Kültür Anasayfa Editörden Makaleler Bölümler Görüşleriniz Görüşleriniz



 
 
 
 
 
 



En Güzeli Sevmek

Değer verene elbette değer verilecekti. Korumaya çalışan korunacaktı. Seven sevilecek, muhabbet duyana muhabbet duyulacaktı. Evet Peygamber seni çok seviyordu. Çünkü sende O'nu çok seviyordun. O ve O'na ait her şeye derin bir muhabbet besliyordun. Asırlarca süren ömrün boyunca da bunu hemen her fırsatta göstermiştin.

Daha gencecik bir delikanlı iken, O'nun getirdiği kitaba saygısızlık olur diyerek, bütün bir gece Kur'an'ın bulunduğu odada ayaklarını uzatıp yatmamıştın.

Tarih boyunca onlarca devletin kapısına gelip gelip hüsran içinde geri döndüğü İstanbul'u, sırf O'nun müjdesine ermek için fethetmiştin. Bu güzel beldeyi alınca, - "Kendinize bir saray yaptırmayacak mısınız?" diye size sorduklarında, - "O güzel Peygamberin mihmandarını bulup, Ona bir türbe yaptırmadan kendime bir saray yaptırmaya haya ederim." demiştin.

Senin fikrinde hep O güzeller güzeli olduğu gibi, zikrinde de, faaliyetlerinde de hep O vardı. O'nun yüzyıllar evvel verdiği emri yerine getirme şevkiyle İstanbul'a yüklendiğinde, boğazı tutmak için rumeli yakasına bir kale inşa etmen gerektiğinde, kale duvarlarını, Kufi hatla Muhammed yazarak inşa etmiştin. Sen bu anlamlı davranışınla, Diyar-ı Rum denilen toprakları, O mübarek isimle mühürleyerek Diyar-ı İslam haline getirmiştin.

Ülkeyi yönetme vazifesi sana verildiğinde, vazife şuurunun bilincinde olarak ilk önce Yüce Peygamberin mihmandarı Eba Eyyub El Ensari'nin huzuruna gitmiş, atan Osman Bey'in kılıcını O'nun huzurunda kuşanmıştın. Aslında imkan olsa, sen Ey güzel Osmanlı, gider, o mübarek kılıcı Sevgililer Sevgilisinin huzurunda, Medine'de, Ravzayı Mutahhara'da kuşanırdın ama halkın selameti için kendinden geçmeye, başkaları için yaşamaya mahkumdun ve İstanbul'dan da ayrılamazdın. Bu nedenledir ki sen, Hicaz topraklarına hiç gidemedin. Oralara hiç yüz süremedin. Seni oralarda, hep rüyalarda, yakazalarda gördüler. Ve Sen hep Oraların hicranıyla yandın.

Sen, - " Ben senin bastığın yerlerin hadimiyim (hizmetçisi)" demiştin. Bunu söylerken samimiyetini gösterme adına da, Kabe'nin avlusunu süpürttüğün tavus kuşu tüylerinden birini tacının başına takmıştın. Bununla da yetinmemiş, O'nun mübarek ayak izini, "- Nola başımda taçım gibi taşısam daim" diyerek, sorguç gibi tacının üzerine koydurmuştun.

Her işinde O güzel Rasul'un işaretini beklemiştin. Kıbrıs fethedilip bunun şükrünü eda etme adına bir cami yaptırmak istediğinde, camiyi inşa edeceğin yeri bile O söylemişti sana. Ama Sende O'na karşısı son derece saygılıydın. Sultan Ahmet Camisi'ne, 6.minareyi, O'nun mescidine 7.sini ekletmeden yaptırmayı saygısızlık saymıştın

Mısır'ı fethettiğin zaman, Kutsal Emanetler ile birlikte Hicaz Emiri sana bağlılığını bildirdiğinde gözlere sürme bu emanetlerin başında kesintisiz Kur'an okutmaya başlatmış, bu iş için 39 hafız görevlendirmiş, 40. hafız olarak da kendini vazifeli kılmıştın.

O gözlere sürme Sakal-ı Şerifleri, bir bir cam ampullare koydurarak, güzeller güzelinin bu mübarek hilyelerini her insan görsün diyerek dünyanın, dört bir yanına dağıtmıştın.

Sadece mübarek sakallar mı? Sen O'na ait herşeye düşkündün. Hz.Peygamber'in Kab Bin Züheyr 'e hediye ettiği mübarek hırkası, dönüp dolaşıp senin ülkene geldiğinde heyecandan ne yapacağını şaşırmış, O'nu muhafaza etme adına hemen bir cami inşasına başlamıştın. Hırkay-ı Şerif'in adıyla anılacak bu camide korunacak olan Peygamber Hırkası, bundan böyle halka buradan sergilenecek, senin koruyuculuğun altında muhafaza edilecekti.

