| Bir Kovan’da Geçen Ömür
Bu
ay sizinle bir balarısının hayatını, başlangıcından sonuna kadar gün be
gün inceleyeceğiz. Ve balarısının sergilediği fevkalade davranışları sırasıyla
inceleceğiz.
Rabbin balarısına vahyetti:
“Dağlardan, ağaçlardan, insanların kurduğu kovanlardan kendine evler
edin sonra mahsullerin hepsinden ye de, Rabbinin sana müseyyer kıldığı
yollara çık.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkarki,
onda insanlar için şifa bulunur. Elbette bunda düşünen bir topluluk için
bir ibret vardır. (Nahl Sûresi, 68-69)
Bahar ve yaz mevsimlerinde hayata gözünü açan bir balarısı, bu dünyada
ancak altı hafta kadar süren bir ömür geçirir. Bu ömrün ise her günü kesin
bir planla tayin edilmiştir. Gözünü ilk açtığı andan itibaren, sırasıyla
ve süresiyle hangi görevde bulunacağı bellidir. Balarısı toplumun o harikularde
organizasyonunu bir kat daha hayret perdesini saran, işte bu özelliğidir.
Yoğun
bir mevsimde hergün 1500-2000 balarısı dünyaya gelir; hergün buna uygun
sayıda balarısı bir görevden bir diğerine geçer; bir o kadarıda hayata
veda eder. Normal olarak, kovanın temizliği, bakım, hemşirelik , bal üretimi,
balmumu üretimi, petek yapımı, kovan tamiri, nektar veya polen toplama,
yeni kaynaklar araştırma, yeni pazarlara yahut kovanın geleceğiyle ilgili
kararlar alma gibi pekçok çeşitli hizmetlerin herbirinde, herbir balarısı
tek tek bulunur. Üstelik bütüt bu görev değişiklikleri ve “terfiler” birkaç
kafta içerisinde cereyan eder.
Bir balarısının ne anlam ifade ettiğini çözebilmek için, üç şeyi bir
arada incelemek gerekir:
1. Balarısının kendisini ve yaşayışı
2. Balarısının toplum düzeni ve işleyişi
3. Balarısı ile dünya
Bu
minik çalışkan varlıkların NE yaptıklarınıdan başka, NASIL yaptıklarına
baktığımız zaman, birbirleriyle olan o son derece sıkıi, yakın, candan
sevgi ve saygı dolu ilişkilerle karşılaşırız. Bir kovanda her an binlerce
arı kendilerini helâk edercesine binlerce kardeşinin yardımına koşmakta,
bir böceğe kolay kolay yakıştıramayacağımız kadar büyük bir şefkatle onu
besleyip büyütmektedir. Üretimin her aşamasındaki benzersiz yardımlaşma,
karar aşamasında birbirinin buluşlarına değer verme gibi üstün özellikler
de, bes belli, bir arının hayat biçiminde bizim gözümüze bir numune olarak
serilmek istenen şeyler arasındadır.
Onun tarlalarda çiçek çiçek dolaşıp topladıklarını bize bal olarak sunuşu
gibi, bu minik şefkat ve muhabbet makinesinden böyle bir ibret çıkarmak
da insana yakışan şey olsa gerek...
Şimdi bir balarısının hayatına biraz göz atalım ve bu mükemmel bir şekilde
donatılarak yaratılan varlığın akıl almaz bir şekilde doldurduğuhayatını
inceleyelim.
