyi de görmüş oldu ki çalışan gerçekten de kazanıyormuş.
Bundan sonra da çok çalışmalı çocukluğunda nasıl alabileceğini düşünmediği
arabaya ve diğer arzularına sahip olmalıydı.
Oturmaktan sıkıldığı için tekrar dışarıya bir göz attı. Hava biraz değişmiş,
gökyüzüne de yer yer bulutlar birikmişti. Çevreye yine göz attı, hayat
devam ediyor, insanlar koşuşturuyordu. Herkes bir şeyler yapma çabası
içindeydi. İnsanlar nedense acele davranıyorlardı. Acele etmeleri normal
karşılanmalıydı. Bir kısmı işine yeni başlamış, bir kısmı işinin ortasında,
bir kısmı da işini bitirmek üzereydi, kimbilir kimisi de bir işini halletmiş
şimdi diğer işini halletmek için acele ediyordu. Hayat da buydu zaten,
koşmaca, koşuşturmaca, çaba, iş, çalışma, çalışma ve çalışma...
Kendini iyice derslere vermiş, gözü iyi bir yeri kazanmaktan başka bir
şey görmüyordu. Ne yapıp etmeli bir yerleri kazanmalıydı ve biliyordu
ki "Çalışan kazanır". Eğer şu dünyada rahat etmek istiyorsan
önce biraz ızdırap çekeceksin, sonra keyfini süreceksin. İlk sene hedefindeki
yeri kazanamamanın verdiği bir çok belirsiz duygu onu ikinci hazırlık
senesinde derslerle iyice bütünleştirmişti. Kendisini motive etmek için
her yolu deniyor "Ah bir kazansam" diye her türlü sıkıntıyı
aşmaya çalışıyordu. Çevresindeki insanlara dikkat ettiğinde aslında her
insanın belli bir çaba içinde olduğunu görüyor, öyle ya da böyle sıkıntıya
katlanılması gerektiğini düşünüyor, gelecekte az sıkıntı çekmek için şimdi
daha çok efor sarfediyordu. Çalışma masasının tam üstüne bir gün sahip
olmayı tasarladığı W.Carssy marka lüks arabanın posterini asmıştı. Posterde
büyükce vişne kırmızısı renk W.Carssy otomobil, ayrıca posterin alt kısmında
da kartpostal büyüklüğünde arabanın çeşitli açılardan görüntüleri, bej
rengi deri koltukların resimleri ve çeşitli ayrıntıların fotoğrafları
vardı. Ne zaman bu arabayla ilgili bir şey görse "Evet, evet bir
gün sana sahip olacağım, evet.." diyordu.
Bu sırada oturduğu tek kişilik koltuktan kalktı, pencere kenarına dışarıya
göz atmak için gitti. Dışarıda hafif hafif yağmur çiseliyordu. Herhalde
fazla uzun sürmez, birazdan geçer diye düşündü. Her zaman olumlu düşünürdü
ve bardağın hep dolu tarafını görürdü, bunun yanında ayrıntıları atlamamasıyla
övünür, olayları çok çaplı kavradığını düşünür, geniş çaplı olmasıyla
da gurur duyardı. Tül perdeyi iyice çekti ve dışarıdaki insanları her
zaman ki gibi iyice süzdü, insanın aslında çok güçlü bir varlık olduğunu,
başarmak istedikten sonra ise yapamayacağı bir şeyin olmayacağını düşündü.
Bu arada aşinası olduğu ses yine dikkatini çekti. Her zaman ki gibi ayrıntılar
gözünden kaçmıyordu. Bu ses mahalledeki camide imam ezan okumadan biraz
önce mikrofonu ilk açtığı sırada gelen sesti. İmamın ezan öncesi hafiften
mikrofonu üflemesi onun için alışıldık bir durumdu. Ezanın bitmesini bekledi
ve biraz sonra radyoyu uzaktan kumanda ile çalıştırdı. Şarkılar da tıpkı
kendisi gibi hayat doluydu. Birazdan gideceği iş yerindeki aylık verimlilik
toplantısı için son hazırlıklarını tamamlamak üzere pencereden uzaklaştı
ve içeriye geçti.
