|
Ermeni Meselesi ve Milli Tarih..
Ermeni soykırım yasa tasarısının Amerika'da tekrar parlemento düzeyinde
tartışılmaya başlanmasıyla birlikte ortaya çıkan gelişmeler bu aya damgasını
vuran olaylar arasında yerini aldı. Bu meselenin üzerinden ilk başlangıç
tarihi üzerinden 100 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hala tartışılması
ve kabul ettirilmeye çalışılması Amerika'daki Ermeni lobisinin gücünün
yanısıra millet olarak tarihimiz hakkında ne kadar bilinçsiz ve pasif
olduğumuzu gösterdi.
Gösterilen tepkilerin niteliği genellikle asıl katliamı Ermeniler'in
yaptığını söyleyerek bu konuda başka hiçbirşey yapmamak oldu. Konu üzerindeki
yaptığımız ilk hata da burada. İlk olarak konu üzerindeki gerçek bilgileri
tarihin ışığında toparlayalım:
Ermeniler Anadolu'daki en eski kavimlerden biridir. Araştırmalar Urartu'ların
Ermenilerin ataları olduğunu ortaya koyuyor. Ermeniler Uzunca bir süre
Doğu Roma ve Bizans hakimiyeti altında bulunduktan sonra Selçuklu sultanı
Alparslan zamanından Osmanlı zamanının sonuna kadar Türk hakimiyeti altında
kaldılar. Bu uzun süreli hakimiyetler zincirinde ortak olan nokta Ermenilerin
devletle barışık bir ilişki içerisinde bulunup mimarlık, taş ustalığı
başta olmak üzere ticaret, doktorluk vb. mesleklerle uğraşıp refah düzeyi
yüksek bir hayat yaşamalarıdır.
Bu düzenin ilk bozulma belirtileri 93 Harbi denilen Osmanlı-Rus savaşında
ortaya çıkar. Rusya'nın Kafkaslardaki yayılma politikası sonucu elinin
altındaki Ermeni nüfusu çoğalmış ve Rusya Osmanlı hakimiyeti altındaki
Ermenileri kendi tarafına çekmek suretiyle Osmanlıyı zayıflatma ve işgali
kolaylaştırma yoluna gitmiştir. Bunun haricinde Doğu Anadolu'da bir Ermeni
devleti kurulma fikri Fransa ve İngiltere'nin ilgisini çekmiş ve Ermeniler
bir yandan kışkırtılırken diğer yandan da para, silah ve en önemlisi de
lobi desteği sağlanmış bir şekilde isyana başlamışlardır.Taşnak ve Hınçak
cemiyetlerinin terör organizasyonlarına başlamaları ve Osmanlı Devleti
yönetimi içinde Ermenilerin oluşturdukları organizasyonlarla Ermeni isyanı
fiilen başlamıştır.
Asıl büyük Ermeni isyanının başlaması ortamın son derece müsait olduğu,
imparatorlukların sonunu getiren I.Dünya Savaşı zamanındadır. Enver Paşa'nın
devletin en kaliteli ordusunu savaş yapmadan yok etmesiyle Osmanlıların
doğu sınırı adeta savunmasız kalmış ve karışık durumun ortaya çıkardığı
bir terör ortamı doğmuştur. Konu hakkında ortaya konan tezler işte bu
noktada farklılık gösteriyor. Biz, aklı başında her tarihçinin kabul ettiği
tezi anlatalım:
Osmanlı devleti, Ermenilerin bağımsızlık için terör başlatmaları ve Rus
ordusuna yardım etmeleri üzerine Ermenilerin tehcirine karar vermiştir.
Soykırıma yönelik bir devlet kararı kesinlikle olmamıştır.Tehcir kararı,
Ermenilerin Rus işgali tehlikesi altındaki Doğu Anadolu'dan alınarak Suriye'ye
naklini öngörmektedir. Bu kararın insan haklarına aykırı olduğu düşünülebilir.
Ancak şu anda bile savaş halinde vatandaşların haklarını kısıtlayabilmek
her devletin hakkıdır. Ayrıca devletin güvenliğinin son safhada tehlikede
olduğu bir zaman dilimi içerisinde üstelik te zararlı faaliyetlere karışma
ihtimali yüksek bir topluluğun tehciri son derece yerinde ve insaflı bir
karardır.
Bunun haricinde Ermeni terör gruplarının faaliyetleri sonucu birçok Türk
katledilmiştir. İntikam duygusuyla hareket ederek Ermeni katliamı yapan
bazı Türk grupları da maalesef olmuştur. Burada dikkati çeken husus olayların
sivil şahıslar arasında geçmesi ve devletin bir vur emrinin kesinlikle
olmamasıdır. Bu bir iç savaş olarak nitelenebilir. İki toplum arasındaki
bu kan davası da devletin bu iç savaşı kesmek için zarar veren ve olayların
nedeni olan Ermeni tarafını doğal bir neticeyle başka bir yöreye nakletme
kararı almıştır. Bu nakil işlemi sırasında da intikam hadiseleri ve hastalıklar
nedeniyle bir miktar daha Ermeni kaybı olmuştur. Ama bölgede yapılan araştırmalar
ve toplu mezarların bize bildirdiği rakamlar sonucu olarak Türklerin kaybının
Ermenilerden kat kat fazla olduğunu görürüz.
