| Anne Sütü Kansere Çare
Mi?..
Her tarafımız, doğumdan-ölüme rahmetle kuşatılmış. Biraz dikkat etsek,
farkına varacağız. Hakkında belki yüzlerce makale yayınlanan anne sütünün
son olarak da bebekleri kanserden koruduğu ispatlanmış, fakat mekanizması
henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Araştırmacılar, lâboratuarda yetiştirilen
kanser hücrelerinin anne sütü tarafından öldürüldüğünü görünce büyük bir
potansiyelin farkına vardılar. İsveç'te Lund Üniversitesi'nde doktor ve
immünolog olarak çalışan Catharina Svanborg, anne sütündeki bu mucizevî
sırları keşfeden ekibin lideridir.
C. Svanborg ve çalışma arkadaşları yedi yıl önce anne sütü ile kanser
hücrelerini bir araya koyduklarında kansere bir çare aramıyorlardı. Bununla
birlikte İsveç Lund Üniversitesi'ndeki araştırmacılar normal anne sütünün
kanserin her çeşidi için bir koruma sağlamasını yeni bir keşif olarak
adlandırıyorlar. Şimdi Svanborg bu keşfini daha çarpıcı bir şekilde ispat
etmek için çalışıyor. İhtiyatlı bilim adamları ise bu sürpriz keşfi, henüz
gerçeği bulmak adına atılmış bir adım olarak görüyorlar. Millî Kanser
Enstitüsü'nde göğüs kanseri uzmanı olan David Salomon "Bu son derece
mühim bir tespit olup, ilgi çekmektedir, ancak ihtiyatlı davranılması
gerekir. Bunun gibi çalışmaları engellememeliyiz, halbuki çoğu zaman tünelin
ucundaki ışığı gören insanların karşılarına tuğladan duvar öreriz."
diyor.
Svanborg'un lâboratuarı büyük olmamakla birlikte aslında tam da kanser
araştırmaları için kurulmuş bir merkez değildir. Asıl kuruluş gayesi ve
ihtisas alanı enfeksiyon hastalıklarıdır. Salomon'un ifadesine göre: "Eğer
bu çalışma Millî Kanser Enstitüsü bünyesindeki çok iyi bilinen, adını
duyurmuş bir lâboratuar tarafından yapılmış olsa idi bütün bilimsel ve
magazin dergileri röportaj için sırada bekleyecek ve diğer bilim adamları
da bu çalışmaya katılmak için büyük arzu duyacaklardı."
Svanborg ve öğrencisi Anderss Hakanssons bundan yedi yıl evvel bu şaşırtıcı
ve bir o kadar da zihinleri karıştırıcı çalışmalarına başladılar. Araştırmalarını
anne sütü, bakteriyal enfeksiyonlar ve kanser hücreleri üzerine yapıyorlardı.
Tartışılan fikirlerin odağı, anne sütünün nasıl olup da, dehşetli bir
mikrop-savaşçısına dönüştüğü ve enfeksiyonları engellediği idi. Kanser
hücreleri üzerindeki tesiri ise daha da enteresandı. Kanser hücrelerinin
hacimlerinin azaldığını ve nukleus (hücre çekirdeği) muhteviyatının gittikçe
küçüldüğünü gören A. Hakanssons, ilk önce bir şeyleri yanlış yaptığını
düşünür. Svanborg mikroskobun başına geçtiğinde probleme bir çözüm olarak
"kanser hücrelerinin intihar ettikleri" fikrini ihtiyatlı bir
şekilde dile getirir.
Hücreler her zaman intihar eder, bu duruma "Apoptosis" denir.
Apoptosis vücudun işe yaramaz ve yaşlı hücrelerden kurtulmak veya kendini
yenileyebilmek için uyguladığı bir programdır. Bütün sağlıklı hücreler
zamanı geldiğinde bu intihar programına uyarlar ve bunun ne zaman başlayacağına
dair sinyalleri çevrelerinden alırlar. Hücre ölüm programının ilk basamağı;
hücre çekirdeğinin küçülmesi ve hücre sıvısı olarak bilinen sitoplazma
miktarının azalmasıdır ve neticede de hücrenin beyni gibi, bilgi molekülü
olan DNA'sı kopar. Hücre, kendisini meydana getiren temel maddelere ayrılır.
Kanser hücreleri ise, normal hücrelerin aksine çevreden gelen bu hücre
ölümünü düzenleyen sinyallere cevap veremezler ve hücre büyümesini veya
ölümünü kontrol edemezler. Neticede de tümör olarak adlandırılan karma
karışık hücre kümeleri meydana gelir.
