Kültür Anasayfa Editörden Makaleler Bölümler Görüşleriniz Görüşleriniz



 
 
 
 
 
 



Dadaş Yurdu Erzurum

Sendedir tarihin şerefli payı
Sendedir Selçuk'un ok, gürzü, yayı
Ata, sende kurdu ilk Kurultay'ı
Yiğitlik sırrını bilen Erzurum…

Hepiniz hoş geldiniz değerli arkadaşlar. Gezmeyi sevdiğinizi, yeni yerler öğrenmekten mutlu olduğunuzu biliyoruz. Bu nedenle de Mutasyon'daki bölümümüzün bu son yazılarında, sizleri Anadolumuzun bir başka diyarına götürüyoruz. Geçtiğimiz yazılarda güzel yurdumuzun hep batısında seyahat etmiştik. Bu sayımızda ise sizleri doğuya götüreceğiz. Tarih, sanat ve kültürün iç içe geçtiği harika bir beldeyi tanıtmaya çalışacağız. Burası Dadaşlar diyarı Erzurum.

Sizlere öncelikle gezeceğimiz şehrin adından bahsedelim. Selçuklular tarafından buranın fethiyle birlikte , Erzen'de yaşayan halkının bir kısmı buraya göç kararı alır. Yeni yerleştikleri bu yerlere de Erzen demeye başlarlar. Fakat eski yerleşim merkezleri ile burasının isimlerinin birbirlerine karışmaması için buraya Erzen-i Rum (Anadolu Erzeni) adı verilir. Bu isim zamanla Erzurum'a dönüşür.

 

Erzurum stratejik bakımdan Anadolu'nun en önemli yerlerinden biridir. Burası o kadar yüksektir ki, çevreye hakim bir kartal yuvası görünümündedir. 1945 m. lik yüksekliği ile tarihte birçok devlet hep burayı ele geçirme mücadelesi vermişlerdir. İlk çağ medeniyetlerinden, Büyük İskender'e, Romalılardan Bizanslılara kadar hemen birçok kavim zaman zaman burayı yönetmişlerdir. Selçukluların Anadolu için yaptıkları ilk mücadele olan Pasinler Savaşında (1048) burası ele geçirilmiş fakat Bizansla yapılan andlaşmada geri iade edilmiştir. Sultan Alparslan'ın Malazgirt Meydan Muharebesi'ni kazanmasından bir süre sonra O'nun komutanlarından Ebul Kasım burayı yeniden fethetmiştir. Artık Erzurum'un Türk hakimiyeti başlayacak ve bugünlere kadar sürecektir. Selçukluların eline geçmesi ile birlikte Erzurum bir kültür ve medeniyet şehri haline gelecektir. Camileri, kümbetleri ve medreseleri ile kısa bir süre içinde Doğunun en büyük şehri olacaktır.

Selçuklu Sultanı Alparslan, Anadolu'nun fethi için bazı kumandanlarını vazifelendirecektir. Bunlardan biride Gazi Saltuk Beydir. Saltuk Bey kendisine merkez olarak Erzurum'u seçer ve artık burası batıya gidecek fetih ordularının karargahı haline gelir. Tarihinde, bir süreliğine Moğolların eline geçen Erzurum, 1514 yılında Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından yeniden geri alınmıştır. Bu kahraman şehir vazifesini bundan sonra da sürdürecek, Osmanlı Devleti'nin zaafa uğradığı ve yıkılmaya çalışıldığı bir dönemde kurtuluş harekatına öncülük yapan merkez olacaktır. Mustafa Kemal'in başkanlığını yaptığı Erzurum Kongresi burada toplanacak, buradan yakılan bağımsızlık kıvılcımı ile kısa bir süre içinde ülkemiz düşmanlardan temizlenecektir.

Erzurum gerçekten gazi bir şehirdir. Tarihinde üç kez Ruslar tarafından işgal edilen bu memleketin insanları, canlarını dişlerine takarak yurtlarını müdafaa etmesini bilmişlerdir. Yazımızın ilerleyen kısımlarında, Aziziye Tabyalarını gezerken bu konudan bahsedeceğimiz için şimdilik kısaca geçelim ve artık Erzurum sokaklarında gezmeye başlayalım.

Şu ana kadar bahsettiğimiz tüm bu devletler Erzurum'da mükemmel bir medeniyet meydana getirmişler, harikulade eserler inşa etmişlerdir. İşte bunlardan ilki, Erzurum'unun sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese'dir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın kızı Hunat Hatun tarafından yaptırılan medrese halk arasında "Hatuniye Medresesi" olarak adlandırılmaktadır. Osmanlı Sultanı 4.Murat döneminde top dökümhanesi olarak kullanılan medresenin kitabesi ve bazı parçaları, Rus işgali sırasında sökülmüş ve Leningrad Müzesine götürülmüştür. Ülkemizin en büyük medresesidir. Adını, giriş kapısının yanlarında bulunan ve her yanı çinilerle kaplı olan minarelerinden almaktadır. 26 m. yüksekliğindeki minarelerin şerefelerinden itibaren üst kısımları bugün mevcut değildir.