Burada
Bir balarısı, kraliçe arının bir yumurtasının sperm keseciklerinden gelen
bir spermle döllenmesi sonucu oluşur. Bu döllenme sonucu dişi bir arı
meydana gelir. Yani kraliçe bu döllenmeyi gerçekleştirmezse, gerçekleştirmemek
kendi elinde, yani sperm keseciklerinden spermi göndermezse, meydana gelecek
arı erkek arı olacaktır. Kraliçe arı bu döllenmiş yumurtayı balarıları
(dişi arılar ) için özel hazırlanmış peteklerin içine bırakır. Küçük bir
sosis biçiminde, 1,5 milimetre boyunda beyaz birşey aynı küçük bir pirinç
tanesi gibi. Arının bundan sonra organelleri, molekülleri işbirliği yapmışcasına
durmaksızın çalışmaya başlıyorlar ve tabir yerindeyse arıyı programlıyorlar.
Bu programın içinde polarizasyon düzlemi, rüzgar ayarları, kovan sıcaklığı,
güneşin yıllık ve günlük hareketleri, soğutma ve havalandırma prensipleri,
parlamenter demokrasi, yatırım ve pazarlama araştırma metodları... Bunlar
gibi, bizim uğrunda yıllarca dirsek çürüttüğümüz “modern” kavramları,
belkide henüz arıya bile benzemeyen bu arıcık öğrenmeye başlıyor. Arı
peteğe girdikten üçgün sonra günde yaklaşık 1300 öğün yemek yiyor. Tabi
yedikleride bebeklerin yedikleri gibi itinayla hazırlanmış çok özel besinle,
adına kraliyet peltesi veyahut arı sütü diyorlar. Vitamin ve protein yönünden
son derece zengin ve besleyici, mayonez kıvamında bir yiyecek. Bu yiyecek
aslında sadece kraliçeye has bir yiyecek fakat hızlı gelişme için larva
halindeki arılara günde 1300 defa veriliyor. Larva dönemi bitene kadar
boşaltım sistemi gelişmiyor. Çünkü hemşire arılar larvanın yiyeceğini
petek önüne bırakıyorlar. Bu işlem günde bin defadan fazla tekrarlanıyor.
Eğer bu aşamada boşaltımsistemi normal şekilde fonksiyonunu yerine getirmiş
olsaydı, artık maddeler ve besin karışacak, bu da ortaya hiç de sağlıklı
olmayan bir durum çıkaracaktı. Arının gelişiminde, diğer arılar herşeye
dikkat editorlar. Mesela: Havaların soğuk olduğu zamanlarda arılar peteklerin
önüne gelip vücut hareketleriyle ısıyı arttırıyorlar. Sıcaklar arttığı
zamanlarda kanat hareketleriyle ısıyı düşürüyorlar. Bir arının en iyi
bir şekilde petekten çıkması için gerekli sıcaklık 35-36 C dir. Bu sıcaklık
sağlanamazsa ya ölümler olur, veya bozuk kanatlı arılar dünyaya gelir.
Gelişme devam ettikçe yiyeceklerde de değişmeler oluyor. Artık arı sütü
yerine, bal ve çiöek tozu karışımı bir “arı ekmeği” sunuluyor. Bu arada
kovanın iç hizmetlerinde 30 bin, dış hizmetlerinde 15 bin arı görev yapıyor
ve görevler de sürekli olarak kaydırılıyor. Belli zaman sonra diğer arılar
petekleri balmumuyla kaplarlar ve artık larvanın dışarıyla irtibatı kesilmiştir
ve gelişimini tamamlamak için gerekli besini depo etmiştir. Peteğe girdiği
ilk günden itibaren 20 gün sonra arı tamamen gelişimin tamamlamış bir
asker gibi çıkmak için emir bekliyor. Sonunda balmumuyla yapılmış peteğin
kapısını parçalıyor. Bir müddet kendisini toparlıyor ve bir genç kızın
yaptıklarını yapıyor. Saçını tarıyor, üstüne çeki düzen veriyor. Bütün
bunlar, ilk defa kullanılan aletlerle yapıyor. Fırçalar, kollar, eller,
taraklar yep yeni.