Henüz mekanizmasını tam olarak açıklayamasak bile, kudreti sonsuz Rabbimizin
şefkatinden dolayı anne sütüne verdiği bir özellikten dolayı kanser hücrelerinin
durdurulması, bundan sonra yavrularını emzirme konusunda tereddüt geçiren
annelerin bu tereddüdünü kıracak gibi görünüyor. Hiçbir anne bile bile
yavrusunun kanserle mücadele gücünü kırmak istemiyeceğine göre çocuk emzirme
gibi yaratılıştan kendilerine verilmiş bir işi terketmeyeceklerdir. Bir
bilim adamı olarak Svanborg'un öğrenmek istediği ise anne sütü içerisinde
kanser hücrelerini öldürenin ne olduğuydu. Böylece kanser hastalarına
faydalı olabilecek yeni bilgilerle insanlığa hizmet etmesi mümkün olabilirdi.
Başlangıçta, yeni doğmuş bebeklerden almış oldukları bağırsak-mukoza hücrelerini
anne sütü ile muamele ettiler ve neticede Pnemococcus bakterisi tarafından
meydana getirilen ve pneumonia (zatürree) olarak adlandırılan hastalığı,
anne sütünün çok iyi bir şekilde durdurduğunu gördüler. Ayrıca anne sütü
ile beslenen bebekler, biberonla beslenenlere göre çok daha az duyma güçlüğü
ile karşılaşmakta ve solunum sistemi enfeksiyonlarına da çok daha az yakalanmaktaydılar.
Birbirini takip eden çalışmalar sonrasında, anne sütünün kansere karşı
da bir koruma sağladığını gösterdiler (çocuklukta görülen lymphoma riskinin
biberon ile beslenen çocuklarda dokuz kat daha fazla olduğunu gösterdikten
sonra, aynı sonuçların diğer kanser türleri için de geçerli olduğunu farkettiler).
Araştırma grubu, 1995 Ağustos'unda yaptıkları bu yeni keşfi, bütün dünya
ile paylaşarak, anne sütünün kanserli hücrelerin yerini tam olarak belirleyebildiğini
ve daha sonra da onları öldürdüğünü ifade ettiler. Kanserli hücreleri
tespit ederek öldürenin ise anne sütünde bol miktarda bulunan alpha-lac
(alphalactalbumin) olarak adlandırılan bir madde olduğunu buldular. Daha
sonra alpha-lac'ın süt içerisindeki laktoz şekerinin üretilmesine yardım
eden bir protein tarafından meydana getirildiğini gördüler. Bir çok bilim
adamı alpha-lac üzerine çalışmalara yeni yeni başlamış bulunmaktadır.
Halbuki daha önce hiç kimse alpha-lac'ın kanserli hücreleri öldürdüğüne
dair bir bilgi rapor etmemişti. Eğer bu protein, kanser hücrelerini kesin
olarak intihara teşvik ediyorsa, alpha-lac anne sütündeki süper kahraman
olmalı!!.
Araştırmaya göre hatalı hücreler bebeklik döneminden itibaren ilk malinite
(kanser) riskini ortaya çıkarır. Bu hatalı hücreler zamanla tehlikeli
bir şekilde kontrol dışı çoğalmaya başlarlar. İşte bu kanserdir!!. Bu
hatalı ve potansiyel olarak risk taşıyan hücreler asla olgunlaşmaz, yaşlanmaz,
oturaklaşmazlar ve sistem içerisinde zaman ayarlı bir bomba gibi sinsice
yerlerini alırlar. Uygun olan zayıf ve güçsüz bir anı yakaladıklarında
da tümöre dönüşürler.
Alpha-lac nasıl bir eğitimden geçerek kanser hücreleri ve diğer risk
taşıyan hücreler için bir intihar mekanizmasını çalıştırıyor?