Hesaplarına göre üç yıl içinde durumunu daha da düzeltecek ve hayallerini
kurduğu geleceğe ulaşma adına tasarladığı şeylere daha çabuk kavuşacaktı.
Bu katıldığı üçüncü şirket toplantısıydı, genel olarak kıdemlilerin sözüne
değer verilen bu ortamda zaman zaman o da söz alıyordu. Bu da kendine
olan güvenini artırıyor, kariyerli bir gelecek adına içindeki ümit tomurcuklarını
yeşertiyordu. Kendisiyle çoğu kez gurur duyardı. Bazen geçmişteki günlerini
yad eder ve bu günlere ulaşmak için sarfettiği çabalara, bazen çok iş
beceren birisi olmasına ve geniş çaplı düşündüğüne bazen de ileri hayatında
tasarladığı geleceğe tebessüm eder, göğsü kabarırdı. Şu anda da farkında
olarak ya da olmayarak yine kendi başarılarına bakıyor ve gurur duyuyordu.
Çünkü şimdiden yakın geleceği, beş yıl sonrası ve daha da sonraki yılları
için planlarını kurmuştu. Hep daha fazla çalışacak ve hep kazanacaktı.
Uzun soluklu düşünmeyen kısa mesafede de ilerleyemezdi. Bu girdiği iş,
mezun olduktan hemen sonra başladığı, ama hedefinde daha büyük bir mevkiye
çıkma ve kariyer yapma başlangıcı olarak gördüğü, fırsatı bulduğu anda
daha da yükselmek istediği, çıkmak istediği merdivenin ilk basamaklarıydı.
Saatine baktı, artık çıksa iyi olurdu, "yaptığın her işini zamanında
yapmalısın, hadi artık yola çık." dedi.
Dışarıya çıktığında yağmur yağıyordu. Halbuki hava daha bir iki saat
önce günlük güneşlikti. Sokaktaki hayat ise her zamanki gibiydi. Trafik
karmaşası almış başını gidiyor, insanlar her zamanki gibi acele ediyor,
herkes bir şeylerle meşgul oluyordu. Çevresine bakındığında lüks otomobiller
dikkatinden kaçmıyor, bir çocuğun dükkan vitrinindeki oyuncakları süzmesi
gibi, o da her defasında büyük oyuncakları yani otomobilleri süzüyordu.
Elinde siyah deri çantası vardı. Çantasında ise aylık şirket istatistikleri
türünden çoğunlukla da kendi departmanı ile ilgili bir sürü kağıt parçası
ve dosyalar vardı. Şimdi yolun karşısına geçmeli ve toplantıya tam vaktinde
hatta biraz da erken gitmeliydi.
Yağmur gittikçe şiddetleniyor, kendini iyice hissettiriyordu. İri yapılı,
saçları kısmen kel adam arabasını hemen durdurdu. Tam da sırasıydı diye
düşündü. Elinde deri çantalı olan adama arabasının ön tarafının sol farı
olan kısmıyla hafifçe dokunmuştu. Adam yere yığıldı. Arabanın ise sol
ön tekerleğinin üstü kana bulanmıştı. Vişne kırmızısı bu lüks arabada
kan rengi zor seçiliyordu. Mor rengin hakim olduğu elbiseleriyle dikkat
çeken bayan ise ölüye doğru hiç bakmıyor ya da bakamıyor, kafasını buğday
rengi deri koltuğa iyice yaklaştırmış garip garip sesler çıkarıyordu.
Araba teybindeki hip-hop tarzı müzik bitmiş, dj başından geçen komik bir
olaydan bahsediyordu.
Gökdelenin üst katlarına hızlıca çıkıyor adeta yukarıya tırmanıyordu,
şimdi yatırım şirketinin üçüncü katında, pencerenin hemen yanındaydı.
