|
Cengiz Han Üzerine
Cengiz Han küçük bir çocukken de, ömrünün son yıllarında da hep çatışmanın,
hareketin, belanın içinde olmuştur. O küçük bir çocukken orta halli bir
Moğol aşiretinin ileri gelenlerinden olan babası bir dostluk yemeğinde
Tatarlar tarafından zehirlenmiş ve ailesi bizzat kendi kabilesi tarafından
ölmeleri için yanlız başlarına ormana bırakılmıştı. Cengiz Han'ın annesi
beş çocuğuyla tek başına çok zorlu bir hayata başladı. Ancak beklentilerin
aksine ölmediler; balık, kuş, geyik avlayarak binbir zorluk içinde ayakta
kalmayı başardılar. Herkesin görevini en iyi şekilde yapmasının mecbur
olduğu sert ama onları ayakta tutacak bir kurallar dizisi geliştirmişlerdi.
Bu kurallar uyarınca Cengiz ve kardeşi Kosay, avladıkları hayvanları yürüten
diğer kardeşlerini öldürmekten çekinmemişlerdi. Böylece yıllar geçti ve
çelik iradeli, acımasız, yılmaz birer savaşçı olarak Cengiz ve kardeşleri
tarih sahnesine çıktılar.
Cengiz, her ne kadar gösterişli bir savaşçı olsa ve soylu bir kökeni olsa
da bulunduğu durum ona hiçbirşey sağlamıyordu. O toplum dışına itilmiş
bir adamdı ve onun gibi yüzbinlerce savaşçı vardı. Cengiz'i kabul edebilecek
reis sayısı da azdı, zira kendi kabilesi de dahil çoğu klan onun ailesine
düşmandı, düşman olmayan kabile reisleri de ona şüpheyle bakıyordu. Derken
Kerait ülkesinin kralı Tuğrul ona kapılarını açtı ve ona güvenini göstererek
onurlandırdı. Cengiz Han bu yaşlı adamı babası gibi sevecek ve sıkı bir
bağlılık gösterecekti. Kerait komutanı olarak çok büyük işler yaptı, çevrede
bulunan Tatar, Merkit, Moğol, Tunguz, Çin, Nayman kökenli kabilelerin
tamamını yendi. Kerait ülkesini iki kere yok olmaktan kurtardı. Bununla
birlikte Kerait Kralı biraz da kışkırtmalarla Cengiz'e hak ettiği saygıyı
ve güveni göstermemeye başlamış ve onun tüm iyiliklerine karşılık bütün
bölge devletlerinin kurduğu komploya sessiz kalarak onu savaşta yanlız
bırakmıştır. Cengiz, kendisine bağlılık ve hayranlık duyan adamlarıyla
umutsuz bir savaşa girişmiş, büyük kahramanlıklara rağmen ilk ve son mağlubiyetini
almıştır. Bu savaştan sonra başıboş bir şekilde dolaşan Cengiz sıfırdan
tekrar bir ordu oluşturmuş ve tüm düşmanlarının tekrar birleşmesine izin
vermeden tek tek ezerek intikamını feci bir şekilde almıştır. Cengiz Han'a
atfedilen "İnsanın en büyük zevki düşmanlarını yenerek öldürmek,
karılarına sahip olmak ve sevdiklerinin ağlamalarını görmektir" sözü
de bu mücadelelerin sonunda ortaya çıkmış ve yaşam felsefesi haline gelmiştir.
Zira bu yukarıdakilerin hepsini Cengiz Han acı bir şekilde yaşadı.