Arının
başında üç minik göz, iki tane de petek göz var. Küçük gözler ışık seviyesini
ölçecek ve arıya polarize ışığı haber verecek. Büyük gözler herbiri ise
6900 petek içeriyor ve saniyenin 300’de birinde olup biten bir hareketi
ayırd edebiliyor. Bu duyarlılıkla bal arsı bizimle beraber televizyon
seyredecek olsaydı. Hareketli görüntüler yerine, birbiri ardına değişensabit
resimler görürdü. Petek gözler, bizim gördüğümüz kırmızıyı seçemiyor;
buna karşılık bizim göremefiğimiz mor ötesine karşı duyarlı bir şekilde
yaratılmıştır.
Arının gözlerinin dışında, mükemmel bir şekilde yaratılmış üç bacağı,
bu üç bacak gözlerine dolan çiöek tozlarını, anten bakım ve temizliğini
ve balmumunu orta bacaktan temizleyecek fırçalar, taraklar şeklindedir.
Anten 11 parçaya ayrılmış bir bölümden oluşuyor ve en önemli dokunma organı.
Ağız bülümü ise oldukça ayrıntılı bir yapı sergiliyor.
Balarısının bütün hayatı boyunca yerine getireceği en karmaşık işlerin
altından rahatça kalmasını sağlayacak ne kadar âlet ve donanım varsa,
hepsi, düşünülebilecek bir mükemmelliğin daha ötesinde bir olağanüstülükle
ona verilmiş durumda. Su, nektar ve bal emmek için dil, koklamak ve dokunmak
için antenleri, savunma silahı olarak iğnesi ve zehir kesesi, dört tane
kanat, en işe yarayacak şekilde yapılmış, gerekli sistemlerle bağlantıları
kurulmuş ve vücudun en iyi yerine monte edilmiş. Dünyaya gözünü açan balarısı
üstüne çeki düzen verdikten sonra hemen işe koyuluyor. Birazda balarısının
yaptığı işlerden bahsedelim.
Bizim balarısı hemen temizlik işlerine başlıyor. İlk iş temizlik, yeni
boşalmış peteklerin içi temizlenecek ve dezenfekte edici tükürüğüyle silip
parlatacak, Böylece, gelişmelerini tamamlamış balarılarından artan petekler,
yeni yumurtalar için kullanılır hale gelecek. Balarısı temizlik işinin
yanında, kovanın sıcaklığına da göz kulak oluyor. Temizlik işlerinden
sonra, hemşirelik görevine geçiliyor. Ve 4-6 günlük larva tırtıllara bakım
görevini üstleniyor. Bunuda kendi yediği besinin bir kısmını onların namına
midesinde hazmederek arı ekmeğine çeviriyor ve yemeleri için peteklerin
önüne bırakıyor. Artık hemşirelikte de terfi ediyor ve kıdenli hemşire
oluyor. Artık genç tırtıllara kendisi bakabiliyor ( Genç hemşirelik döneminde
kendi besinini büyük arılar veriyordu ). Hemşirelik dönemi bittiğinde
aşçılığa geçiş var. Şimdiki işi, öncü arıların tarlalardan getirdikleri
nektarı pişirmek ve sofralarımızdaki bal haline getirmek. Bu iş için gerekli
kazan kepçe, ateş ve her türlü malzeme, arının o minicik vücudunda. Bu
işi nasıl yapıyor görelim: İlk olarak ablasının getirdiği nektarı alıyor.
(Nasıl?) İki arı ağız ağıza yanaşıyorlar, genç balarısı tıpkı tüp şeklindeki
dilini ablasının bal midesine uzatıyor. Buradaki nektarın tamamını ( max.
70 miligram ) hortumlayıpkendi bal midesine dolduruyor. Kovanda balın
depolandığı bölümde naktarı çıkarıp tükürüğüyle ve özel salgılarıyla ıslatarak
onu çiğniyor ve tam yarım sürüyor bu çiğneme işi. Çiğnemeden sonra ortaya
çıkan, bizim bal dediğimiz, taklidi imkansız bir mucize gıda idi ki –
fakat hala tam kıvamında değil. Fazlaca sulu olan balı, arı peteklere
sererek havalandırmaya bırakıyor, ve kurutmayı hızlandırmak için arılar
peteklerin önüne geçip kanat hareketleriyle kurutmayı hızlandırıyorlar.
