|
Önce Selam..
Değerli Okurlar hepinize selam ve sevgilerimi sunarak dergimizdeki ilk
yazıma başlamak istiyorum. Evet artık ben de sizlerle beraberim. Amacımız
bilgiyi baylaşmak, onu bir yitik mal gibi görüp bulduğumuz heryerde sahip
çıkmak, ondan istifade etmek.
Gelelim bizim köşemize. Burası bizim tarifimizle " Geçmişine bakıp
geleceğe yol bulmak isteyenlerin" buluşma noktası. Biliyorsunuz muvaffakiyetler
ancak bu şekilde elde edilebilir. Bizler de bu sayfalarda tarihi hallaç
pamuğu gibi inceleyecek, nerede istifade edilecek bir tecrübe varsa alacak,
nereden çıkarılacak bir ders varsa ona ibret gözüyle bakacak ve ondan
faydalanmaya çalışacağız.
Şimdi sırada bu sayımızdaki konumuz var. Çok enteresan bir konu:
Esrarengiz Dikilitaşlar
Dünyaya Dağılan Dikilitaşlar
Eminim bir kısmınız İstanbul'a geldi yada burada yaşıyor. Ve yine eminim
ki bir çoğunuz Dikilitaşları duydu. İstanbul'un tam orta göbeğinde Dünleri
"at meydanı yada Hipodrom" bugünlerde ise " Sultan Ahmet"
meydanı dediğimiz yerlerde uçları sivri nesneler gördük. Bunlara dikilitaşlar
diyorlardı. Peki bunlar nerelerden getirilmişti ve bu meydana neden dikilmişti.
Bunu hiç merak ettik mi? Merak ediyorsanız ve bilmiyorsanız buyurun seyahatimize.
Yolculuğumuza Mısır'dan başlıyoruz.

18.Sülale Kuruluyor: MÖ. 1770-1570 yılları arasındayız. Eski Mısır
büyük bir tehlike yaşıyor. Ekonomide, askeriyede ciddi bir durgunluk var.
Derken Kafkaslardan inen ve Mısırlıların (Heka-Heswut) , Yunanlıların
ise (Hyksos) ismini verdikleri Hurların bir kolu olan Hiksoslar Mısır'ı
işgal ediyorlar. Mısır'a kuzey doğudan giren Hiksoslar deltaya tamamen
hakim oluyorlar. Mısırda Avaris şehrini kurup kendilerine merkez ediniyorlar.
Askeri bakımdan bu başarıyı gösteren Hiksoslar kültürel manada Mısırı
birtürlü etkileyemiyorlar. Ve Mısır içten içe teşkilatlanmaya başlıyor.
Özellikle Teb Firavunları bu teşkilatlanmayı hızlandırıyorlar. Nitekim
I.Ahmes 1570 senesinde Hiksosları yenilgiye uğratmayı başarıyor ve onları
Mısırdan kovuyor. I.Ahmes böylece Teb Şehri prensi sıfatıyla 18.sülaleyi
kuruyor.
Altınçağ Başlıyor: Bu devir Mısır tarihinin en parlak zamanıdır.
İşte bu nedenledir ki Mısır firavunları icraatlarını ilan etmeye hak kazanmışlar
ve bunuda tahmin edeceğiniz üzere dikilitaşlarla dile getirmişlerdir.
Yeni İmparatorluk diye de isimlendirilen bu devrin önde gelen isimlerinden
biride II. Thutmossis'dir.(1527-1503) O ve Onun hem kızkardeşi hemde eşi
olan Hat-Şeb-Sut zamanında imar faaliyetlerine ağırlık verilmiş Karnak
Tapınağına birçok ilave yapılarak ikide sütun diktirilmiştir. Fakat bizi
asıl ilgilendiren firavun o değildir. Diktirdiği sütunlar bugün dünyanın
dört bir yanına dağılmış olan firavun III.Thutmossis'dir.
III.Thutmossis (1502-1447) : Yarım asırdan fazla Mısır tahtınında
kalanI II.Thutmossis geniş çapta fetih hareketlerinde bulunmuş, tüm komşu
devletlere üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Hatta Kıbrıs Kralını bile itaatine
almayı başarmıştır. Ülkesini refaha kavuşturarak bir cihan devleti haline
getirmiştir. Artık III.Thutmossis'de kendi hakkında taş dikmeye hak kazanmıştır.
Hemen bir ilanat hüviyeti taşıyan bu taşların yapımına başlanır. Dikilitaşlar
üç kısımdan oluşmaktadır: Zirve , gövde ve kaide. Zirve kısmı daima sivri
yapılır ve madenle kaplı olurdu ki buda onun yağmur ve rüzgara karşı aşınmasını
engellerdi. Gövde kırmızı granit taşından imal edilmişti. Kaidesi ise
büyük bir blok halinde dört köşe sağlam bir kaya parçasından imal ediliyordu.
Evet artık dikilitaş hazırdı. Sıra üzerine yazılacak yazıya gelmişti.
Herşey Konuşur; Dikilitaşlar'da: (istanbul'a getirileni inceleyecek
olursak,) Bu taşın uç kısmında III. Tutmossis'in Tanrı Amon-Ra 'ya dua
eder vaziyetteki tasfiri kazınmıştır. Esas cephesinde ise (yani Alman
çeşmesine bakan kısmı) III.Thutmossis'in büyüklüğü, onun heriki taçın,
yani aşağı ve yukarı Mısır'ın hakimi olduğundan, Tanrı Ra gibi krallığınında
baki kalacağından bahsedilir. Kendisinin Tanrı Ra tarafından seçildiğinden
ve kendisinin, ebedi hayatı kazanmak amacıyla babası Ra'ya bu kırmızı
granitten taşları diktiğinden bahseder. Bu yüzün tam arkasında ise "
Kendisine ana Tanrıca Ma'at tarafından taç giydirildiği ve her iki ülkeninde
sevgilisi olduğu, ülkenin sınırlarını yerin boynuzu (Naharina) yani Dicle
ve Fırat nehirlerine kadar genişlettiği anlatılır. Kuzey-batı tarafında
ise "Tanrı anası Neith'in kollarında kral olmak için yetiştirildiğini,
bütün ülkeleri fethettiğini, uzun ömürlü olduğunu anlatır. Son olarak
bu yüzün arka tarafında bazı tekrarlarla birlikte Naharina'ya büyük bir
ordu ile gidip orada büyük çaplı bir katliam yaptığı yazılıdır. İşte İstanbul'daki
dikilitaşın söyledikleri bunlar. Peki İstanbul'da işi ne taa Mısır'daki
dikilitaşın?