Sen O'nun adına da müştaktın. Bu nedenledir ki her yerde O'nun adını anmış, O'nun türkülerini söylemiştin. Çocuklarını bile O'nun adıyla uyutmuş, O'nun adıyla büyütmüştün. Çocuklarına hep O ve O'nun sevdiklerinin adlarını vermiştin. Tarihte kaç tane sülale vardır senin kadar çok Peygamber adını nesillerine koyan. Sen çevreni hep Ahmetlerle Mahmudlarla Mehmetlerle süslemiştin.

Topkapı Sarayı avlusunda, O güzeller güzelinin Sancağını selamlamadan hiçbir sefere çıkmamıştın.

Avrupa'da O'nun hakkında alaya alıcı bir oyun sergilendiğinde, hasta halinle bile kükremiş ve "- Tizz o oyunu kaldırın yoksa tüm Alem-i İslam'ı aleyhinize ayaklandırırım." diyerek vefanın en güzel örneğini sergilemiştin.

O'nun beldesinden demir yolu hattı geçirirken, bu mübarek toprakları gürültüye boğmamak için tren raylarına tek tek keçe döşetmiştin.

Senin insanlarındır diyerek, her sene Sürre Alayları ile, Hicaz bölgesinin halklarına altınlar mücevherler dağıtmıştın. Sürre Alaylarına o kadar çok önem veriyordun ki,Kervanların İstanbul'dan ayrılma zamanları geldiğinde tüm işlerini bir yana koyuyor, onları uğurlamak için bizzat sen yollara çıkıyordun. Sürre Alaylarını uğurlama vazifesinden seni en ağır hastalıklar bile alıkoyamıyordu. 1.Abdülhamid'in hastalığının en ağır döneminde, Sürre Alayının çıkış gününü bir gün öncesine aldırarak onları uğurlama törenine katıldığını, tören bitiminde de daha Topkapı Sarayı avlusundan ayrılamadan bir köşeye yığılarak Hakkın Rahmetine kavuştuğunu hatırlıyor ve senin vazife şuuru konusundaki hassasiyetin karşısında hayretler içerisinde kalıyoruz.

Sen O'nu sevdiğin gibi, O'nun sevdiklerini de seviyordun. O neye düşkünse sen de o şeye düşkün oluyordun. O Alemlerin Rahmeti Medine'de yüzünü Kudüs'e dönüp namaz kılarken, gönlünde asıl Kıble yapmayı arzuladığı mescidi hayallerken ve hemen her an bu kutsal mekanı özlerken senin buraya düşkün olmaman düşünülemezdi. Sen de orayı ve orasıyla ilgili her şeyi çok seviyordun. Her sene bu kutsal evin örtüsünü İstanbul'da bizzat altın yaldızlarla hazırlatıyor, Sürre Alayları ile oralara gönderiyordun. Bir önceki örtüyüde, "Allah'ın evine tam bir sene dokundu" diyerek kutsal sayıyor, en değer verdiğin mekanların başköşesine özenle asıyordun. Bugün hangi Selatin Camiye girsek, duvarlarında senin eserin bir mübarek bez görüyor ve senin O'na muhabbetin karşısında iki büklüm oluyoruz Ey Osmanlı.

Sadece örtü mü ? Hayır değil. Sen oraların taşına bile hayrandın. Kabe'nin köşesinde duran kara bir taşı, sırf Peygamber öptü diye korumuş, etrafını altınla kaplatmıştın. Bu kaplama esnasında taşın küçük bir parçası kırılmıştı. Sen o taş parçasını eller üzerinde dualarla İstanbul'lara kadar getirtmiş, camilerinin ve türbelerinin kapılarına koydurmuştun. Bugün Kanuni S.Süleyman'ın Türbesi ve Sokullu Cami'nin kapısının üzerine bakıpta kara bir taşı, altın çerçeveler içinde orada görünce, senin hayran olduğun değerlere sahip çıkamadığımızı görüyor ve utancımızdan yerin dibine geçiyoruz.

O'na duyduğun sevgiyle coşarak, O'nun çizdiği yoldan bir nebze olsun ayrılmamaya çalışmıştın. Medine'de "Ben müsamaha ile gönderildim." diyen hoşgörü Peygamberinin has bir ümmeti olarak, sende dinler arası hoşgörüde tarihin şahit olmadığı manzaraları meydana getirmiştin. Bugün, yaşlılar için yaptırdığın Dar-ül Aceze'de yan yana duran Cami, Kilise ve Havrayı görüyor ve Seni anlayamamış olmanın ızdırabını duyuyoruz.

Daha anlatayım mı? Evet sen çok müşfiktin, sen çok vefalıydın, Sen o güzeller güzeli Peygamberimiz, Hz. Muhammed Mustafa (SAV)'i en iyi anlayanlardandın. Sen O'nu çok sevdin ve bu anlattıklarımız gibi daha nice güzellikleri O'nun adına sergiledin. Başta da söylediğimiz gibi, değer verene elbette değer verilecekti. Korumaya çalışan korunacaktı. Seven sevilecek, muhabbet duyana muhabbet duyulacaktı. Elbette ki O'da seni unutmadı. O'da seni çok sevdi. Ve ne zaman ki sen O'nun o ağızlara tat, güzel adını anarak O'nu çağırdın, O, her zaman senin yanında oldu.