Bu
görevlerin arasında bazı cenaze işleri oluyor. Gün boyunca yaklaşık bin
arı ölür bir kovanda ve bal gibi mucizevi bir gıdanın üretildiği bu mekanda
çürümeye yüz tutmuş bu cestler ancak bir-iki dakika kalır kovanda.
Daha sonra arıda balmumu üreten keseler devreye giriyor ve bizim balarısı
arısütü üreten salgı kapanması gibi balmumu üreten bezleri kapanana kadar
balmumu üretme görevini üstlenecek. Bunuda şöyle yapıyorlar: Arılar bir
araya gelerek vücut hareketlerinde bulunuyorlar ve ısıyı artırıyorlar,
bir süre sonra karınlarından iğne başı büyüklüğünde balmumu damlaları
süzülmeye başlıyor. Sonra arıların ağızdan ağıza naklettikleri bu balmumunu
işçi arılar balmumu ihtiyacı olan bölgelere iletiyorlar.
Balmumunda hem polen, hem de bal bulunur. Bu işte, genellikle, üretilen
balmumunun altı katı bal harcanır. Petekler, en az balmumunu kullanarak
en çok balı depolayacak şekilde planlanmış ve bu arada dayanıklılık da
gözetilmiştir. Altıgen, bütün bu şartları yerine getiren en uygun biçimdir.
Bu sayede, yarım kilo balmumundan 35 bin petek inşa edilir ve bu petekler
10 kilo balı saklarlar. Bu kadar balmumu için en az 3 kilo civarında bal
kullanılır.
Balarısı artık kovan dışında uçuşlara başladı. Ama bu uçuşaların amacı
ne çöp atmak, ne nektar toplamak nede ceset çıkarmaktı. Sadece etrafı
tanıdı bugün balarısı.
Balarısı, artık asker. O şimdi kovanın önünde nöbet tutuyor ve kovanı
yabancı böceklerden, haşerattan koruma görevini üstlendi. Sadece böcek
ve diğer yaratıklara da değil, diğer balarılarıa karşı da korumak zorundalar.
Ama burada çok önemli bir nokta var. Zaten birbirleriyle tıpatıp aynı
yaratılışta oldukları için, pratikte buna imkanda olmaz. Bunun yerine,
çok daha kolay bir yolla bir kovanın arıları birbirlerini hemen teşhis
ederler. Ve bunda asla yanılmazlar. Bu, bir nevi parola işlevini gören,
kovanın kendine has kokusudur. Herbir balarısı toplumu, kendi özel kokusuna
sahiptir. Bu koku, tıpkı bir parmak izi gibi, diğerlerinden farklı olan
ve bir balarısına hiçbir zaman verilmemiş olan çok özel bir kokudur. Kovanın
girişide bu kokuyla işaretlenmiştir. Bu kokuyu taşımayan bir arının kapıdan
içeri girmebilme şansı neredeyse hiç yoktur.
Nöbetin yanısıra keşif uçuşlarına devam ediyor. Balarısı artık kovan
içi görevini tamamladı. Artık dışarı da nektar, polen ve çiçek tozu toplamanın
vakti geldi. Balarısının iç hizmetlerdeki görevleri sırasıyla: Petek Temizlik
İşleri, Hemşirelik, Uzman Hemşirelik, Aşçılık, Balmumu Üretme, Kapıda
Nöbet, ek olarak çöp atma ve cenaze işleridir.