Bu olayların arkasından Batıda lobi faaliyetleri hemen başlamış ve abartılı
rakamlarla Osmanlı ve dolayısıyla Türkler hakkında bir karalama kampanyası
oluşmuştur. Bu rakamlar o kadar abartılıdır ki, kimi yayın organlarında
Ermeni kaybının 1.500.000 kişi olduğu öne sürülmüştür-ki bu o zamanki
Ermeni nüfusu toplamından fazladır-. Bu yayınların neticesinde "Barbar
Türk" imajı iyice pekişmiştir.
Bu meselenin Ermeniler açısından önemi, vatanını kaybeden bir milletin
kimlik bulma arayışı olarak karşımıza çıkar. Çoğu değişik Batı ülkelerinde
yerleşik bulunan Ermeniler rahat bir yaşam sürmelerine rağmen vatanlarına
olan duygusal bağlarını kaybetmemişler ve bunun sorumlusu olarak ta Türkleri
görmüşlerdir. Bu tasarının devamlı öne sürülmesinin nedeni budur.
Amerika ve diğer devletler için ise yerel politikacıların seçmenlerini
memnun etmek için kullanılan bir malzemedir bu tasarı. Amerika'daki bu
son durum Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı California ve New York temsilcileri
tarafından ortaya atılmıştır. Sadece oy kaygısından ileri gelmektedir
bu tasarı. Meselenin ilk başladığı yıllarda Amerika durumun gerçekten
Ermenilerin anlattığı şekilde olduğuna inanarak insani yardım çerçevesinde
yetimhane ve kolejler açarak Ermenilerin konudaki açıklarını gidermiş,
daha sonra da tahkik heyetleri kurarak meselenin içyüzünü belgeleriyle
dünyaya açıklama yoluna gitmiştir. Ancak Türkiye'ye gelen Amiral Bristol
ve özellikle General Harbord'un yaptıkları inceleme Ermenilerin konu üzerinde
haksız olduğunu belgelemiştir.Ermenilerin konu üzerinde tek delil olarak
öne sürdükleri,Talat Paşa'nın mektupları olduğu öne sürülen belgelerin
de asılsız olduğu ortaya çıkmıştır.Amerika'nın olaylar sıcakken gönderdiği
kendi heyetinin verdiği aleyhte rapora rağmen bugün hala bu tasarıyı gündeme
getirmesi de tasarının tutarsız ve samimiyetsiz olduğunu kanıtlıyor. Kirlenmiş
bir politik sistemin insan hakları konusunda samimi olması ve tarih üzerinde
yargılama yapması da son derece tehlikeli bir oyun.
Türkler için ise olayın fazla bir önemi bulunmamaktadır. Bu konuda yazılan
destekleyici mahiyette kitap ve diğer yayınların sayısı da bunu kanıtlar:
Ermenilerin soykırım iddiası hakkında 3285 tane yayınına karşılık bizim
yayınımız 12 gibi komik bir rakamda kalmıştır. Halkımızın bu konuda yeterli
bilgi sahibi olmamasına şaşırmamak gerek. Zira konu üzerinde araştırma
yapması gereken akademisyen ve tarihçilerimiz sınıfta kalmışlardır.
Bu sorun yanlız Ermeni sorunu için değil diğer tarih konularında da böyledir.
Osmanlı arşivleri gibi çok önemli tarihi kaynaklar atıl bir şekilde beklemekte
ve devletimiz de bu konuda gerekenleri yapmamaktadır. Tarih konuları üzerinde
devlet adamlarımız ve bilim adamlarımızın içinde bulundukları durumu yaşanan
şu olay özetliyor:
Bir tartışma programında konuşmasının sıkıcı olduğu ima edilen Hüseyin
Hatemi bir şaka yaparak ilk olarak İsveç'te ortaya çıkan ombudsmanlık
müessesesi hakkında ombudsmanlığın İsveç Kralı Demirbaş Şarl tarafından
Osmanlı'dan götürülen alim Hamdi Osman Çelebi'nin adının değişmesinden
doğduğunu söylese konuşmasının heyecanlı olacağını söyler. Programdaki
Mim Kemal Öke de gazetede "geyiği" devam ettirir. Tamamen bir
şaka olan bu bilgi, ertesi gün Adalet bakanı, profesör ve gazetelerin
de içinde bulunduğu kişi ve kurumlarca açıklamalarda kullanılır.
Sonuç olarak tarih konusunda okumuyoruz, araştırma yapmıyoruz, merak
etmiyoruz. Bugün ülkemizin yaşadığı sorunların çoğunun temeli tarihte
yatıyor. İsrail'in 400 yıl önce Osmanlı'nın kullandığı ordu iaşe sistemini
bile araştırarak yararlandığı bir zamanda hala popülist ve kısır tartışmalar
içerisindeyiz. Sonuç olarak Ermenilerin uğraşmasına hiç gerek yok. Türk'ün
Türk'ten başka düşmanı yoktur.
Gelecek ay görüşmek ümidiyle..
ibozcam@mailcity.com
|