Eğitimden geçerek farklılaşan alpha-lac, kanserli veya kanserleşme istidadındaki
hücrelerin dış zarından kayarak hücre içine sızabilir daha sonra hücrenin
enerji santralleri olan mitokondrilere doğru gider veya direkt bir yolla
da hücre çekirdeğine ulaşır ve çekirdek duvarını geçerek DNA'yı hedef
alabilir. Burada DNA-yıkıcı enzimleri harekete geçirerek DNA'nın yapısını
bozar ve onu parçalarına ayırabilir. Alpha-lac'ın hedefi sadece kanserli
hücreler değildir; zamanı geldiği hâlde olgunlaşmamış veya hızla yaşlanan
bütün hücreler de bu molekülün hedefleri arasındadır. Alpha-lac maddesi,
Yaratıcımız tarafından, bebeklerdeki kanser riski taşıyan hücreleri kökünden
kazımak ve diğer hücreleri de normal bir şekilde büyümeye teşvik etmekle
vazifelendirilmiş olabilir. Bağırsağın iç yüzünü döşeyen mukoza tabakası,
vücut içinden ve dış dünyadan gelen tehlikelerin önemli bir buluşma noktası
ve ayrıca immün sistemin (savunma sistemi) karargâhıdır. Bu bölgelerin
tetikte olması çocukların immün sistemlerinin gelişmesi bakımından önemli
görülmektedir.
Bu mekanizmanın farkına varanlarından biri de Amerikan Kanser Topluluğu'ndan
John Stevens olup, Svanborg ve arkadaşlarının yaptığı araştırma raporlarını
okuduktan sonra İsveç'e gider. Böylece Svanborg, bu topluluğun da desteğini
alarak tekrar büyük bir şevkle çalışmalarına başlar. Grubuna Stockholm'deki
ünlü Karolinska Enstitüsü ve İngiltere'deki Oxford Üniversitesi'nden yeni
araştırmacılar da dahil olmuştur. Bundan sonra yapılacak çalışmalar daha
öncekilerin doğruluğunu ve tekrar edilebilirliğini göstermek yönünde olacaktı
ve bu yeni çalışmalar dört yıl sürdü. En son sevindirici bilgileri ise
1999 Ocak ayı içerisinde ortaya koydular.
Çalışmanın diğer bir gayesi de özelleşmiş alpha-lac'ın kanserli ve diğer
riskli hücreleri tam olarak nasıl öldürdüğünü anlamak ve bu proteinin
en küçük moleküllerine kadar yapısını ortaya koymaktı. Bu arada proteinin
sadece kanserli hücreleri öldürmekle kalmayıp pneumococcus bakterilerini
de saf dışı bıraktıklarını ifade ettiler.
Çalışma grubu bu yeni proteine (yani özellik kazanarak farklılaşmış alpha-lac'a
) yeni bir isim verdiler: HAMLET (Human Alpha-lactalbumin Made Lethal
to Tumor cells). Şimdi mesele, bunun nasıl kanser suikastçisine dönüştüğünü
bulmak.
Svanborg, hazırlamış olduğu anne sütünü bağırsak-mukosa hücrelerinin
üzerine döker ve ayrıca solüsyona asit de ekler, böylelikle alpha-lac'ı
HAMLET'e dönüştürmeyi ummaktadır. Fakat dönüşüm için sadece asit yeterli
olmadığından, daha başka sırlı bir faktör olmalıydı? Bunun da, tam olarak
anlaşılamasa bile, sütün kendisini meydana getiren unsurlardan biri olduğu
düşünülmüştür.
Anne sütü, emzirme yolu ile bebeğin sindirim sistemine boşalır. Bebeğin
midesinde kuvvetli sindirim asitleri mevcuttur. Büyük bir ihtimalle sindirim
sistemindeki bu asit ve tam tanımlanamayan diğer bazı özel faktörler hep
birlikte, anne sütündeki alpha-lac'ı değiştirerek kanser hücrelerini öldürebilen
HAMLET'e dönüştürmüştür.
Şimdilerde yapılan çalışmalar HAMLET'i genetik olarak elde edebilmek
ve bu birbirine dönüş basamaklarını tam olarak açıklayabilmek yönündedir.
Svanborg "biz ne yaptığımızı biliyoruz ve artık insanlar bunu, bir
gerçek olarak çok yakın bir zamanda görecekler" diyor. Bilimsel çevrelerin
beklediği, alpha-lac'ın HAMLET'e dönüş mekanizmasının ve bunun kanser
ve bakteriyal enfeksiyonlarda nasıl tedavilere dönüştürüleceğinin aydınlatılmasıdır.
Elde edilecek HAMLET, tümör hücrelerini öldürücü olarak ilk önce hayvanlar
üzerinde test edilmelidir ki, zaten fareler üzerinde bu çalışmalar başlamış
bulunmaktadır.
Bu çalışmalar iyi sonuç verirse önümüzdeki üç yılda insanlar üzerinde
de bazı gönüllü denemeler yapılabilecektir.
