| Öğrenme Yöntemleri
Size problemlerini getirenlerin problemlerini nasıl çözebileceklerini
gösterme yerine, onları çözme, sahibine yapılacak en büyük kötülüktür.
Toplumda o kadar çok insan vardır ki, bu yanlış müdahalenin ürünü olarak
ortadadır.
Özellikle çocukların ve gençlerin çözebilecekleri problemleri yanında,
bir sürü çözemeyecekleri problemlerle de karşılaşmaları doğaldır. Onları
hayata hazırlayacak da aslında bunlardır. Bu çözüm yolları, karşılaştıkları
fevkalede durumlarda onlara yol gösterici, ve ani olarak karşılaşabilecekleri
olayların içinden de sıyrılıp çıkmalarına yardımcı olacaklardır.
Problemlerle karşılaşıldığı anda, varsa çözümü derhal halledilmelidir,
aksi halde erteleme bir hastalıktır, hem de tedavisi oldukça zor olan
bir hastalıktır. Erteleme hastalığı çok kolay kapılan bir bulaşıcı, kolay
elde edinilebilen bir illet, ve gerçekten de tedavi yöntemleri üzerinde
henüz yeterli çalışmalar yapılamamış olmasından olacak, tedavisi hem zor,
hem de uzun süren bir hastalıktır. Aslında teşhisi geç konulabilen hastalıklar
sınıfına girmektedir. Fiziki, sosyal, psikolojik ve hatta biraz da ruhsal
bir hastalık olduğundan, bütün birimlerin iyi bir konsultasyonundan sonra
tedavisine dair ipuçları elde edilebilmekte, kurtulma çarelerine ulaşma
imkanı bulunabilmektedir. Başladığımız bir iş için, çoğu zaman şartlar
henüz hazır değil der ve bırakıp erteleriz; biraz sonraya, yarına, haftaya
veya seneye. Gelecek ifade eden bütün kelime, deyim ve cümleler bu hastalığın
ilk belirtileridir. Şartlar hazır değil dedik, peki bilmeden neden başladık
ki o ise, gerekli şartları baskalarının size hediye edeceğine dair kanaati
nereden ve nasıl edindiniz? Bir işe başlamanın veya başlamak için verilmesi
gerekli kararın çok sağlıklı verilmiş olmasının, işin bitirilmesi ile
ilgili etkisini tartışmaya gerek yok sanırım. Bu etki payının yüzde elliyi
geçtiği durumlar az değildir. Karar vermeden önceki araştırma ve konuyu
öğrenme safhasını uzun tutmanın kazandırdığı, kaybettirdiğinden çoktur.
Karar verme ile ilgili düşüncelerimizi Mutasyon'un daha önceki sayılarında
aktarmaya çalıştığımızı, erteleme hastalığını da daha sonraki sayılara
bırakarak (hastalık belirtisi olabilir!) asıl konumuza dönelim.
Hayat problemlerini kimler çözer? Öğretmen olanlar.
Öğretmenler kimlerdir? Herkes, evet herkes bir nevi öğretmendir. Bazılarının
adı öğretmen değil, ancak yaptıkları öğretmenlik, maalesef çoğu zaman
tersi de doğrudur; adı öğretmen ama gerçekten bu sıfatı pek kullanabildikleri
söylemek oldukça zordur.
Hayatta olup da ben kimseye birşey öğretmedim diyen var mıdır? Yoktur
elbette. İnsanlar ister istemez hem birşeyler öğrenir hem de birşey öğretir.
Öğretebilmek için öğrenmek zorundadırlar. Bu öğrenme-öğretme kapasitesi,
çevrelerine, bulundukları ortamların öğreticilik derece ve keyfiyetlerine
göre şekillenir, bilgi sahibi olurlar ve sonunda sahiblerinin karekteri
halini alırlar.
Öğrenme ve öğretme nerede başlar? Hayatın başladığı yerde. Bu dünyaya
gözlerini açan, kulakları açılan, dudakları kıpırdamaya başlıyan her
varlık, öğrenmeye de başlamış demektir. Onun okadar çok öğreticisi vardır
ki, çoğu zaman şaşırır kalır. Hangi sese kulak vereceğini, ne yöne gideceğini,
neyin iyi neyin kötü olduğunu karıştırmaktan kendini alamaz. Nelerin
öncelikli olduğuna, hangilerinin gereksiz olduğuna; kimlerin peşinden
koşmayı bırakıp, kimlerin sözünü dinlemesi gerektiğini bir türlü kestiremez.