Aşağı tarafı daha geniş görüyordu. Yerde, vişne kırmızısı arabanın solunda
birisi vardı. Yeni tarandığı belli olan saçları kısmen bozulmuş şık bir
genç yerde bekliyordu.. Kendisi ise şu anda yedinci kattaydı. Buraya nasıl
geldiğini anlayamamıştı. Nasıl olurdu biraz önce yaya olarak yolun karşısına
geçmeye çalışıyordu şimdi ise gittikçe yükseliyordu. Hayır bu olamazdı,
yerde yatan kendisiydi ve herhalde asıl kendisi, bu cesedi gören ruhuydu.
Siyah deri çantası yolun solundaki demir ızgaralıkların biraz kenarına
fırlamış, su birikintisinin yanı başındaydı. Bu kez tüm insanlar işlerine
devam etmiyordu çünkü bir çok kişi işini bırakmış ölen adama, gözlüklü
iri kişiye ve mor elbiseli bayanın iniltilerine dikkat kesilmişti. Yerde
bir kişi vardı. Herkes koşuşturma çabası içindeyken, onun vücudu asfalt
üstünde, kaldırıma yakın telaşsızdı. Canlı renklere sahip elbiseleri olan
bu adam hareketsiz bekliyordu. Şimdi ETK yatırım şirketinin plazasının
on birinci katından yukarıya doğru gidiyordu ve dünyayı daha yüksekten,
daha geniş perspektiften görüyordu. Yukarılara doğru ilerlerken diğer
insanların farkına varamadıkları ayrıntıları daha net görüyordu.
Bir çok gerçeği ise şimdi daha iyi anlıyordu. Hatta bir çok şeyi ilk
kez tamamıyla hissediyordu. Peki ya bundan sonrası, evet bundan sonrası.
Şimdi ne yapacaktı, artık hiç bir şey yapamazdı. Bundan sonra sadece pişman
olabilirdi, peki bu çözüm müydü? Ama o ruh ve cesedi beraberken "Pişman
olana acınmaz, çünkü pişman olunan durumu oluşturan pişman olan kişinin
kendisidir" şeklinde düşünürdü. Nasıl olurdu?! Planlarını hep en
olmadık durumları bile olayın parçası olarak görür, ona göre yapardı.
Peki nasıl oldu? Planlarında içinde şu anda bulunduğu durum, yani cesetsiz
ruh halinde bulunduğu, dünyanın kendisine herhangi bir anlam ifade etmediği
bu durum yoktu. Bu durum aklına bir kere bile gelmemişti. İnanamadı nasıl
da dar çaplı düşünmüştü. Hayır, hayır olamazdı böyle bir durumla karşılaşmamalıydı.
Halbuki kötü sürprizler yaşamamak için çok dikkatli davranır, hep en kötü
hali göz önüne alır, ayrıntıları atlamazdı. Fakat bu bir ayrıntı değildi.
Bu gerçeğin ta kendisiydi. Büyük bir planlama hatasıyla karşı karşıyaydı.
Hedeflerini ileri görüşlü davranarak beş yıllık, on yıllık şeklinde tasarlamıştı.
Hiç aklına yüz yıl sonrasını düşünmek gelmemişti. Okuldan mezun olacağı
günü, okulu daha kazanmadan dört yıl önce düşünmüş, daha fazla maaşlı
hayatını sürdürmenin çalışmalarını da beş yıllık ve on yıllık planlamıştı.
O kendine güvenen, o gururlu kişi gitmiş yerine ürkek, ne yapacağını
bilmez, aciz mi aciz bir kişi, daha doğrusu bir ruh gelmişti. Zaten insanlar
güçsüz ve zayıf iken mütevazi olurlardı ya da olmak zorundaydılar, ama
güç ve zenginliğe ulaşınca da hemen kibirli, gururlu bir hale bürünürlerdi.
Şimdi ise ister istemez acizliği yudumluyor, çaresizliği hisssediyordu.
Ah ne olurdu içinde bulunduğu ruh haletini cesedi de var olduğu zamanlar
düşünseydi, düşünebilseydi. Unutmamalıydı ya da hatırlamalıydı, birilerinin
ikazlarına ne olurdu kulak verseydi. Yağmurlu hava da nasıl da nem kapmamıştı.