Buradan sizleri Erzurum'un meşhur iç kalesine götüreceğiz. Burası şehre hakim bir konumdadır. Kale tam bir Osmanlı yapısıdır. Rus işgalinde bir hayli tahrip edilmiş olan kale, Saltuklulardan kalma kubbeli küçük bir mescide sahiptir.

İç kalenin güney batı köşesinde, kalenin eski kapısının hemen yanında yeralan ve halk arasında "Tepsi Minare" olarak tanınan yapı Saltuk İç Kalesinin gözetleme kulesi ve Kale Mescidinin minaresi olarak inşa edilmiştir. Tanzimatlı yıllarda yıkılan üst kısmı onarılarak bir de saat takılmıştır. Ne yazıkki o dönemde takılan orijinal saatte Ruslar tarafından çalınmıştır.


Gelelim kalenin fetih öyküsüne; Selçuklular bu kalenin önüne geldiklerinde şaşkınlık içinde kalırlar. Çünkü kale fethedilmesi çok zor bir yapıya sahiptir. Aşılması çok zor olan bu yüksek surlar acaba nasıl geçilecektir? Kuşatma başlar. Kale surları önünde çarpışmalar da olur. Karşılıklı esirler alınır. Fakat kalenin alınması konusunda pek de bir mesafe katedilememiştir. Bir gece Türk tarafı aniden kaleye bir haber göndererek kale kuşatmasını kaldıracaklarını, karşılıklı esir mübadelesi yapmak istediklerini söylerler. Kaledeki Bizanslılarda bunu makul karşılarlar ve hemen kale kapılarını açarak Türk esirlerini çıkarırlar. Karşıdan da bizimkilerin saldıkları 40 kadar esir gelmektedir. Fakat beklenmedik bir şey olur. Türklerin saldıkları esirler üzerlerinde sakladıkları kılıçları çıkararak kale kapısını tutarlar ve Selçuklu askerleri ani bir hamle ile kaleye dalarlar. Meğer Türklerin saldıkları esirler kılık değiştirmiş Türk yiğitleri imiş. İşte kale bu şekilde alınır.

Erzurum içinde bulunan, Saltuklulara ait en önemli yapılardan biride Üç kümbetlerdir. Sultan Melik Mahallesi'nde Çifte Minareli Medresenin yakınındaki bu kümbetlerde herhanbi bir yazıt yada sanduka mevcut değildir. Bu kümbetlerden büyük olanının Saltukoğlu Mehmet Bey'e ait olduğu sanılmaktadır. Bu yapılar Selçuklu anıt mezar mimarisinin en güzel örneklerindendir.

Erzurum sokaklarında yürümeye devam ediyoruz. Çevremize baktıkca etrafımızın tam bir tarih ile kuşatıldığını görüyoruz. Bakıyor, inceliyor ve buraları tanımaya çalışıyoruz. İşte Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan bir başka tarihi yapı olan Yakutiye Medresesi. Kapalı Medrese tipinin en güzel örneklerinden biri olan bu yapı, İlhanlılar zamanında Cemaleddin Yakut tarafından yaptırılmıştır. Taş kapısı ve çinili minaresi ile göze çarpan medrese, bugün Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Cumhuriyet Caddesi üzerindeki yürümeye devam ediyoruz. Az sonra ismi tanıdık bir yapıyla karşılaşıyoruz. Evet burası Ulu Cami. - "Ulu cami Bursa'da değil miydi? " diye düşünüyoruz. Sonra öğreniyoruz ki, Anadolu'nun hemen her yeri birçok Ulu Cami ile doluymuş. Bu camide Selçuklu Camilerinde bulunan tüm mimari özelliklere sahip. 1180 yıllarında, Saltuklu sultanlarından Nasreddin Muhammed tarafından yaptırılmış. Halkın "Kırlangıç" dediği ahşap yığma kubbesine hayran hayran bakarak buradan da ayrılıyoruz.

Yakutiye Medresesinin doğusuna doğru bir başka yapı ile karşılaşıyoruz. Burası, Kıbrıs'ı Osmanlıya kazandıran değerli idareci Lala Mustafa Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırmış olduğu Lala Mustafa Paşa Cami.

Ziyaretimiz sırasında Atatürk Evi'ne de uğruyoruz. Burası Atatürk'ün 9 -Temmuz-1919 da Erzurum'a gelişinden Erzurum Kongresi'ne kadar 20 gün kaldığı evdir. İçinde Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve Erzurum Kongresi'ne katılan üyelerin fotoğrafları yeralmaktadır.

