Kültür Anasayfa Editörden Makaleler Bölümler Görüşleriniz Görüşleriniz



 
 
 
 
 
 



Beyaz Adamlar ve Biz

İspanyollar, Amerika kıtasına ayak bastıkları zaman, çoğu yerde yerliler onların özel insanlar olduğunu düşünmüş, korkuyla karışık bir saygı besledikleri ve kimi yerlerde "Tanrı" olduklarını düşündükleri bu adamlara karşı çıkmayı akıllarından bile geçirmemişlerdi. Buna karşılık İspanyollar da bu garip mahlukların insan olarak kabul edilip edilmeyeceklerine kadar tartışmalar içine girmişlerdi. "Beyaz adam" sendromu olarak adlandırılan bu durum, Yeniçağ ve Yakınçağ Avrupa'sının politikalarına damga vurdu; kölelik ve sömürgecilik için bir temel teşkil etti. Bir tarafta "beyaz adamlar" karşısındaki mahlukun tam insan sayılamayacağına inanmanın rahatlığı ile zavallıları ezerken, diğer tarafta zavallılar korkulu bir saygı ve kaderlerine boyun eğmiş şekilde çoğu zaman bir tepki göstermeden hayatlarına devam ettiler. Psikolojik üstünlüğün bir milleti alt etmenin ilk basamağı olduğu bu örnekte aşikar bir şekilde görüldü.

Müthiş bir güç kazanan Avrupalılar, zavallılardan gasp ettikleri zenginlik ve güçle daha büyük düşmanlarını halletmeye giriştiler ve hedef, Batı'ya hiçbir zaman boyun eğmeyen Osmanlı oldu. Osmanlılar'ın Avrupa'yı gözünde büyütme gibi bir durumu yoktu. Anlaşmalarda Avusturya İmparatoru, Osmanlı sadrazamına eş tutuluyordu. Kanuni'nin Fransa Devletinden "Fransa Vilayeti" diye bahsettiği mektubu hatırlayacaksınız. Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama sonuç olarak vaktiyle Osmanlı Devleti'nin, Avrupa'dan korkmak yada saygı duymak bir kenara, psikolojik olarak çok büyük üstünlük sağladığını görmekteyiz.

Osmanlı'da psikolojik üstünlüğün doğurduğu rehavet ve kendine aşırı güvenle gerileme dönemi başladı. Gerek rakibinin amansız hücumları, gerekse kendi hataları ve gerçek anlamda etkili reformların yapılamaması ile Osmanlı da psikolojik üstünlüğünü kaybetmeye başladı. Avusturyalılar'ın ilk büyük zaferleri ardından yaptıkları anlaşmada Osmanlı ve Avusturya İmparatorları'nı protokolde eşit hale getirilirken, ilerleyen yıllarda Kavalalı Mehmet Ali Paşa gibi bir vali bile padişahın kuvvetlerini mağlup edip hükümetle anlaşma imzalayacaktı. Viyana kabusunun ardından gelen zincirleme mağlubiyetler serisi, yıllarca süregelen Anadolu'ya gerisin geri göç ve panik ortamı bir süre sonra Avrupalılar'ın bariz bir psikolojik üstünlük sağlaması sonucunu verdi.

Son dönem Osmanlı aydınları arasında, Avrupa'nın hiçbir zaman Türkler üstünde etkili olmayan Beyaz Adam imajı yayılmaya başladı. Vaktiyle Avrupa'ya, okuyup aradaki farkları gidermesi için gönderilen gençler, Batı hayranı olmanın dışında kendi kültürüne de bir küçümseme duygusuyla dönüyordu. Aradaki farkın kapanması için bilim, eğitim, ittifak gibi konularda var güçleriyle çalışma yerine siyasal mücadelelere girip geri kalmışlığı ülke kültürünün en alakasız yerlerine bile yayacak bir anlayış geliştirdiler. Öte yandan Avrupalılar da artık bu ülkede de Beyaz Adam olmaya başladıklarını memnuniyetle görüyorlardı. Winston Churchill'in "Türklerin tam insan sayılamayacağı" yönündeki konuşması ve Darwin'in evrimini tamamlamayan insan ırkları içerisinde Türkleri de göstermesi Beyaz Adam sendromunun Batı ayağını tamamlıyor ve Türk topraklarının da artık Batı sömürgesi olacağının resmi bildirisi yapılıyordu. Ne var ki Türk milletinin aydınlarının(!) bir kısmı gibi olmayan büyük kısmının zavallılığı kabul etmemesi nedeniyle Kurtuluş Savaşı gibi bir destan ortaya çıktı.

Kurtuluş Savaşı gibi muhteşem bir zaferin ardından, milli komplekslerden kurtulmamız gerekirdi ama ilk zamanların başarı ve heyecanını oluşturan azim, çalışma, birliktelik gibi değerler yerini sonra şekilce bir anlayışa bıraktı. Tarihimizdeki doğru ve yanlışları bularak yeniden yorumlayıp kabullenmemiz gerekirken sanki Kurtuluş Savaşı ve sonrasını yüceltmek için Osmanlı dönemini karalama çabası ile kültürümüzü de bir kenara kondu ve kompleks içinde olduğumuz Batı'ya benzemek çabaları içerisine girildi.

