|
Musul Meselesi
Herşey İngilizler'in "Acaba Mezopotamya'da petrol var mıdır?"
sorusunu sormalarıyla başladı. Basra Körfezi'nin diğer yakasında petrol
bulan İngilizler'in tüm dikkati körfezin diğer tarafına, Osmanlı hakimiyetindeki
bugünkü Irak topraklarına yöneldi. Ancak bölgede petrolün varlığındanhaberdar
olan bir kişi daha vardı ve İngilizler'e burasını kolay kolay vermeye
niyeti yoktu. Bu kişi, o politikayı bıraktığında İngilizler'in "Artık
dış politika eskisi kadar zevkli olmayacak" dedikleri II. Abdülhamit'ti.
Taraflar böylece masaya oturdular.
Açılışı Abdülhamit yaptı. İlk olarak petrolün yerini buldu ve sonrasında
İngilizler'in başını büyük bir belaya soktu. Bu belanın adı Almanya'ydı.
Bunu da Almanlar'a Bağdat demiryolunun inşası ve demiryolunun etrafında
kalan şeritteki madenlerin işletilmesi hakkını vermesi, İngilizler'in
gözünü diktiği topraklarda Almanlar'ın hasat toplaması anlamına geliyordu.
İngilizler çılgına döndüler ve I.Dünya Savaşı'nın perde arkasındaki en
büyük nedenlerinden birisi olan "petrol" tarihteki yerini aldı.
Abdülhamit istediğini almış ve çok da büyük tavizler vermeden Almanlar
ve başedemeyeceği İngilizleri birbirine düşürmüş ve ilk raundu kazanmıştı.
Bu arada "Yaşasın hürriyet" sesleri arasında Abdülhamit tahttan
iniyor ve satranç masasının başına üç tane dahi (!) oturuyordu. I. Dünya
Savaşı'nın çıkması da artık kaçınılmaz hale gelmişti. Abdülhamit'in İngiltere'yi
direkt karşısına almayıp Almanlar'la cebelleşmesini sağlayan politika
da terk edilip, Almanlar'la mutlak bir birlikteliğe gidildi ve Abdülhamit'in
asla yapmayacağı şey yapılıp İngilizler'e karşı savaşa girildi. İngiltere
için artık petrole kavuşmak için kuvvetli bir vesile vardı ve hemen harekete
geçildi.
Bilindiği gibi İngilizler, işi kestirmeden bitirmek için Çanakkale Savaşı'na
girdiler ancak büyük bir yenilgi elde etiiler. Sonrasında ise Irak'ın
güneyine çıkarma yaptılar ancak bu sefer Kut-ul Amare'de hezimete uğradılar.
Ancak kaynakları ve sevkiyat imkanları çok olan İngilizler daha büyük
kuvvetlerle geldiler. Irak, diğer Arap toprakları gibi olmayıp; Kürt,
Türkmen, Şii Arap, hatta Kafkasyalı gibi birçok unsurdan meydana geliyordu
ve halkın ihanet etmemesi yüzünden İngiliz ilerleyişi zorlaşıyordu. Savaşın
sonu geldiğinde Irak'ta savaş bütün hızıyla devam etmekteydi. Osmanlı'ların
ısrarla ateşkes istemesine rağmen İngilizler'in petrol bölgelerini ele
geçirmeden savaşı bitirmeye niyeti yoktu. Ama İngilizler petrol bölgesine
az bir mesafe kala anlaşmayı imzaladılar. Petrol bölgesi kurtuldu denirken
İngilizler devletlerarası hukuka aykırı bir hareketle petrol bölgesini
ateşkesin ardından işgal ettiler.