Amerikan Pediatri Akademisi'nden bazı tavsiyeler:
Anne sütü ile beslenen bebekler karınlarını doyurmanın yanı sıra bir
çok fayda görürler. Bu sihirli iksir, bebeklerin genel sağlığını korur,
sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişmesini sağlar ve enfeksiyon riskini
de oldukça azaltır. Bir çok hastalığa karşı koruma sağlar. Meselâ solunum
enfeksiyonları, bakteriyal menenjit, diarrhea (ishal), otitis media (orta
kulak iltihabı), bakteremia, botulism (bir mantar zehirlenmesi), idrar
yolu enfeksiyonları, necrotizing enterocolitis (bağırsak iltihabı), ani
bebek ölümü sendromu, insüline bağlı şeker hastalığı, Crohn hastalığı
(kalın bağırsak iltihabı), ulcerative colitis (kalın bağırsak iltihabı),
alerjik hastalıklar ve tabiî ki en önemlisi lymphoma carcinom'lara (lenf
kanserleri) karşı koruma sağladığına dair deliller vardır.
Bunun dışındaki daha birçok çalışma da göstermiştir ki, anne sütü ile
beslenen bebeklerin immün sistemleri, biberonla beslenenlere göre çok
daha hızlı bir şekilde gelişmekte ve savunma için gerekli antikorlar yüksek
seviyede üretilmektedir.
Bütün bu sebeplerden dolayı Amerikan Pediatri Akademisi bazı tavsiyelerde
bulunuyor:
- Anne sütü, yeni doğan, prematüre ve hasta doğan bebeklerde mutlaka
tercih edilmesi gereken besindir.
- Anne sütü mümkünse doğum sonrası ilk saat içinde verilmelidir.
- Tıbbî müdahale gerektiren durumlar hariç, anne sütüne başka bir şey
ilâve edilmeden direkt olarak verilmeli ve emzikten kaçınılmalıdır.
- Anne sütü ideal besini sağlar. İlk altı aydaki ideal gelişme ve büyüme
şartları bütün bebeklerin ihtiyacıdır.
- Anne sütü ve emzirmenin annenin kendisine de faydaları vardır.
- Emzirme uterusun (rahimin) kasılmasına sebep olur, bu da doğumu takip
eden aylarda annenin daha kolay toparlanmasına ve ay hâlinde daha az kan
kaybına yol açar.
- Emziren kadınlar, hamilelik öncesi vücut ağırlıklarına emzirmeyenlere
göre daha erken dönerler.
- Emzirme işlemi düzgün bir diyetle beraber anne kemiklerini güçlendirir,
yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır. Emzirme, gebelikten korunma
için de en iyi yollardan biridir çünkü emziren kadınlarda yumurtlamanın
başlaması ertelenir. Bütün bu faydalara rağmen bazı durumlarda emzirme
işleminden kaçınılmalıdır. Meselâ; annenin zararlı ilâçlar kullanması,
tüberküloz, HIV taşıyıcısı veya AIDS gibi, aktif enfeksiyon geçirmesi
gibi durumlarda bu basil ve virüsler anne sütü ile bebeğe geçer.
- Aslında Amerikan Pediatri Akademisi'nden yüzyıllar önce Yüce Kitabımız
insanlara rehber olmak üzere indirildiğinde bu hakikatin de ötesine çok
açık bir şekilde dikkat çekilmişti. Lokman Suresi 14. ve Bakara 233. ayetlerinin
içinde geçen "...Sütten ayrılması da iki yıl sürmüştür..." şeklindeki
ibare ve "Analar, çocuklarını iki tam yıl emzirsinler. Bu, emzirmeyi
mükemmel şekliyle uygulamak isteyenler içindir." ayetinden hareketle,
bütün İslâm âlimleri çocuk emzirmenin önemini ve emzirme süresinin de
bir mâni olmadığı takdirde iki yıl olması gerektiğini söylemişlerdir.
Zaten bugün pediatristler tarafından tavsiye edilen süre en az altı ay
denirken, yavruyu tamamen güçsüz bırakmamak için gereken süredir. İleride
bebekleri iki sene emzirmenin hikmetlerini keşfettiğimiz zaman bir kere
daha ilâhî beyânın mucizevî haberlerine dikkat çekeriz.o
Kaynak: "Human Breast Milk Kills Cancer Cells", Discover,
June 1999
kyavuz@mutasyon.net
|