Balarısı artık dışarıda nektar, polen, çiçek tozu topluyor. Balarısı
bir defa kokusunu aldığı bir yeri altı gün süreyle hafızasında tutabiliyor,
eğer buraya üç defa gidip gelecek olursa, hatırlama süresi iki haftaya
kadar çıkıyor.
Arı nektarın kaynağını eliyle koymuş gibi buldu. Kana kana şerbetinden
içti çiçeğin. Sonra bir başkasına uçtu ve bir başkasına uçarken toza bulanmış
bir hali vardı. Gariptir, temizliğe o kadar düşkün olan balarısı, çiçekten
çiçeğe dolaşırken üzerine yapışan tozları kendisine hiç dert etmiyordu.
Sanki o çiöek tozlarının üzerinde uçuş sonuna kadar kalmasını ister gibi
bir hali vardı. İşte bizim için önemli noktalardan bir taneside budur.
Modern dünyada çiçek tozlaşmasının en büyük kahramanı olarak balarısını
gösterecek olursak, mübalağa etmiş sayılmayız. Diğer bitkiler bir yana,
insanlar için hayati önem taşıyan 100 kadar bitki, üremek için balarısının
yardımına muhtaçtır. Elma, şeftali, armut, badem, erik, baklagiller ve
daha âşina olduğumuz pek çok meyve, sebze ve ekin, balarısının tozlaşma
listesine dahildir. Normal olarak balarılarından, yaptıkları baddi değer
itibariyle yüz misli kadar faydayı, bitkilermizin döllenmesinde elde ederiz.
Eğer balarıları olmasaydı, biz insanların yiyeceği sadece tahıllar, belki
biraz fındık, bir de yabani hayvanların etinden ibaret kalacaktı. Muhtemelen
sebze ve meyve nedir bilemeyecektik. Gerçi çiçek tozlaşmasında 20-30 bin
kadar arı türü ile pek çok böcek te rol alırlar. Fakat bütün bunların
hiçbiri balarısını kadar vazgeçilmez değildir.

Arının kovana dönüşü ise en kestirme yoldan olur. Dönüş yolculuğuna çıktığı
nokta, ilk vardığı yerden farklı olursa olsun, balarısı o nokta ile kovan
arasındaki en kısa yolu, düz bir uçuş hattı halinde belirler ve o hattı
izleyerek evine döner. Buna “Arı Hattı” diyoruz. Gerek arı hattının belirlenmesinde,
gerekse çiöek tarlası gibi diğer hedefleri bulma ve tarif etme konusunda
balarısının ikik önemli veri kaynağı vardır: Yeryüzünün manyetik çekim
alanı ve güneşin konumu. Balarısı sefere çıkarken, pusulası karnındadır.
Gezegenimizin manyetik alanına duyarlı bir biçimde düzenlenerek arının
karın nahiyesine yerleştirilmiş olan partiküller, aldıkalrı düzen ve biçime
göre, gerekli bilgileri sinirler aracılığıyla o minicik beyne ılaştırır
ve arıya yönünü bildirirler.
Güneş konumu ise, son derece karmaşık hesaplar içeren, ama balarısının
son derece kolaylıkla çözümlediği bir başka bilmecedir. Balarısı bir noktaya
yöneldiği zaman, o noktanın güneşe göre olan açısına göre yönünü bulur;
bu noktayı tarif ederken de ona göre tarif eder. Fakat biliyorsunuz ki
güneş hiçbir zaman durmaz.
Balarısı ise dünyanın neresinde olursa olsun, senenin hangi mevsiminde
olursa olsun, günün hangi mevsiminde olursa olsun, ne takvimini şaşırır,
ne de yönünü.
