|
İstanbul Surları ve Kapıları
İstanbul Şehri'nin üzerinde bulunan ve yüzyıllar öncesine dayanan tarihi
dokusu içinde en dikkat çeken unsurlardan birisi hiç şüphesiz etrafını
çeviren surlardır. Gerçi günümüzde, yer yer yıkılmış olmaları ve yüksek
binaların aralarında kalmaları gibi sebeplerle pek göz önünde durmasalar
da, İstanbul'un Avrupa tarafından her ayrılışınızda şehirden çıkarken
sizlere göz kırpmayı ihmal etmezler. İstanbul Surları gerçekten dikkatlice
tedkik edilmeye değer tarihi unsurlardır. Çünkü bu surlar öylesine güçlü
ve akıllıca hazırlanmışlardır ki, tarih boyunca Dünya'nın en güçlü devletleri
tarafından defalarca muhasara edilmiş olmalarına rağmen bir türlü aşılamamışlardır.
Topun icat edilip geliştirilmesine kadar ne Persler ve Slavlar ne, Peçenekler
ve Hunlar ne de Bulgar ve diğer kavimler hep bu surlara çarpıp çarpıp
gerilemek zorunda kalmışlardır. İstanbul Surlarının bu üstünlüğü ilmi
ve tekniği aklına, inanç ve azmi kalbine koymuş bir ordu ile karşılaşana
kadar sürüp gidecektir.
Dünyanın belki de en korunaklı şehri olan İstanbul'da, kara bağlantısını
sağlayan incecik bir kara parçasının da mükemmel bir şekilde tahkim edilmesi,
bu şehri girilmez kılmıştır. Üçlü sur sistemi ile düzenlenen ve her biri
diğerinden daha yüksek ve kalın olan bu surların da kendileri gibi ilginç
bir geçmişi vardır.
İstanbul'un tarihinde ilk surlar, bu tarihi yarımadayı kendilerine yurt
edinen Megaralılar tarafından inşa edilmiştir. Kurucularının ismi sebebiyle
Bizantion adıyla adlandırılan bu yerleşim merkezini, Akropolis yada bugünkü
adıyla Sarayburnu denilen ve Topkapı Sarayı'nın üzerinde bulunduğu yer
olan yükseltiye kuran Megaralılar, bu küçük şehrin etrafını bir sur ile
çevirmişlerdir. Onların inşa ettikleri bu surdan günümüze hiçbir iz kalmamasına
rağmen tartışmalı da olsa yeri az çok tahmin edilebilmekte ve bu surlarının,
Topkapı Sarayı'nın etrafını çeviren ve Fatih Sultan Mehmet tarafından
inşa ettirilen Sur-u Sultani civarında olduğu düşünülmektedir.
Bizantion Surları, şehri bir Roma başkenti yapan ve ona adını veren
Constantinus tarafından yeni surların inşasına kadar bir takım ekleme
ve restorasyonlar da görmüştür. Bunlardan en önemlisi MÖ 340 da Bizantion'un
Makedonyalılar tarafından kuşatılmasında gerçekleşmiştir. Büyük İskender'in
babası 2.Filip'in bu kuşatmasında, kaleyi savunanların komutanı olan Leon,
surları tahkim ettirmiştir.
İstanbul şehir tarihinde, bu surlarla ilgili bir sonraki imar faaliyeti
Roma'nın meşhur imparatoru ve Hipodrom'un kurucusu Septimus Severus tarafından
gerçekleştirilecektir. Fakat bu imar öncesinde Bizantion'da büyük bir
yıkım yaşanacaktır. İmparator Severus bir süredir kendisine baş kaldıran
Perscennius Niger ve ona destek verenler ile uğraşmaktadır. Bu destekçilerden
biri de Bizantionlulardır. Perscennius'u yenen Severus, sonrasında Bizantion'u
da kuşatmış ve üç yıllık çetin bir muhasara sonrasında içeriye girmeyi
başarmıştır. Sonrasında şehri yakacak ve etrafındaki surları yerle bir
edecektir. Fakat bu yaptıklarının aksine, oğlunun da uyarması ile şehri
yeniden imara başlayacak olan Severus, yıktırdığı bu surların yerine de
yeni surlar inşa ettirecektir. Fakat bu surlar hiçbir zaman daha önceki
surların üzerine inşa edilmeyeceklerdir. Severus burasını Constantinus
gibi Roma'ya yeni bir başkent olarak düşünmese de, içerisine bir Hipodrom
kurduracak kadar önem vermiştir. Bu nedenle de şehir büyümelidir. Yeni
yapılacak surlar da şehri daha geniş bir açı ile sarmalıdır. Şehrin yeni
surları batı yakada bugünkü Eminönü Yenicami tarafından başlayarak, Çemberlitaş'a
kadar uzanacak ve Hipodrom Meydanı'nı içine alarak Çatladıkapı civarının
doğusundan deniz ile birleşecektir.