Türk Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşmasıyla birlikte İngiltere de
Musul'u kaybetmek üzere olduğunu görüyordu. Lozan barış görüşmelerinde
İngiltere'nin önünde "yavuz hırsız" ı oynamak haricinde bir
seçenek kalmamıştı. İngilizler, Lozan'a hazırlanırken Türk heyetinin sinirlerini
yıpratacak bir çok hazırlık yapmıştı. Osmanlı döneminde bakanlık yapan
hain bir Ermeni'nin emekli maaşını istemesine, İngiliz heyet başkanı Lord
Curson'un Türkler'e veba yakıştırması yapmasına ve Avrupa'ya giden Türk
vatandaşlarına karantina uygulanmasına kadar birçok saçma sorunla uğraşıldı.
İngilizler Türk Heyeti'nin şifreli mesajlarını çözecek teknolojik altyapıları
ile de Türk Heyeti'nin elindeki tüm kartları görüyorlardı. Ayrıca Musul'un
yanında Hakkari ve çevresini isteyerek pazarlıkta cinlik yapmaya devam
ediyorlardı.
Türk heyeti ise çoğunlukla iyi niyetli olsa da İngilizler'e oranla tecrübesiz
kalıyordu. Görüşmeler sırasında alışverişe gittiği için görüşmeleri kaçıran
delegeler olduğu gibi, yıllar sonra ölürken yaptığı hainliklerin utancını
itiraf eden delegeler de mevcuttu.
Dünya artık yeni bir savaş istemiyordu ve İngilizler petrol açgözlülükleri
yüzünden savaş başlatan kötü adamlar rolüne düşmek istemedikleri için
görüşmelerde taviz vermeyip, olayı kendi çöplükleri olan Milletler Cemiyetine
taşımak niyetindeydiler. Ateşkes anlaşması işgallerini yine ateşkes anlaşmasının
bir hükmüne dayandırdılar, bölgede halk oylaması yapılması teklifini bölge
halkının cahil olduğu ve birşeyden anlamadığı için yapılamayacağını ileri
sürdüler, bölgeyi Irak'a bağlamak için yaşayan halkın çoğunun Kürt ve
Türkmen olmasına rağmen halkın çoğunun Arap olduğuna dair yanlış nufüs
bilgileri ortaya çıkardılar. Sonuç ne Lozan görüşmelerinde, ne de sorunun
çözümü için toplanan Haliç Konferansı'nda uzlaşma yanlısı bir tutum izlediler.
Sonuç olarak istediklerini aldılar ve sorun Milletler Cemiyetine ulaştı.
Milletler Cemiyeti'nde o zamanların "Amerikası" olan İngiltere
aleyhine bir karar çıkması beklenmiyordu. Tertip edilen hakem heyeti,
bölge halkının Türkiye lehine gösterilerini hiçe saydı ve olayı coğrafi
yönüyle ele aldı. Sonuçta beklenen oldu ve Musul Irak'a bağlandı. Biz
de belli bir para karşılığı anlaşmayı yaptık.
Türk hakimiyetinden çıkan Irak, hiçbir zaman sakin ve huzurlu bir dönem
yaşayamadı. İngilizler bir süre sonra gerek çıkan isyanlar, gerekse dünyanın
değişen konjonktürü nedeniyle yavaş yavaş hakimiyetlerini kaybettiler.Irak
dünyanın süper güçlerinin satranç alanı oldu. Ülkeyi yöneten liderlerin
hiçbiri doğal bir ölümle ölmedi. Kimi şüpheli bir kazada, kimi darbe sırasında,
kimi idam sehpasında can verdi. İsyanlar, darbeler, savaşlar, birbirini
izledi. Zaten İngilizler'in petrol hırsıyla kurdurdukları bu devlet yamalı
bohça gibiydi. Kabile, din, mezhep, millet savaşları hiç bitmedi ve hala
devam ediyor. Birkaç adamın petrol hırsı yüzünden birçok masum insan can
verdi. Irak, dünyanın süper gücü denilen ülkelerin hümanizm ve modernlik
maskesinin altındaki vahşi, hırslı ve pis yüzünü gösteren canlı bir abidedir.
ibrahimb@banksoft.com.tr
|