Bütün bu keşmekeşlik ve karışıklık onu bilgisiz, görgüsüz ve eğitimsiz
kılmaya yeter de artar bile. Evet bu çıkmazdan nasıl kurtulabilir insan?
Daha doğrusu bu çıkmaza saplanıp kalmaktan, bu dipsiz kuyuya düşmekten
nasıl kendimizi koruyabiliriz?
Maalesef insan dünyaya geldiğinde kendi iradesine sahip olamadığı için,
başkaları tarafından öğretilmekte ve bu ilk öğretinin de tesiri oldukça
büyük olmaktadır. Ona ilk öğretilenler güzel şeyler ise, bu güzellikler
yeni güzelliklerle filizleniyor, yeşeriyor ve devam edebiliyor.
Ona ilk öğretilenler aksine kötü şeylerse; yalan söylemek, çevreyi
kirletmek, yaramazlık yapmak, arkadaşına çelme atmak gibi toplum yapısını
bozan şeylerse, bunlar da devam edip gidiyor çoğu zaman. Diyorum ki,
ilk eğitim çok önemli, hatta kişinin ondan da önce helal süt emmiş olması
çok önemli. Burada konu geliyor ve su cevabı oldukça zor olan soruya
dayanıyor. Helal süt emmemiş biri, helal süt emzirebilir mi? Doğduğunda
değer verilmemiş, çocukluğunda ilgilenilmemiş, iyi bir eğitim verilememiş
birisi, büyüdüğünde nasıl eğitilebilecek dersiniz? Bu şekilde büyümüş
biri evladını veya öğretmen sıfatıyla başkalarının evladını nasıl yetiştirecek
ki? Yani bu fasit döngü nasıl ve nerede kırılabilir? Gerçekten ciddi
bir şokdan baska da bu tip insanların kendine gelebilmeleri oldukça
zor görünüyor.
Her seviye ve yaştaki eğitim önemli oldugu gibi, bunların önemi yaşla
ters orantılıdır. İnsan mezara kadar öğreneme ve öğretmeye devam eder.
Ancak bu, en yüksek noktaya okul öncesi ve ilk okul yıllarında başlar.
Daha sonralari gittikçe azalır, azalır, ve artık yavaş yavaş dışarı
ile alış-verişini bitirmeye ve bir yerde noktalamaya çalışır. Çoğu zaman
aldanırız; gençlik yıllarında çok şey öğrendiğimizi ve bildiğimizi sanırız.
Gazetelerden, televizyonlardan ve bilmem hangi çeşit ansiklopedilerden
bir sürü sey okur veya dinler dururuz. Isterseniz kendimize bir soralim.
Bütün bildiklerimiz üstüste koyalım ve ne işe yaradıklarını bir sorgulayalım.
Acaba hiç kullanmadığım ve kullanamıyacağımız bildiklerimiz, toplam
bilgi dağarcığımızın kaçta kaçını teşkil ediyor? Orta dereceli okul
yıllarında, neler öğrenmiştik neler.Neler ezberlemedik ki? Dünyanın
en yüksek dağları, Afrikadaki ülkelerin şehirlerine varana kadar nüfusları,
Avrupadaki bilmem hangi ülkenin eyaletinin çıkardıkları maden türleri
ve miktarlari, daha neler neler. Her insanın hayatta öncelikli yapacağı
işler vardır ve bunları bilmek sırasına koymak önemlidir. Kanımca en
büyük yanlış burada yapılıyor; önemli-önemsiz sıralaması yapılamadan,
herkes bilgini okuyor, çoğu bildiğini çalışıyor. Diyeceksiniz ki nasıl
olsun? Insanlar bilmediklerini çalıp oynıyacak değil ya. Doğru, bu öncekilerden
daha da kötü. Yani bilmediğini, ve bilmediğini bilmeyen okadar çok insan
var ki cemiyet de, sanırım kavganın asıl odağı da budur. Iki yol var,
ya en yukardan başlayıp; öğretmeneleri eğitmekle başlayıp, iyi ve kaliteli
ve bilgili öğretmenler yetiştirip, okullara göndermek. Yahut da, aileleri
eğitim, çocukların ilk öğrenebileceklerini düzgün ögrenmelerini sağlayıcı
bir yapı oluşturmak, veyahut da, çocukların eğitimini ele alıp, temiz,
dürüst, hırsızlık yapmıyacak, başkalarının da bulunduğu bir toplum halinde
yaşadığının farkina varan, paylaşmasını bilen, kendi menfaatlarını ön
planda tutmayan bir gençliğin yetişmesine çalışmak. Aslında, hangi kesitde
olursa olsun; bu üçgenin her köşesi ayri bir öneme sahip, kendi şartları
içinde değer vermeyi gerektiren unsurlardır. Aile-öğrenci-öğertmen üçlüsünün
çok iyi ele alınıp, günün şartlarına göre, öğrenme ve öğretme yöntemlerinin
gözden geçirilmesi gerekmektedir. Yıllık, beş yıllık, on yıllık, yüz
yıllık uygulanabilir planlarin yapılması, bu planların takip edilmesi,
toplumun ve topyekün insanlığın daha iyi bir düzeye çıkabilmesi için
zarüridir.