Balarısı, güneşin konumunu hesaplamak için güneşi görmeye bile ihtiyaç
duymaz. Gökyüzünden küçük bir parça ona yeter de artar bile. Havanın kapalı
olduğu olduğu olduğu durumlarda bile, bulutların arasından belirecek bir
parça mavi gökyüzünden akseden polarize ışık, arıya polarizasyon düzlemini
bildirir. Bu da ona ışığın asıl kaynağını, yani güneşin o anda nerede
bulunduğu yeri gösterir. Örnek olarak bir balarısı sabah saat 09:00 civarlarında
kovandan çıksa ve bir müddet sonra siz onu yakalasanız ve saat 16:45 civarlarında
bıraksanız, arı güneşin o anki konumuyla yakalandığı zamanki güneşin konumu
arasındaki farkı hesaplayarak kovanının nerede olduğunu hesaplayabilir
ve kovanına ulaşabilir. Balarısı, polarize ışığı milyonlarca senedir tanıyor
ve bunun hesaplarını son derece net ve hatasız bir şekilde yapıyor. İnsanların
polarizasyon nedir bilmeden yeryüzünde dolaştığı binlerce yıl boyunca,
balarısı bu hesapla içli dışlı yaşıyordu.
Artık balarıları polen, nektar toplama işinde iyice uzmanlaşınca ılaşabilecekleri
en son seviyeye ulaşırlar. Artık onlar uzman, kaşif arılardır. Onların
görevi civarda büyük pazarlar aramaktır yani büyük çiçek tarlaları. Aynı
insanların büyük ticaretl sahaları aramaları gibi. Artık onların görevi
büyük düşünmek ve birden vurgun yapmaktır. Etrafta kaliteli poleni, tozu,
nektarı olan çiçek grupları ararlar ve bulduklarında kovana bildirirler.
Eğer kovandaki diğer arılar tarafından bulunan bu kaynak kabul görürse
hemen o gruplara doğru harekete geçerler. Mesela keşif personelinden birisi,
sabah vakti bir milyon çiçeklik bir tarlanın bütün malı ( bundan kastedilen
polen, nektar, çiçek tozu ) balarısının depolarına transfer edilmiş demektir.
İkindi vakti o tarafa uğrayacak olan diğer böceklere uğurlar olsun!
Ayrıca nüfusu yerinde yani 30 ile 40 bin balarısından oluşan bir balarısı
topluluğunun bir gün içerisinde çiçek tarlalarına yaptığı seferleri uç
uca ekleyecek olursanız, Dünyadan Aya kadar uzanan bir hat çizmiş olursunuz.
Evet yanlış duymadınız Dünyadan Aya kadar... Böyle bir topluluğun günlük
bal üretimi, şartlar elverdiğ takdirde, bir kilonun üzerine çıkabilir.
Sezon boyunca ise, kendi ihtiyaçalrını giderdikten başka, insanlara da
en az 30 kilo bal sunarlar. Oysa tek başına bir balarısının bütün ömrü
boyunca kendi payına düşen bal üretimi, bir çay kaşığını ya doldurur ya
doldurmaz. Kovanın bütün kuvveti iyi bir planlama, organizasyon, işbirliği
ve dayanışmadan geliyor.
Balarısının bu mükemmel organizasyonundaki en önemli pay, haberleşme
yeteneğidir. Balarısı, o anda bulunduğu yerden ve bulunduğu zamandan cereyan
eden olaylar hakkında bilgi alıp verebilen yegane hayvan cinsidir.
Bu arada kovan iyice hareketlendi, Nüfus 60 bine ulaştı. Ortam iyice
kalabalıklaştı. Erkek arılar peteklerinden çıkarıldı. Erkek arılar her
zaman meydana gelmezler. İhtiyaca göre kraliçe arı tarafından döllenmemiş
yumurta erkek arılar için balarılarınkinden farklı petekler içine bırakılıp
farklı bir besinle beslenirler. Belli zamana kadar bu erkek arıların hiçbir
görevi yoktur. Diğer arıların yediği besinin de üç katını yerler.