Müezzinin ezanı okumaya başlamadan önceki mikrofona üflemesine verdiği
dikkati biraz da üfleme sonrasındaki kelimelere, bu kelimelerin ne anlama
geldiğine verseydi.
Bir çok kez cansız cesetlere şahit olmuştu. Ve daha da ilerisi savaşlar
ve katliamlar sonucu ölmüş onlarca ölünün olduğu sahneleri izlemişti.
Sadece seyirci kalmış, izlemişti. Nasılsa hiç düşünmemişti bir gün kendisinin
de böyle bir durumla karşılaşacağını. Ah iş telaşı. Zaten koşuşturmacadan
kaldırım kenarında yarı ölü dilenciler hiç dikkatini çekmemişti, ve işe
yetişme çabası yol kenarında ölüsüne rastladığı kedi hakkında yorum yapması
gerektiğini unutturmuştu. Ve televizyonda görülen toplu cesetler de sıradan
birer görüntüden ileri değildi. Ah Allah'ım, küçük planlar, büyük hayatı
nasıl da unutturdu. Niçin daha dikkatli davranmamıştı, niçin, niçin? Niçin
daha büyük düşünmemişti. Niçin dar düşündüğü halde kendisini geniş düşünüyor
zannetmişti. Niçin "Hiç düşünmüyor musunuz?" (Saffat, 155) sesine
kulak vermemişti. Niçin sadece bir gölgelik olarak algılanması gereken
bu fani dünyaya bu kadar bağlanmıştı. Ve her zaman duyduğu "fani"
kelimesi niçin bu kadar sıradandı. Bunları anlayabilmesi için bu durumu
yaşaması mı gerekiyordu.
Ne kadar da içinden çıkılmaz ve kabul edilemez kötü tecrübe, telafisi
olmayan bir tecrübeydi. Artık gelecek adına hiç plan kuramayacaktı, çünkü
planladığı gelecekten de sonraki zaman dilimi içindeydi. Gelecek geldi.
Şimdiki durumu için çoktan yapılması gerekenlerin yapılmış, sonucunda
iyi bir beklentiye girilmesi için zorlukların aşılmış, sıkıntılara katlanılmış
olunması gerekiyordu. Artık ne kadar kaliteli bir iş adamı adayı olsa
da sadece edilgen ve rahmetin koruyuculuğuna kendini salıverecek durumdan
fazlasını istese de yapamayacak bir haldeydi. Ama ne kadar kötü bir planlayıcıydı
ki, rahmeti celbedecek davraışlardan da yeterince uzak yaşamıştı. Her
saniyesi ibadetle geçirilse bile Rabbin merhameti olmazsa geçilemeyecek
olan sınav için yanında pek bir amel getirmemişti. Son kez aşağıya bakmaya
çalıştı, artık herhangi bir şey görünmüyordu. O artık hayallerinin çok
ötesinde, gerçeğin tam içindeydi. O artık milyarlarca kişinin paylaştığı
"fani" dünyanın dışındaydı.
Onun artık parçası olmadığı yeryüzünde, içinde yaşayanların bağlanmaktan
kendilerini kurtaramadıkları yerlerde ise gittikçe şiddetlenen yağmur
gök gürültülerinin ürperti veren sesi altında yerlerdeki kanı ve üst sınıf
vişne rengi otonun sol ön tekerleğinin üstündeki fazlaca da belli olmayan
kanı tamamen alıp kaldırımın dibindeki metal ızgaralara doğru teşıdı.
Siyah deri çanta da her zaman ki sahibinin sapını kavramasının aksine,
sahibinin kanının da beraberinde gelen yoğun suyun içinde kaldı. Müezzinin
her zaman ki gibi ezana başlamadan önce mikrofonu kuvvetlice üflediği
esnada polis olaya intikal etti. Ceset tıp fakültesine götürüldü. Ölüme
sebep olan araba incelenmeye alındı. Kalabalık yine normal yaşamlarına
döndü. Sıradan bir olay kısa sürede kapandı. Şirket ölen elemanın yerine
hayat dolu, geleceğe umutla bakan yeni mezun bir eleman aldı.
nedimkaya@linuxmail.org
|