Genç arkadaşım; öğrenmenin henüz hızlı bir tempoda seyrettiğini düşündüğüm
genç arkadaşım, su önemli noktalari bir defa daha gözden geçirebilir
misin?
Bildikleriniz şu ana kadar öğrendikleriniz doğru mu? Veya onları
doğru yorumlayabiliyor, onların ana fikirlerine sadık kaldığınızdan emin
misiniz?
Hayatda ana hedefiniz, yahut da hedefleriniz nelerdir? Seçtiğiniz,
karar vermiş bulunduğunuz bu amaçlar doğru mu?
Hayatın iniş çıkışlarının seni sarsmıyacak kadar sağlam bir güven
duygusuna, sağlam bir temele sahip olup olmadığının bilinçinde misin?
Kendi gidişini kontrol edebiliyor musun? Veya başkalarinın kontrolünde,
iradesini veya serbest düşünce özelliğini kaybetmiş, daha da öte robot
bir varlık mısın?
Kendine veya sorumlu olduklarına ceza ve mukafat veriyor ve uyguluyor
musun?
Düzgün bir karektere sahip misin? Temel insanı değerleri kazanmış
veya henüz sahip olamamış durumda olduğunu farkedebiliyor musun?
Kendini geliştirme, yetiştirme sistemine sahip misin? Nasıl ve
hangi metodları kullanıyorsun? Sahip olduklarına ve olacaklarının limitlerine
dair bir fikrin varmı?
Nekadar zamanın var ve olabilir?
Kaç paran var veya olabilir?
Nekadar koşuyor ve koşabileceksin?
Toplumun nekadar içindesin? İçinde yaşadığın cemiyete katkısı olan
bir üyesi misin?
Kendini yetiştirmeye ne kadar zaman ayırıyorsun? Davranışlarını
geliştirip geliştiremediğinin, onları uygulama fırsatı bulup bulamadığının
bilincinde misin?
Hayatda ne kadar risk alabiliyor, kaldırabiliyor, taşıyabiliyorsun?
Yemek bulamıyan insanları, tedavi imkanı bulamıyan hastaları, inancını
bulamıyan zavallıları düşünüp uykusuz geçirdiğin gecelerin oldumu? Kaslarının
yorulduğunu, heyacandan kalbinin atişlarının değiştiğini, beyninin zonkladığını
hissettiğin oldumu?
Beklentilerin gerçekmi, netmi, berrakmı? Kaç adım veya basamakdan
sonra onlara ulaşabileceğine dair bir fikrin varmi?
Kötü davranışlarını yakaladığın oluyormu? Olup da ilgililerden
özür dileyebilme cesaretini gösterebiliyor, utanılması gerekli makamları
duşünüp yüzün kızarabiliyormu?
Karşılaştığın veya sana verilen firsatlari iyi değerlendirebiliyor
musun? Kaçırdıklarını sayıp hayıflandığın ve keşke dediğin oluyor mu?
Grup çalışması yapabilecek kadar sosyal misin? Yoksa kendini tek
başına bir kahraman gören bir karekterin sahibi misin?
Öğretmenlerini, ebeveyinlerini, ve öğrencilerini tanıyan biri, kim
ve ne olduğunu bilen, yaşamın neden ve nasıllarını sorgulayan, ve en onemlisi
sınırlı bir mekan ve zamanın kendisine emaneten verildiği, bir ağaç gölgesinde
dinlenme kadar bir ömre sahip bir canli olduğunun farkında mısın?
isarac@viu.edu |