Bu arada kraliçe arı bir düzine döllenmiş yumurtayı , döllenmemiş yumurtaları
bıraktığı Ddönemde daha özel yapım peteklere bırakır ve bu peteklere bırakılan
embriyolar sadece arı sütüyle beslenir ve sonunda buradan cıkacak olan
aılar kraliçe arı adaylarıdır. Kraliçe arı bundan dolayı hem erkek arı
peteklerine hemde kraliçe arı peteklerine yumurtasını bırakmıştır. Bundan
anlaşılıyorki yolculuk var. Sonunda ayrılık vakti gelir. 60 bin arı kovana
sığmaz olmuş. 20 bin arının ayrılması gerekiyordur. Kraliçe arı bunu önceden
tahmin etmiş olduğundan zemin hazırlamış ve erkek ve kraliçe arı olacak
petekleri doldurmuştur. Kraliçe 20 bin arısıyla görevini başarıyla tamamlamış
ve emekliye ayrılmış bir asker edasıyla başı dik vaziyette gökyüzüne yükseldi,
ardından da diğer arılar ve aynı bir bulutu andırıyorlardı. Tabii ki akıllara
hemen şu soru geliyor bu 20 bin arı nasıl seçilmişti, yoksa bunlar gönüllü
müydü? Bu sorunun cevabına henüz ulaşilebilmiş değil , fakat halen araştırmalar
devam etmektedir. Yaz ayları olduğundan sorun yoktu. Ama acilen bir kovan
bulmalıydılar ve yeni düzenlerini kış gelmeden kurmalıydılar.
Kısa bir not: Yeni kraliçe ne zaman tahta geçer?
1- Eski kraliçe ölürse
2- Eski kraliçenin yetersizliği, yönetimde başarısız olması
3- Kovanın kalabalıklaşması
Bizim kovanda üçüncü seçenek geçerliydi. Gidenler gitti kalanlar kaldı.
Kalanlarda ise bir telaş vardı. Bu telaş ise yeni kraliçenin peteğinden
çıkmak üzere olmasıydı. Bu telaş ise yeni kraliçenin peteğinden çıkmak
üzere olmasıydı. Ve olan oldu petekler den biri sanki konserve açacağının
konserve kapağını kesmesi gibi balmumundan yapılmış kapak kesilmeye başladı.
Ve Kraliçe çıktı. Diğerlerinin de eli kulağındaydı, ama her zaman, her
yerde, bir “ilk davranan” olur. Sadece bir çığlıkla haykırdı- kanatlarını
büküp titreterek çıkartığı tiz, ince, ürkütücü bir çığlıkla “Ben buradayım”
demek oluyordu bu çığlık. O sırada başka petekler de delindi. Çıkmak için
çaba harcadılar ama nafile. Çığlığı atan , o anda tepesinde bitmiş, silahınıçekmiş,
can alıcı yerinden rakibine öldürücü zehrini zerk etmişti bile. Onu can
çekişir vaziyette bırakıp diğer peteklere koştu. Tek tek deldi hepsini.
Tek tek temizledi herbirinin içindekini.
Ayrılanlar ise yeni bir kovan bulma derdindeydiler. İstedikleri kovan
15 litreden küçük olmayacak, 50 litreden büyük olmayacaktı. Çünkü ısıtma
ve soğutma problemleriyle karşılaşmak istemiyorlardı. Ayrıca güneye bakması
ve girişin kovanın üstünden değil altından olmasını istiyorlardı. Sonunda
istedikleri şekilde bir kovan buldular. İlk iş, tabii ki, temizlikti.
Sonra çatlaklar ağaçlardaki reçinelerle kapatıldı. Kovanın bütün duvarları
badanadan geçercesine dezenfekte edildi. Mantar ve haşereye karşı bitkisel
ilâçlarla sıvandı. Keşif kolları etrafa dağıldı. Nektar, polen, su ve
reçine kaynakları araştırılmaya başlandı ve yeni bir dünya daha kuruldu.