Son beşyüz yıldır yapılamayan, yani, Altay, Sibirya ve Moğolistan'da
yer alan tüm Moğol ve Türk kökenli kabileleri hakimiyeti altına alan Cengiz
Han, kalıbına sığamayan tüm bozkır devletlerinin yaptığı gibi gözünü Çin'e
dikecekti. Hunlar ve Göktürklerle başlayan tarih çevrimi bir kez daha
tekrarlanacak ve bozkıra hakim olan devlet, Çin'in zenginliğini ele geçirmek
için Çin'e hücum edecekti. Çinliler'in modern sayılabilecek ordusu Cengiz'in
askerleri önünde hiçbir işe yaramadı. Zira hareketliyken 200 m ilerideki
hedefi vurabilen bozkır atlısı hala dünyanın en iyi savaşçısıydı. Sayıca
kendinden üstün orduları üzerine çekiyor, uzaktan avlıyor, ıssız bölgelerde
pusularla çökertiyor, morali bozulup kaçan düşmanı genel bir hücumla tamamen
yok ediyorlardı. Sonuçta Çin fazla dayanamadı ve teslim oldu. Cengiz ve
adamları Çin'de çok acımasız davrandılar. Özel prosedür ve yöntemlerle
itinayla katliamlar yaptılar. Çin'in bugün 1.2 milyar gibi az bir nüfusa
sahip olmasını biraz da Cengiz Han'a boçluyuz. Moğollar Çin'in askeri
alandaki teknolojisinden de faydalanma imkanı bulacaklardı.
Cengiz Han, Çin'i tamamen ele geçirmek için uğraş verirken aslında Batı
sınırına yürümeyi çok fazla düşünmüyordu. Ancak Harzemşahlar Devleti'nin
yaptığı hareketler Cengiz Han'ı çileden çıkarmaya yetti. Harzemşah Muhammed
son derece yeteneksiz, kararsız, beceriksiz ve aptal bir hükümdardı. Bir
Harzemşah valisi Moğol ülkesinden gelen kervanı ve yanlarındaki Moğol
elçisini vahşice öldürüyor. Cengiz Han, yine de son bir uyarı yapıyor
ve özür dilenip zararın tazmini için süre veriyor. Beceriksiz hükümdar
gücüne güveniyor ve vahşet günleri başlıyor. Gücünü kalelere dağıtan Harzemşah
savunma savaşı yaparak işi kotarmak amacında. Ama hesaplamadığı birşey;
Moğollar Çinlilerden aldıkları kuşatma makinalarıyla geliyorlar. Kaleler
bir bir düşüyor. Moğollar kuşattıkları şehirde direniş olursa insanların
tamamını, direniş olmazsa 5te 4ünü öldürecek şekilde bir strateji uyguluyor.
Merv şehrinde kaleden atılan bir okun bir soyluyu vurması üzerine şehirdeki
insanların tamamıyla birlikte kedi, köpek vb canlılar da öldürülmüş, çevrede
kazara canlı kalmaması için bir birlik bırakılmış ve şehir tamamen sürülerek
tarla haline getirilmiştir. Moğollar o kadar acımasız davranmışlardır
ki, başka şehirlerde, saklananların kurtulmaması için şehirden çıktıktan
birkaç gün sonra aniden geri dönüp kalanların da yaşamlarına son vermişlerdir.
Bazen de bir şehir halkını esir edip Moğol elbisesi giydirip başka kalelerin
kuşatmasında yem olarak kullanmışlar. Direniş gösterip ellerinden kurtulan
olursa onları da binlerce km takip edecek kadar hırslı davranmışlar. (Bu
kargaşada Moğollara tek mağlubiyeti tattıran kişi Harzemşah Celalettin
olmuştur. Tek başına kaçıp Afganistan'da sıfırdan bir ordu kurarak zafer
kazanmış, ama oldukça sinirli ve kalbalık bir Moğol ordusuna yenilmiştir.
Atıyla birlikte nehre atlayıp yüzerek kurtulmuş ve Hindistan'a sığınmıştır.
Moğolların "Sıcak bizi bozar" kuralları onun takibini engellemiş
ve o yılların tek kahramanı ölümden kurtulmuştur.) Tekrar Harezm, Çin
ve Doğu İran'a dönecek olursak, halkın korku ve dehşet içerisinde en ufak
bir af ve acımadan mahrum berbat yıllarına şahit oluruz. Psikolojik travma
o şekilde büyüktür ki, Moğollar bir şehri ele geçirip halkı dağın eteklerinde
toplamış ve birbirlerini bağlamaları istenmiş ve birbirlerini bağlayınca
da ok talimi yapan askerlerin okları ile can vermişlerdir. Oysa anlatılanlara
göre kaçsalar en az dörtte üçü kurtulacaktı. Benzer şekilde bir Moğol
askeri tek başına bir şehre girer, halkı toplar ve istediğini öldürür.