İsmet İnönü zamanında uluslararası bir etnoğrafya çalışmasına Türkiye'den milli kıyafet örneği istendiğinde takım elbiseli, kravatlı bir memur resmi gönderilmiştir. Atatürk'le birlikte savaşta yer alıp sırtında çocuğu, cepheye mermi taşıyan Anadolu kadını değil de, savaşa hiç katkısı olmamış ve tek özelliği savaş sonrasında "modern" kıyafetler içinde Atatürk'le aynı fotoğraf karesi içerisinde bulunmak olmuş kadının "Atatürk kadını" olması da bu anlayışın bir parçasıdır. Burada kılık-kıyafet devrimlerini eleştirmiyorum; çarşaf ve peçe gibi estetikten uzak giyim tarzlarına ben de karşıyım. Ancak kıyafet dolayısıyla bir kompleks içinde bulunmanın örneklerini de genel çerçeve içerisinde belirtmek zorundayım. Bu milletin bıçak kemiğe dayandığı o noktada başarısını birlik beraberlik, azimli bir çalışma, psikolojik bir heyecan ve motivasyon sayesinde olduğunun anlaşılacağı ve bu değerler için uğraşılacağı yerde anlamsız bir kılık-kıyafet olayının halen bu kadar gündeme gelmesi ilginç.

Entellektüellerimizin bu kompleksi tarihimize de yansıyor. Osmanlı deyince aklımıza Batılıların vurguladıkları şekliyle harem, cariye, şişman ve kaba padişah, gizli sapık ve miskin bir toplum gibi motifleri getirme çabasını özellikle kendi yönetmen ve yazarlarımızın eserlerinde görüyorum. Basın yoluyla pohpohlanan ve popülerlik kazandırılan bu kitap ve filmlerde, Ruslar'ın bir şehir halkını katlettiğini duyunca üzüntüsünden ölen, halk içinde tedbil kıyafet dolaşan, sanatkar ve ince ruhlu padişahlar ya da sadaka vercek kişi bulamadığı için ağaçlara para asan zenginler göremezsiniz. Tamamen Batılıların "Beyaz Adam" olarak, olmasını düşlediği bakış açısını baz alan bu film ve kitaplar maalesef halkın zihnine işlenmekte ve en büyük övünç kaynaklarımızdan biri mahvedilmektedir. Richard Holbrooke Yugoslavya dağılma süreci içerisinde arabuluculuk yaparken bunalmış bir şekilde "Siz bu adamları 400 yıl nasıl kavga gürültü çıkmadan idare ettiniz?" diye hayretler içinde sorarken sözkonusu kitaplar en çok satanlar listesinde yer alıyor. Tarihteki başarılarımızı, neleri doğru yaptığımızı anlatan eserler yerine Batılıların sübjektif bakış açısını yansıtan zırvalar zirveye çık(arıl)ıyor.

Okumuş adamların bu durumu halka da fazlasıyla yansıyor tabi. Kişilere övünebileceği bir şeyler sunamazsınız o insanlar bir iki nesil sonra rakiplerini beyaz adam gibi görmeye başlar. Bugün millet olarak hayata 1-0 yenik başlıyoruz. Kendi insanına güvensizliğin doruklarındayız. Yumatu örneğinde olduğu gibi, insanımızdaki kendi malına olan güvensizlik dolayısıyla yerli mallar bile yabancı isimlerle satışa çıkarılmakta.. Radyoya ilan veren sobacının reklam arka planında yabancı müzik, giysilerimizin üzerinde yabancı yazılar var. Çünkü gerçek üstünlük psikolojik üstünlüktür. Kendi vatandaşının kanser olmasına sebep olan sigara firmasını 30 milyon $ tazminat ödeten ABD'nin, savaşta yanlışlıkla akıllı(!) bombalarla öldürdüğü Afgan siviller için adam başı 100 $ ödemesine kimsenin sesi çıkmıyorsa bu tabi ki ABD'nin psikolojik üstünlüğünün verdiği cürettendir. Karşınızdakini Beyaz Adam gibi görürseniz sömürülmeye mahkumsunuz demektir. Her türlü beladan kurtulmanın ilk şartı psikolojik bir devrimden geçer ve bu milletin ihtiyacı olan da budur. Yeter ki tarihimizi iyice inceleyelim, vaktiyle ne kadar başarılı olduğumuzu, her zaman "kaybeden" konumunda olmadığımızı hatırlayalım ve kendimizi olduğumuz gibi kabul edelim.

ibrahimb@banksoft.com.tr


Cengiz Han`dan Sonra
Cengiz Han Üzerine
Beyaz Adamlar ve Biz
Sırada İran mı Var? Ya Sonra?
Bu Paraya Dikkat!
Amerika Düşmanını Arıyor
Musul Meselesi
Haçlı Seferleri
Çaldıran Savaşı
Derin Basketbol
Hitler
Aztekler
Ejderhanın Dönüşü
Milliyetçilik
Ermeni Meselesi ve Milli Tarih


mutasyon.NET'e reklam verebilirsiniz. İrtibat için editörlüğe mail atınız.
mutasyon.net EDİTÖRDEN MAKALELER BÖLÜMLER GÖRÜŞLERİNİZ ÜYELİK NECİP FAZIL
MİSYONUMUZ KÜNYE BİZE KATILIN GİZLİLİK ŞARTLARI ZİYARETÇİ DEFTERİ