|
Haçlı Seferleri
Uzun zamandır var olan, 11 Eylül'deki terörist saldırının ardından gittikçe
daha çok gündemde yer işgal eden bir kavram var; "Haçlı Seferleri".
ABD'nin gaf yapmaya son derece açık başkanı II. Bush da bir konuşmasında
teröristlere karşı girişilen savaş için Haçlı Seferi manasına gelebilecek
bir kelime kullandığı için büyük tepki toplamıştı. Gerçekten sonradan
açıklanan harekat planları genellikle müslüman ülkeleri hedeflediği için
herkesin bilinçaltında var olan haçlı seferi imajı daha da körüklendi.
Konuyla bağlantısını tam açıklamamız için o eskinin meşhur haçlı seferlerine
bir göz atalım.
Haçlı Seferi terimi sözkonusu olunca insan biraz daha dine dayanan sebepler
olması gerektiğini bekliyor. Peki gerçekten Haçlı Seferlerinin sebebi
dini duygular mıdır?Kısaca göz atalım: O yıllarda insanları Haçlı seferlerine
teşvik etmek için şehirden köye bütün Avrupa'yı dolaşan Papaz Urban ve
diğer papazların temel argümanları Kudüs ve diğer kutsal toprakların "kafirlerin"
elinde olması ve bu kafirlerin buraları ziyaret etmek isteyen hristiyanları
öldürdükleri idi. (Burada onlara göre "kafir" olanlar biz müslümanlar
oluyoruz.) Gerçekten öyle mi? Hayır. Kudüs müslümanların eline geçeli
yaklaşık 500 sene olmuştu. Yani jeton 500 yıl sonra düşmüş te kalkıp Kudüs'ü
geri almaya davranmışlar gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu 500 yıllık
süreyi ise sadece Avrupa'daki siyasi konjünktürün yetersizliği ile açıklamak
mümkün değil. İkinci olarak müslümanların kutsal yerleri ziyaret etmek
isteyen hristiyanlara zarar verdikleri söyleniyor ki tamamen yanlıştır
ve yazının devamında okuyacağınız, bu karşı karşıya gelen iki kültürün
sergiledikleri davranış performansları size bu konuda sağlam bir fikir
verecektir. Bilgilerin yanlışlığına rağmen samimi inanca sahip bir çok
insan bu kendilerince kutsal orduya iştirak etmişlerdir.
Ancak dini duygular haricinde başka sebepler de ordunun sayısının şişmesini
sağlamıştır.Şimdi papazların ve yerel yöneticilerin halkı seferlere katılmak
için öne sürdükleri diğer argümanlara bakalım. Seferin başarılı olması
durumunda katılanlar Doğu'nun hep anlatılan o müthiş zenginliklerine kavuşacaklar,
yeryüzündeki cennete kavuşacaklardır. Bence bu cümle halk kitlesi üzerinde
asıl vurucu etkiyi yapmıştır. O yıllardaki Avrupa'nın durumuna baktığımızda
zengin asillerin dışında son derece fakir ve ezilen bir toplum görüyoruz.
Zenginlik vaadi birçok insanın bu sefere katılmasına etken olmuştur. Sonuç
olarak Haçlı ordusu fakir ve hırslı halk kitleleri, dindarlar, meraklı
maceracılar, şan peşindeki asilzadeler ve serserilerce oluşturulmuş, zaptedilmesi
ve kontrolü zor bir ordudur.
Bu kısımdan itibaren en çarpıcı üç Haçlı seferi hakkında bilgiler vererek
Haçlı Seferlerinin mahiyetini biraz daha açıklayacağız.( Konuyu biraz
dağıtmasına rağmen bazı önemli ayrıntılar da yazıya dahil edilmiştir.)
I. Haçlı seferinde ilk olarak Papaz Urban'ın topladığı 100.000 kişilik
bir ordu Bizans topraklarına geldi. Bu ordu profil olarak aşağı yukarı
tamamen ekonomik nedenlerle sefere katılan insanlardan oluşmaktaydı. Bu
nedenle sabırlı davranamamış ve daha Bizans topraklarındayken kendi dindaşlarının
mallarını yağma edip büyük zarar verdikleri için Bizans İmparatoru be
"bela"yı derhal Anadolu'ya geçirtmiştir. Anadolu'da onları ummadıkları
bir sürpriz beklemekteydi. Sayıları çok daha az olmasına rağmen Anadolu
Selçukluları gelen bu orduyu kısa bir savaştan sonra tamamen yokettiler.