Örnek mi istiyorsun, hani sen zorlu İstanbul surlarına tüm gücünle yüklendiğinde, Ulubatlın surların en yükseğine tırmanmış ve burçlara sancağını dikmişti. Kanlar içinde gözlerini ötelere açmak üzere iken tebessüm ediyordu. Sen O'na neden tebessüm ettiğini sormuştun. O'da sana Peygamberimizi az önce surlarda gezerken gördüğünü söylemişti. O güzeller güzeli o gün seni yalnız bırakmamıştı.

Mısır seferine çıkmıştın. Yazın sıcağında, dünyada hemen hiçbir canlının göze alamayacağı bir şeye girişmiştin. Kavurucu Sina Çölünü geçmek. Hem de dev bir ordu ile. Çölün ortalarına doğru birden Peygamberi önünde sana yol gösterirken görmüştün. Öyle saygılıydın ki Ey Osmanlı, hemen atından inmiş, kavurucu kumları yayan katetmeye başlamıştın. Sen attan inersinde ordun dururmu, kalabalık ordunun tamamı inmişlerdi atlarından ve seni yayan olarak takip etmişlerdi. Tarihin durup kulak vereceği sahne idi. O, seni oralarda da yalnız bırakmamıştı.

Ya Çanakkale. O bambaşka bir destan idi. Dünya ya 600 yıl huzur ve adalet dağıtmış iken bir zaman sonra zaafa düşmüştün. Hastalanmış ve elden ayaktan kesilmiştin. Sen güçlü iken köşe bucak saklanacak yer arayan soysuzlar, senin bu durumun karşısında meydanlarda ahkam kesmeye başlamışlardı. En büyük arzuları da seni bitirmek ve dünyayı arzu ettikleri gibi paylaşıp tüketmekti. Çakal sürüleri gibi üzerine üşüştüler. Bu senin varlık ve yokluk savaşındı. Düşmanın bu üstün güçleri kapına dayanmışlardı. Ya ölecek yada öldürecektin. Çanakkale sırtlarında sıkıştığın bir anda yürekten bir haykırışla yardım istemiştin O'ndan, "-Yetiş Ya Muhammed kitabın gidiyor." demiştin. Sen çağırırdın da O hiç dururmuydu. Sen O'nun getirdiği din adına bu sırtlarda can verirken O'nun gönlü hiç razı olabilirmiydi Medinelerde kalmaya. Zaten Ravzayı Mutahhara'nın türbedarına da öyle dememişmiydi rüyasında; "-Ben şimdi Medine'mde değilim, Çanakkale'deyim... Çok zor durumda olan asker evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Şimdi onlara yardım ediyorum."

İşte dinine yüzyıllarca kol kanat gerdiğin Yüce Rasul'ün sana düşkünlüğü.

Ne mutlu Ey Osmanlı sana ve ne mutlu senin ahlaki seciyelerini anlayarak sana gerçek torun olabilenlere. Ne mutlu senin sevdiklerini sevenlere, ve yine ne mutlu senin düşkün olduklarına düşkün olabilenlere.

gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com


Osmanlı Kadınefendi Mimarisi
İstanbul Surları ve Kapıları
Osmanlı Mezar Taşlarının Dili
Şehit Sadrazam
Çanakkale'de Sahebe Şuuru
Edirnekapı'daki Çanakkale Şehitleri
En Güzeli Sevmek
Dadaş Yurdu Erzurum
Mimar Sinan'in Dünya Üzerindeki Tek Resmi
Şehzadeler Şehrinden Selamlar - Manisa
Serhat Şehrine Seyahat - Edirne
Beklenen Misafir
Amerikalı bir aile ile üç gün
II. Abdülhamid'in İngiliz Siyaseti
Bir Fransızın Gözüyle İstanbul ve Osmanlı İnsanı
Topkapı Sarayı - 5
Topkapı Sarayı - 4
Topkapı Sarayı - 3
Topkapı Sarayı - 2
Topkapı Sarayı - 1
Dünyayı 1500 Yıl Yöneten Meydan
Karaköy'den Beyoğlu'na
Galata Kulesinin Gizemi
Önce Selam
Veda
Devr-i İstibdat mı?
Osmanlı'da harem
Osmanlı, devlet mi, imparatorluk mu?
Giriş


mutasyon.NET'e reklam verebilirsiniz. İrtibat için editörlüğe mail atınız.
mutasyon.net EDİTÖRDEN MAKALELER BÖLÜMLER GÖRÜŞLERİNİZ ÜYELİK NECİP FAZIL
MİSYONUMUZ KÜNYE BİZE KATILIN GİZLİLİK ŞARTLARI ZİYARETÇİ DEFTERİ