İstanbul Surlarının bir sonraki aşaması, şehri Roma'ya yeni bir başkent
olarak kazandıran ve kendi adını veren Constantinus tarafından inşa edilen
surlardır. Tüm şehir bir başkent havasına sokulurken surlarda tamamen
yenilenmiş ve şehri kuşatma hattı genişletilmiştir. Constantinus Surları
tahminlere göre bugünkü Unkapanı Köprüsü civarından başlayarak, Fatih
Külliyesi'ni içine alacak şekilde genişlemekte ve Samatyakapı'dan önce
Marmara Denizi ile birleşmektedir. Constantinus Surlarından da günümüze
bir şey kalmayacaktır. Çünkü bu sur dizesinden sonra İstanbul son bir
sur yapım faaliyetine 2.Teodosios zamanında girecek ve günümüz kara surları
inşa edilecektir. Bu surların yapımı esnasında genellikle bir önceki sur
yapıları kullanılacak bu nedenle de Constantinus surları günümüze ulaşamayacaktır.
Fakat maddi bir kalıntı kalmasa da bu surlardan günümüze bir isim gelmiştir.
Constantinus Surlarının Marmara Denizi ile birleştiği yer civarında günümüzde
Esekapı Mescidi bulunmaktadır. Bu isim, Constantinus Surlarına ait İsa
kapı'dan günümüze kalan yegâne izdir.

İstanbul Surları denilince aklımıza gelen asıl sur ise şehrin kara ile
bağlantısını boyunca uzanan surlardır. Bu Sur duvarları MS.413 tarihinde
İmparator 2.Teodosios tarafından inşa ettirilmiştir. Üçlü bir yapısı vardır.
Esas sur, onun önünde bir diğer duvar ve hendek önünde bir üçüncü duvar
olmak üzere mükemmel bir şekilde planlanmıştır. Esas sur yaklaşık 5m.
genişliğinde olup, 11 ila 14 m. yüksekliğindedir. Bu asıl sur, 50 ile
75 m. aralarla dizilmiş burçlarla donatılmıştır. Bu burçların formları
birbirlerinden farklıdır. Kimisi yuvarlak formlu iken kimileri de dörtgen
yada altıgen olmaktadır. Burçlardaki köşeli formlar daha çok surların
köşe yaptığı yerlerde kullanılmaktadır. Bu kalınlıktaki bir duvarın tamamı
örme olmayıp, içleri moloz dolguludur. Taş sıraların aralarında tuğla
diziler olup, bunlar hatıl vazifesi görmektedir. Herhangi bir kuşatma
esnasında duvarlara yönelik bir taarruz harekatında taş gülleler bu hatıllar
nedeniyle duvarın tamamında etkili olamamakta, sadece çarptığı yeri etkileyebilmektedir.
Birinci asıl sur duvarının yaklaşık 10-15m. sonrasından ön duvar başlar.
Ortalama 4 m. kalınlığı olan bu duvarın arkasın da da asıl sur duvarı
gibi seyirdim yolu bulunmaktadır. Bu yol dendanlar ile korunmaktadır.
Farsca dişler manasına gelen dendan, sur duvarı üzerinde bulunan girintili
çıkıntılı, askerlerin kendilerini koruyarak müdafaa yaptıkları bölümlere
verilen isimdir. Bu ikinci sur duvarı üzerinde de burçlar bulunup, bunlar
arkadaki duvarın üzerindeki burçların aralarına denk getirilmiştir. Böylece
arkadaki duvarlar bu şekilde korunmuş olmaktadır. Ön duvar üzerindeki
burçlar çoğunlukla dörtgen yada u biçiminde olmaktadır. Burçlar genellikle
iki kat olarak tasarlanmışlardır. Bu ikinci sur duvarının önünde belli
bir mesafe sonrasında üzeri dendanlı üçüncü bir duvarcık olup, onun önünde
de hendek bulunmaktadır.