Mısır'dan Konstantinapolis'e: Tarihin İlk Çağlarında bugünkü İtalya'nın
Roma şehrinden taşarak, önce Avrupa sonrada Balkanlardan Anadolu'ya ve
Orta doğu ile Mısır'dan Kuzey Afrika'yı elegeçiren bir devlet vardır.
Roma İmparatorluğu ismini verdiğimiz bu devlet başkent Konstantinapolis'te
hükümranlığının timsali bir alan oluşturma çabasındadır. Hakim olduğu
toprakların herbirinden getirilen abidelerle süslü bir alan. Bir bayram
yeri, bir gösteri merkezi. Burası eski adıyla "Hipodrom" yeni
adıyla Sultan Ahmet Meydanından başka biryer değildir. İmparator Theodosios
işte bu hükümranlığın nişanesi olarak hakim olduğu Mısır topraklarından
ülkesinin başkenti Konstantinapolis için getirteceği abideyi seçmişti
bile. Bu abide, üzerinde III.Thutmossis'in, hükümranlığının Tanrı Ra gibi
ölümsüz olacağını yazdığı meşhur dikilitaştan başkası değildi. Kırmızı
granitten yapılmış dikilitaş gemiye yüklenmiş başkente doğru yola çıkmıştır.
Ortalıkta ne III.Thutmossis'in hükümranlığı vardır nede Tanrı Ra'nın ölümsüzlüğü.
MÖ.390'larda İstanbul'a getirildiğini tahmin ettiğimiz dikilitaş, 33 gün
içinde gemiden karaya çıkarılarak Romalıların ünlü Hipodrom meydanlarına
dikilmiştir. Bu dev abidenin nasıl dikildiğini merak ediyorsanız Romalıların
bunuda atlamadığını söylemek isterim. Zira Dikilitaşın Romalılarca yapılan
mermer kaidesinin Alman Çeşmesine bakan yüzüne, bu taşı nasıl diktiklerini
resimlerle anlatmışlardır.

Sanata Dost Osmanlılar: Osmanlılar 1453 senesinde Konstantiniyye'yi
aldılar. Burası artık İstanbul olmuştu. Halka dokunmayan bilakis koruyup
kollayan Osmanlılar, aynı hassasiyeti Romalıların bıraktığı tarihi eserlerede
gösterdiler. İşte dikili taşlar bunun en önemli nişaneleri olarak bugün
hala öylece durmaktadırlar. Osmanlı onları korumuş kollamıştır. Hatta
Hipodrom meydanını Sultan Ahmet Camiinin inşaatı esnasında doldurması
gerektiğinde dikilitaşların etraflarına duvarlar örerek onları korumasınıda
bilmişti. Yıkılma tehlikesi geçiren Çemberlitaşın etrafına çemberler sardırmış
ama asla yıktırmamıştı.

Dikilitaşın Kardeşleri: Evet yanlış duymadınız. İstanbuldaki dikilitaşın
kardeşleri de var. III.Thutmossis faaliyetlerini birçok dikilitaş diktirerek
anlatmıştı. Biz bugün bunlardan sadece üç tanesinin akıbetini biliyoruz.
Bir tanesi malumunuz olduğu üzere İstanbul'da bulunan dikilitaştır. İkinci
dikilitaş ise Londra'da bulunmaktadır. Osmanlı Devletinin yüzyıllarca
hakim olduğu fakat hizmet götürmekten başka birşey yapmadığı bu topraklar,
maalesef batılıların eline geçmesiyle birlikte birer yağma alanı haline
gelmiş ve acımasızca talan edilmiştir. İngilizler Osmanlılardan kopardıkları
bu topraklarda bulunan dikilitaşı da 1877 yılında İngiltereye götürerek
Londra'ya yerleştirmişlerdir. Bir diğeri ise Washinton'dadır. Bunların
yüzlerindeki hiyaroglif yazılarda İstanbul'dakiyle hemen hemen aynı şeyleri
ifade etmektedir.
Son Olarak: Tarih karşımızda bir ibret levhası olarak durmaktadır
ve taşıyla olsun toprağıyla olsun bizimle konuşmakta başından geçenleri
bizlere anlatmaktadır. Anlayabilenler bundan dersler çıkarıp bundan istifade
etmektedirler. Bizlerde sizlerle birlikte bu yazımızda dikilitaşlara kulak
verdik. Bizlere neler söylediklerine kulak kabarttık. Bir sonraki sayımızda
daha nice ibretli olayları beraber yorumlamak dileği ile Hoşcakalın ve
unutmayın; " Geçmişe bakıp geleceğe yol bulmayı....."
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|