Eski kovanda ise yeni kraliçe ilk kez belki son kez ( Ama eski kraliçe
ikinci kez çıkmıştı çünkü mecburdu kovan kalabalıklaşmıştı. ) kovanın
dışına zifaf uçuşuna geçmiş oldu.
Yerden 5-6 metre irtifada uçraken, bir yandan da 20 kadar erkek arıyla
çiftleşti genç kraliçe. Sırasını bitirip de ayrılmak isteyen erkek arı,
orrganını kraliçenin vücudunda bırakarak ayrılmak zorunda kalıyor, bir
çatırtıyla ve içi yarı yarıya boşalmış bir vücutla ayrıldıktan sonra cansız
bir şekilde yere düşüyordu. Genç kraliçe kovanına 7 milyon kadar spermle
döndü. Bu spermler birkaç sene vücudunda canlı olarak barınacak ve yüz
binlerce yumurtanın dişi bir arıya yani balarısına dönüşmesinde rol oynayacak.
Bu arada yeni kovanda bizim balarısı yaşlanmasına rağmen halâ aktif görevde,
emekliye ayrılmadı ve keşif uçuşlarına, yani çiçek tarlaları bulmaya devam
ediyor.
Eski kovanda genç kraliçe arının zifaf uçuşundan dönmesinden sonra 2-3
gün geçti ve artık tahta çıkmanın vakti gelmişti ve doğruca işçi arıların
temizleyip dezenfekte ettikleri peteklerin başına gitti ve sadece kış
aylarında ara vermek suretiyle birkaç sene sürecek yumurtlama faaliyetlerine
başladı.
Bir ömür geldi sona dayandı. Balarısı, her saniyesi en yüksek yoğunlukta
yaşanmış altı haftayı gerise bıraktı. Altı hafta gerçi bize göre kısa
bir süre; fakat bir arı için , kırk yıldan daha uzun sürmüş bir ömür sayılır.
Her ne olursa olsun, balarısının ömrü hayli bereketli geçti. Her günü
planlı, her anı dolu, yaptığı her iş anlamlıydı. Zaman oldu, bir gün içinde
binlerce yavrunun imdadına koştu arıcık. Zaman oldu kraliçenin saçlarını
taradı. Zaman oldu kovanın kapısını bekledi. Zaman oldu oğula öncülük
yaptı.
Dolaştığı çiöeklerin, bitkilerin, ağaçların sayısını bilen yok. Hiçbir
iş için dudak bükmedi. Nektar, polen, su topladı kovana. Yeni tarlalar
keşfetti, kovan olabilecek yerler araştırdı. Petek yaptı. Bal yaptı. Arı
ekmeği, arı sütü yaptı.
Yaptığı uçuşlar, uç uca eklendiğinde Türkiye’yi bir baştan bir başa katediyor.
Bu, bir insanın kendi boyuna nisbetle, dünyanın çevresini üç defa dolaşmak
demek.
Fakat ne kalmak onun elindeydi, ne de gelmek. Bu ikisi arasındaki yaptıkları
da kendi iradesinin eseri değildi.
Bugün son seferined döndü arıcık. Su damlalarını güçlükle yere bırakabildi.
Motor teklemeye başlamıştı. Kanatlar durdu önce. Sonra güçlükle birkaç
adım attı. Gerisi gelmedi adımların. Bir süre öylece kaldı arıcık.
Bitkindi, yorulmuştu.
Dinlenmek istedi arıcık, ömründe ilk defa. Ve son defa.
İstediği oldu.
Yavaşça, sessizce, mutlu ve huzurlu, uykuya daldı mışıl mışıl.
O sırada, ondan birkaç santim ötedeki bir petekte, incecik bir pirinç
tanesi çatladı.
Küçük mü küçük bir larva çıktı içinden.
Bir ömrün bittiği yerde, bir başkası yeniden başlıyordu.
kyavuz@mutasyon.net
|