Komnenoslar döneminde Bizans Akropolis'i önemini kaybederken, bugünkü
Ayvansaray bölgesi ilgi odağı haline gelmiş ve saray buraya taşınmıştır.
Bleherna Bölgesi, buradaki kilise ve manastırlar, ayazma, saray ve zindanları
ile önemli bir konuma gelecektir. Bu yerleşim sonrasında buranın güvenliğinin
sağlanması amacıyla İmparator Manuel Komnenos, eski duvarın önüne yeni,
büyükce bir sur duvarı çektirecektir. Üzerinde 13 burç bulunan ve Teodosios
surları üzerinde bir yay çizen bu surlar imparatorun adından dolayı Manuel
Duvarı olarak adlandırılacaktır. İmparator Manuel Komnenos'un duvarını
takip eden, pencereli yapı Anemas Zindanı'dır. Bu yapının önünde de 2.İsaakios
Angelos'un küçük sarayı bulunmaktadır. Bu bölümdeki surların en arkada
olanı 2.Teodosius'un yaptırdığı duvarın en uç kısmıdır. Bölgenin Avar
Kuşatmasından sonraki durumu hiç iç açıcı olmadığı için bu bölgenin korunması
amacıyla yaptırılmıştır. Daha sonraları bu duvarın önüne 5.Leon tarafından
burçsuz bir duvar daha çekilmiştir. Bu bölgedeki surları kuvvetlendirmek
amacıyla İmparator Teofilos tarafından sur üzerlerine üç burç daha eklenmiştir.
Bugün Eyüp Semtinin tam karşısına gelen bu bölgede, Emevi ve Abbasi Akınlarının
yoğunluk kazandığı yer olması sebebiyle birçok Sahabe kabri bulunmaktadır.
Özellikle Kab Bin Malik ve Said El Hudri'nin medfun bulundukları yer arasında
Bizans Surlarının en önemlilerinden biri olan Eğri Kapı bulunmaktadır.
Burada yapılacak kısa bir gözlem ile sahabelerinde aralarında bulunduğu
Müslüman kuvvetlerin 4m lik birinci sur ile 10m. lik ikinci suru geçtikleri,
fakat 16 m. lik üçüncü duvarı aşamadan şehit düştükleri görülecektir.
İstanbul kara surlarından bu kadar bahsettikten sonra biraz da üzerindeki
kapılardan bahsedecek olursak, bugün en dikkate değer kapılar Eğri Kapı,
Edirne Kapı, Sulukule Kapı, Topkapısı, Mevlevihane Kapısı, Silivri Kapı
ve Belgrat Kapı, Yedikule Kapı ve Roma'nın ihtişam kapısı olan Altın Kapı'dır.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul Surları üzerinde bir iç sur yaparak bu hisarı
Altınkapı bölümüne eklediği için bu görkemli kapı bugün bir iç kale içine
açılır hale gelmiştir. Osmanlılar hanedanın şehre giriş ve çıkışlarında
daha çok Edirnekapı'yı kullanmışlardır. Hatta padişah olacak her Osmanlı
Şehzadesi önce Ebu Eyyub El Ensari Hz. nin huzurunda Peygamber Efendimiz'in
kılıcını kuşanacak, sonrasında da surların dışından dolaşarak şehre Edirne
Kapıdan girecek ve geçmişte yaşamış tüm Osmanlı Padişahlarının kabirlerini
ziyaret ederek şehre öyle girecektir.
İstanbul'un kara surları günümüzde hemen tüm sağlamlığı ile ayakta durmaktadır.
Sadece 1950 li yıllarda vatan ve millet caddelerinin yapımları esnasında
surların bir kısmı yıktırılarak oradan yollar geçirilmek zorunda kalınmıştır.
Ara ara yapılan restorasyonlar ile de surların bakımının yapımı sürdürülmeye
çalışılmaktadır. Bu restorasyonlarda neredeyse yeniden inşa edilen Belgrat
Kapı bu noktadan dikkat çekicidir.

İstanbul'un Marmara Denizi tarafını çeviren surlar 8,5 km. uzunluğunda
olup üzerinde; Mermer Kule Kapı, Narlı Kapı, Samatya Kapı, Davutpaşa Kapısı,
Yenikapı, Kumkapı, Çatladı Kapı, Bukaleon Kapısı, Ahır Kapı ve Balıkhane
Kapısı bulunmaktadır. Son ikisi sarayın dışarıdan alışverişlerinde kullanıldıkları
için bu isim ile adlandırılmışlardır.