Kimse de buna birşey diyemez haldedir. Böylelikle Harezm ülkesi ve Doğu
İran'ı da ele geçiren Cengiz Han, kısa süre sonra ölüyor. Cenaze törenine
katılan yüzlerce kişi mezarın yerinin bildirilmemesi için öldürülüyor.
Tarihin gördüğü bu en büyük imparatorluğun kurucusu Cengiz Han, yenilgisinden
kısa süre sonra bu derece büyük bir başarıya ulaşmıştır.Aslında buna başarı
denir mi bilmiyorum. Milyonlarca insana felaket getiren bir olaya başarı
denebilir mi emin değilim. Ancak Cengiz Han'ın soylu bir insan olduğundan
şüphe yoktur. Küçük yaştan itibaren zorluklar ve yok olma tehlikesi içinde
yaşamış, kendine yardım eden herkesi kardeşi, babası gibi görmüş ve davranmıştır.
Yemeğini askerleriyle yiyen ve ordusundaki tüm askerleri kardeşi gibi
gören, katıldığı yüzden fazla savaşta en önde savaşacak kadar cesur, aynı
zamanda taktik ve strateji dehası bir insandı. Bozkır insanını idare etmesini
biliyordu ve bu doğrultuda kanunlar yaparak birbiriyle uzun vadede geçinemeyen
sert adamları birarada tutmasını bilmiştir. Ancak düşmanı kabul ettiği
insanın kendisini bırakın, ailesini, hayvanlarını, hatta ülkesini bile
düşman kabul eden ve öfkesini bütün hepsi üzerinde gösteren son derece
acımasız bir yüzü de vardır. Bu yüzü Cengiz Han'ın büyük bir fatih olmaktan
çok yeryüzünün gördüğü en büyük barbarlardan birisi olarak hatırlanması
için yeterli kanıttır.
Bu şahıs hakkında son söylemek istediğim, onun Türk olduğunu konusundaki
iddialardır. Konu hakkında araştırma yapan tüm tarihçilerin ittifakla
belirttiği gibi Cengiz Han Moğoldur. Yazışmalarını Uygur Türkleri aracılığıyla
yapması, Moğolların herhangi bir yazılı kültürünün olmamasının ve Moğolca'nın
çok geri kalmış olmasının bir sonucudur. Cegiz Han akıllıca davranarak
danışmanlarını sadece Moğollardan değil, Türk, Çinli, Sogd gibi milletlerden
seçmiştir. Ordusu da benzer şekilde sırf Moğollardan değil, ele geçirdiği
tüm ülkelerden topladığı adamlardan oluşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında,
kullanabileceği her türlü imkanı kullanan biri olarak Türk alfabesi kullanması
onun Türk olduğu konusunda kanıt değildir. Cengiz Han'ın Türk olduğu iddiası
iki grup tarafından ısrarla savunulmaktadır. Bu gruplar Yunan ırkçıları
ve Türk Milliyetçilerinin bir koludur. Irkçı Yunan kaynaklarında - ki
hepsi tamamen Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur- Cengiz Han'ın insanın
en büyük zevki hakkında yukarıda belirttiğimiz sözü yer alır ve Cengiz
Han'ın Türklerin tipik temsilcisi olduğu belirtilir. Bizim tarafta ise
Cengiz Han'ın tarihin en büyük imparatoru olduğu belirtilerek sahiplenilmeye
çalışılır. Komik bir çaba. Cengiz Han'ın Türk Dünyası'na verdiği büyük
zararlar mevcuttur. Naymanlar gibi Türk aşiretlerini Moğollaştırmış, Harezm,
yani bugünkü Orta Asya'da neredeyse canlı bırakmamıştır. (Hatta Osmanlı
Devleti'ni kuracak olan Kayı Oğuzları da bu devirlerde Harezm'den kaçan
boylar arasındadır.) Sonuç olarak Cengiz Türk değildir, olmamalıdır.
ibrahimb@banksoft.com.tr
|