|
Aşklar Biterken
Bu havalar; hep mi güvensiz olacaklar? Kararsız bir dönüşümdeler. Şöyle,
gelmişken kış sözünü geçiremiyor ki sonbaharına. Oysa 'ben geldim' demeli.
'sen görünme artık' demeli. Ama öyle mi? Nasıl kandırdıysa yaz, sonbaharın
aklını, girivermiş işte kışın henüz başlarındaki bir güne.
İşte bu nedenle üzerindeki mont ağır geliyordu. Sıcaktan bunalmayayım
diye çıkarsa, biliyordu ki, kolunda taşıyacağı yük daha da ağır gelecekti.
Bıraktı üzerinde.
Yalnızdı. İsteyerek yalnızdı.
Evine, yürüyerek yaklaşık üç dakikalık bir mesafede binmişti dolmuşa.
Arka koltukta, kapı tarafındaki köşeye oturmuştu. En sevdiği yer. Solunda
oturan üç kişiyi saymazsa,içerideki herkese hakim bir koltuk. Ne işine
yarayacaksa? Tabi bir de, kendi ücreti haricinde bir ücret uzatmayacak
olmanın rahatlığı.
Aşk üzerine söylenen saçma tanımları düşündü. İlkokul yıllarında
tanıştığı bu cümleleri kim ne için uydurmuştu? Herşeyi olduğu gibi, aşkı
da bu cümlelerin yardımıyla basitten anlatmaya başlıyorlardı. Çocuk, aşkın
ne olduğunu anlamasa da var olduğunu öğreniyordu.
Montu almakla hata etmişti. İyi de, onu çıkarmamakla yaptığı ikinci
hata da niye bu kadar ısrar ediyordu, kendisi de şaştı.
Bulvarın iki tarafında kümelenmiş kalabalığa doğru yürüdü. Kırmızı bir
'23' yanıyordu. Kalabalığın en sağının yaklaşık iki metre daha sağına
durdu. Böylelikle yeşil yandığında kalabalığın arasında kaybolmadan karşı
tarafa geçecekti. Yeşil bir '60' yandığında hızlı adımlarla karşı tarafa
yöneldi.
Aşkın mecazi tarafını düşündü. Aynı anda, aynı ışığın iki farklı
tarafında durmuş iki farklı insanın ışığın geçit vermesiyle yol üzerinde
karşılaşmaları olabilir miydi? Farklı mekanlardan geliyordu bu iki insan
ama bir ortak yerde buluşmuşlardı. Buluştuktan sonra aynı yöne yönelip
yönelmeyecekleri verecekleri karara bağlıydı. Kendi kararını düşündü.
Bugün niçin yalnızdı? Niçin yalnız kalmak istemişti?
İşportacıların iki tarafını da kapladığı, motorlu trafiğe kapalı bir
sokakta ilerliyordu. Bir tarafında bol boncuklu takılar satan bir grup
vardı. Şimdiye kadar hiç durup bakmamıştı. Detaylı olarak bilmiyordu neler
satıldığını. Edindiği tek bilgi , yürüyüş hızıyla gözüne takılanlardı.
Bolca kahverengi ve mavi... hayalinde bunlar kalmıştı. Yine durmadı.
Takıları satanları, büyük boy posterleri satanları anlayabiliyordu da
şu fason kitap satanların rahatlığını bir türlü anlayamıyordu. Tamam,
zaman zaman takılıyordu o tezgahlara ama bu resmen çalınan malların satışı
değil miydi? Bu sefer oradan kitap almayacaktı.
"Ne hasta bekler sabahı/Ne taze ölüyü mezar/Ne de şeytan bir
günahı/Seni beklediğim kadar. "
Üstadın bekleyişi gibi beklemişti onu. Şeytanın günahı bekleyişi
ancak bu kadar ısrarlı olurdu. Fakat beklemenin güzelliği bulduğu zamana
yansımamıştı.
"Geçti istemem gelmeni/Yokluğunda buldum seni/Bırak vehmimde gölgeni/Gelme
artık neye yarar."
Sol elinde depoladığı dergilerden bir tanesini sağ eliyle havaya kaldırmış
bir kız 'yazıyor. Yazıyor' demiyordu ama o dergide yazanları mümkün olduğu
kadar yüksek bir sesle etrafına duyurmaya çalışıyordu. Bağırmanın bir
bayana yakışmadığını düşündü. Hemen ilerisinde bu sefer bir erkek aynı
şekilde dergileri satmaya çalışıyordu. Acaba tirajı ne kadardı?
Her yalnızlığında yaptığı gibi yine kitabevine uğrayacaktı. Tek başına
, kendi özgürlüğünde inceleyecekti kitapları. 'Yeni Çıkanlar' yazılı levhanın
altındakileri inceledi. Çalınan kitaplardan birkaç tanesini gördü. Popüler
olanların yani. Bir şiir mısrası gibi ismi olanı aldı ve fiyatına baktı.
Fasonunun neredeyse beş katı bir fiyattaydı. Bıraktı yerine. Sonra başka
bir kitap gözüne ilişti. İsmini daha önce duymuştu yazarın fakat hiçbir
kitabını okumamıştı. 'İsimle Ateş Arasında'yı aldı. Sağ üst köşesinde
'roman' yazıyordu. Hemen solunda da Nazan Bekiroğlu...
Her zaman yaptığı gibi önce arka kapağında yazılanları okudu. Bir merak
uyanmıştı. Arka kapak yazılarının kitap alıcısına ne kadar büyük bir etki
yaptığını bir kez daha anladı. Sayfaları karıştırmaya başladı. Bir romanın
sayfalarını niçin karıştırırdı, bilmiyordu. Ne bulabilirdi ki rasgele
seçilmiş sayfalardan? Yine de gözüne takılacak bir şeyler aradı.177. sayfada
takıldı.
" aşk yaratılmışların içinde kusursuz görünse de en kusurlu olanıydı
kuşkusuz. Hiç dağılmayacak zannedilen bütünün ansızın darmadağınık olmasının
mantığa gelir bir nedeni yoksa, bu sadece kusurlu yaratılmış olmakla izah
edilebiliyordu. Bilerek ve isteyerek. Onu yaratana, rakip sıfatıyla araya
girme hakkını versin ve ki kulları onu bırakıp aşka tapmasın diye. Aşkı
ve dahi onu kalbinde taşıyacak olanların tümünü yaratan kuşku yok ki;
aşıklar, gerçek aşkın mahiyetini ve kaynağını önünden bulutlar çekilen
dolunay gibi fark etsinler diye, birbirlerine bitimsiz bir aşkla bağlanmasınlar
diye , aşkı bitimli kılmıştı. Bitmemesi aşkın, ancak onu yaratanın fark
edilmesi anlamına geliyordu. Çünkü bitimsiz olan sadece O'ydu."
Montunun iç cebinden kurşun kalemini çıkardı ve altını çizdi okuduklarının.
Kitap artık onundu.
Görevli, hafiften çalan müziği kapatti. İçerde oluşan sessizlik, dışarıda
okunan ezanı içeriye taşıdı.
Aşk bitiyordu bitmesine de,ama hep, geride bıraktığı birşeyler oluyordu.
alperagirman@hotmail.com
|