Bu kapılar dışında birçok örülü küçük kapı daha bulunmaktadır. Bunun
sebebi ise diğerlerine hiçde benzemeyen son İstanbul Kuşatmasıdır. Fatih
Sultan Mehmet'in İstanbul'u muhasarası daha öncekilere benzemeyecek kadar
çetindir ve çaresiz kalan Bizanslılar tüm kapıları içeriden örmek zorunda
kalmışlardır. Fetihten sonra bu kapıların bir kısmını kullanmayı düşünmeyen
Osmanlılar bunlara dokunmamışlar ve böylece o yıllardan bu yana bu kapılar
örülü kalmışlardır.

Marmara Surları'nın bir kısmı ise günümüze demiryolu inşaatı sebebiyle
gelememiştir. 1871-72 yıllarında Alman Mühendisler Sultan Abdülaziz'e
gelerek inşa edecekleri tren yolunun bir ucunun da Topkapı Sarayı'nın
bahcesinden, yani sultanın evinden geçmesi gerektiğini söylediklerinde
Sultan; "Sırtımdan geçirseniz razıyım." diyecektir. Böylece
bu bölgedeki surlar 8 yerinden yıktırılarak buradan raylar geçirilmiştir.
İstanbul'un Haliç surlarının Avar Kuşatması sonrasında Herakleios tarafından
inşa edildiği düşünülmektedir. Daha sonraki yıllarda da 3.Tiberios, 2.Anastasios,
2.Komnenos ve oğlu Teofilos tarafından tamir edilen surların üzerinde
110 civarında burç bulunmaktaydı. Bu surlar üzerindeki en meşhur kapılar
ise; Ayvansaray Kapısı, Fener Kapısı, Ayakapı, Unkapanı Kapısı, Ayazma
Kapısı, Zindankapı, Bahçe Kapı, Yalıköşkü Kapısı, Topkapısı'dır. Haliç
sur kapılarının en ünlüsü olan Cibali Kapı' da ismini, fetihte şehre buradan
giren Fatih'in Komutanlarından Cebe Ali'den almıştır.
Haliç'in önemli bir iç liman özelliği gösterdiği ve özellikle de tersane
olarak kullanıldığı dönemlerde bu surlar yavaş yavaş yıktırılmış ve bugün
özellikle Unkapanı Topkapısı arasında hemen hemen kalmamış gibidir. Bu
surlardan günümüze kalan en önemli izler, Ahiçelebi Cami yanındaki Zindan
Kule, Yenicami dibindeki dendanlı duvar kalıntısı ile Sepetçiler Kasrı
temelleridir.

Dünya üzerinde etrafını çevirdiği surları hâlâ ayakta olan dört önemli
yapı vardır. Bunlar; Çin Seddi, İstanbul, Diyarbakır ve İznik Surları'dır.
Tarih içerisinde onlarca büyük devletin aşamadığı, Fatih ve ordusu tarafından
ancak aşılabilen, böyle önemli bir kültür mirasına sahip olan bizler bunun
kıymetini bilmek ve buraları korumak zorundayız. Eğer yeterince ilgilenemez
ve koruyamaz isek yarın çocuklarımızı yanımıza alıp onlara Fatih ve Fetih
ordusunun büyüklüğünü anlatırken, iman, azim ve kararlılık ile aştıkları
ve Yüce Peygamber'in müjdesine mazhar oldukları o devasa surlardan gösterebileceğimiz
sanıyorum pek de bir şey kalmayacaktır.
Bibliyografya:
Semavi Eyice, "Tarihte Haliç", İstanbul, 1975
Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, cilt 1, Üçdal Neşr. İst. 1966
İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, Tercüman Gazetesi Kültür Yay.
İstanbul 1983
İstanbul Ansiklopedisi, Milli Eğitim Basımevi, İst. 1967
Prof.Dr.H.D. Yıldız, Dünden Bugüne İstanbul, Sayı 1, 1989
M.İ. Tünay, İstanbul'un Bizans Devri Kara Surlarında Osmanlı Onarımları,
Taç, İst.1987
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Tarih Vakfı Yurt Yay. İst.1994
Murat Belge, İstanbul Gezi Rehberi, Tarih Vakfı Yurt Yay, İstanbul 1997
İstanbul The Cradle Of Cıvılızatıons, Revak Yay. İstanbul 1998
İmparatorlukların Başkenti İstanbul, Jane Taylor, Arkeoloji ve Sanat Yay.
İstanbul 2000
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|