Ancak arkadan çok daha düzenli, çok daha büyük ve asilzadelerin de içinde
bulunduğu 600.000 kişilik bir ordu gelmekteydi. Bu orduya karşı Anadolu
Selçuklu hükümdarı Kılıçarslan Eskişehir ve Konya'da kazanma ihtimali
olmayan iki meydan savaşı yaptı. Bunun haricinde bu büyük ama hantal orduya
vur-kaç taktiği ile büyük zayiatlar verdirdi. Yol üzerindeki yiyecek kaynakları
da imha edilerek oldukça güçten düşürdü. Öyle ki Haçlı ordusunda yiyecek
sıkıntısından dolayı kendi ölülerini yemeler başlamış tı ki bu bilgi Batılı
kaynaklarda yer almaktadır. Türkler'in sayıca azlıklarına rağmen uyguladıkları
başarılı savaş stratejisinin ardından Haçlı ordusu 600.000 kişi ile girdiği
Anadolu'dan 50.000 kişi ile çıkmıştır. Ancak otorite boşluğu olan Kudüs
ve çevresini rahatlıkla ele geçirmişler ve görülmemiş katliamlara imzalarını
atmışlardır. Camilere sığınan müslüman halk tamamen öldürülmüş. Yine Batılı
kaynaklarda şövalyelerin atlarının dizlerine kadar kana bulandığı ve kan
kokusundan birçok askerin bayıldığı söyleniyor. Belki de bu yaşadıkları
hayal kırıklığının ifadesiydi. O kadar çektikleri zorluklara rağmen o
yeryüzü cennetini bulamamışlar, zengin olamamışlardı.
II. Haçlı seferi dünya barbarlık tarihinin elit olaylarından birisi olarak
tarihteki yerini almıştır.
III. Haçlı seferi ise en meşhur haçlı seferlerinden biridir. Bu sefer
yine Kudüs ve çevresi ile ilgili çatışmaların neticesinde olmuştur. Selahattin
Eyyubi ve Nureddin Zengi gibi müslüman liderlerin karşısında bu sefer
Fransa, Almanya kralları ile İngiliz'lerin meşhur kralı "Arslan yürekli"
Richard vardır. İki toplum arasında büyük bir medeniyet farkı vardır.
Örneğin Selahaddin Eyyubi'nin Kral Richard'a gönderdiği mekanik saatin
ne olduğu anlaşılamamış ve içinde şeytan olduğuna hükmedilmiştir. İki
toplum arasındaki farklar sadece bilim alanında değildi. Haçlıların yaptığı
katliamlara mukabil yaralı Haçlılar müslüman hastanelerinde tedavi oluyor,
hatta bir defasında kendi doktorlarınca iyileştirilemeyen Kral Richard'a
Selahattin Eyyubi kendi doktorunu gönderiyordu. Seferin sonunda Haçlılar
hiçbirşey elde edemeden geri dönüyorlardı. Kral Richard ise "Ben
Selahattin'den insanlık öğrendim." diyerek geri dönüyordu.
IV. Haçlı seferi Haçlı seferleri arasında en trajikomik olanıdır. Haçlılar
Kudüs'e doğru giderken başı dertte olan Bizans İmparatoru'nun ricası üzerine
İstanbul'a uğramışlardır. Ancak belki de Haçlıların asıl maksadını ortaya
çıkaran bir rezalet yaşanmış, "Burası varken Kudüs'e gitmeye ne gerek
var?" tipi bir anlayış içerisinde Haçlı ordusu savunmasız İstanbul'u
yağma etmiş ve Bizans kralını devirerek kendi Latin Krallıklarını kurmuşlardır.
IV: Haçlı seferi bu açıdan Haçlı seferlerinin asıl amacını ortaya koyan
çarpıcı bir örnektir.
Şimdi başa dönelim. Gerçekten ABD'nin başını çektiği olay resmen olmasa
bile mantalite olarak bir Haçlı seferinden farkı yoktur. Yani "tamamen
duygusal" bir harekattır. Amerika'nın bu olayı kullanarak yaşadığımız
çağın en önemli kaynaklarından enerji ve petrol üzerindeki hakimiyetini
sağlamlaştırmak istediği görüşü giderek yaygınlık kazanıyor. Görünüşte
haklı olarak beliren duygular ön plana çıkarılmış ve tarihteki çoğu hamle
gibi perde arkasında gerçek sebep olan ekonomik ve siyasi sebepler başrolü
oynamıştır. Aslında Başkan Bush haklıdır. Bu hareket masum maskesinin
ardında çıkarları uğruna birçok insanın mutsuzluğuna sebep olan bir Haçlı
Seferidir.
ibozcam@mailcity.com
|