Tarihi yapılardan sonra Erzurum'da en çok merak ettiğimiz konulardan birisi de Oltu taşı oluyor. Hemen bu taş hakkında bilgi edinmek üzere tarihi bir çarşıya gidiyoruz. Burası Rüstem Paşa Bedesteni. Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı ve Sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış bu bina. Bugün bu bedesten içinde, Oltu Taşı imal eden atölyeleri barındırmaktadır. Hemen ilk atölyeye girip bakışları ile bize tebessüm eden yaşlı Oltu taşı ustasına bu taşı soruyoruz. O da başlıyor bizlere anlatmaya; Bu taş dünya üzerinde bu kalitede sadece Erzurum ve civar köylerinde çıkyormuş. Yeraltından, çok ince damarlardan zor şartlar altında çıkarılan taş, atölyecilere kilo ile satılıyormuş. Taşı satın alanlarda işleyeceklerini ayırır, sonra işleyecekleri taşları yeniden toprağa gömerlermiş. Böylece taş yumuşak kalır, işlemesi kolay olurmuş. İşlenecek taş önce suya konulur, sonrasında çifte su verilmiş bıcaklarla yontulur, süslenir, zımparalanır, en sonunda da tebeşir tozu ve zeytin yağı ile cilalanırmış. İşte karşımızda siyah bir inci gibi pırıl pırıl parlayan Oltu Taşı. Halkın Kara Kehribar dediği bu taşı sahtelerinden ayırmak içinde birsürü metod anlattı Oltu taşı ustası amcamız. En meşuru kızgın bir iğne ile taşı dağlamak. Eğer delinirse kesinlikle bu nesnenin Oltu Taşı olmadığını anlıyoruz.

Erzurumluların çok düşkün oldukları bir de ata sporumuz var. Hani at sırtında birbirlerine değnek fırlattıkları oyun. Evet hemen hatırladınız. Bu oyunun adı Cirit idi. Orta Asya'dan beri süre gelen bu ata oyunumuz bugün tüm canlılığı ile Erzurum'da sürdürülmektedir. Hatta bu oyun için özel saha bile oluşturulmuştur. Seyretmesi çok güzel ama oynamak bir hayli zor. Çünkü atın sırtında giderken hedef olmamak için bir hayli akrobatik hareket yapmanız gerekiyor.

Cirit sahasında çok eğleniyoruz ve kurt gibi acıkmış olarak tarihi bir Erzurum evine konuk oluyoruz. Ahşap, cumbalı bu evlere girerken insanı bir heyecan sarıyor. Geniş, sedirlerle çevrili sofada yer sofralarına kuruluyoruz. Öncelikle Ayran Aşı geliyor. Başka yerlerde yoğurt çorbası denilen bu yemek, özellikle Ramazan Aylarında Erzurumluların sofralarından eksik olmazmış. Ardından Lor dolması ve su böreği geliyor. Su böreğini görünce "- Bunu bizde yapıyoruz." Diyoruz ama bu böreğin bizimkilerden farkını öğrenince de şaşırıp kalıyoruz. Zira burada böreğin her hamur parçasına bir yumurta kırılıyormuş. Adını birkaç kez duyduğum ama hiç yemediğim yeni bir yemek geliyor. Kuymak denilen ve sıcak tüketilen bu yemek eritilmiş tereyağı ve civil peynirinden yapılıyormuş. Sıra tatlılara geldi ama bizde de yemek yiyecek hal kalmadı. Kadayıf Dolmalarına karnımız doymuş, gözlerimiz hala aç bir halde bakıyoruz. Allah'a şükrederek sofradan kalkıyoruz. Biz merasim bitti diye düşünürken bu kez de çaylar geliyor. Nereden bilelim Çayın Erzurumlular için bu kadar önemli olduğunu. Çaydanlıklar gelip gelip gidiyor. En ilgincide kıtlama denilen sert bir şekerle çayı içmeleri. Çaylarda kaşık yok. Çünkü çayı karıştırma derdi yok. Şekerden küçük bir parça ağza alınıyor ve bir bardak çay bu minicik şekerle içilebiliyor.

Çay faslı sırasında ev sahiplerinden biri alıyor sazı eline başlıyor söylemeye. Meğer Erzurum aynı zamanda aşıklar diyarıymış. Tarihi yapıları kadar aşıkları ile de ünlüymüş. Mest olarak dinliyoruz. Derken başlıyor saz üstadımız Erzurumlu Emrah'tan çalıp söylemeye. İşte Erzurum'un bir başka değerli şahsiyeti. Buram buram Anadolu kokan bu dizeler içinde kendimizi unutuyor ve hepimiz birer Anadolu oluyoruz.

Gönül gurbet ele varma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere gönül verme
Ya sevilir, ya sevilmez

Yörüktür bizim atımız
Yardan atlandı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir, ya bilinmez

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır, ya alınmaz.

Sazdan sonra söz ve sohbet başlıyor. Laf Evliya Çelebi'den açılıyor. Bu mübarek tüm dünyayı dolaşırken Erzurum'a da uğramış. 1640'larda geldiği Erzurum hakkında neler yazmış neler. Mesela, o günün kenti için; 77 cami, 110 ilkokul, 70 kadar han a sahip olduğunu söylemiş. Suyunun da lezzetinden bahsederek özellikle şehrin içinde akan Cennet Çeşmesi'nden içenin "Her şey sudan hayat bulmuştur." Ayetini anlayacağını vurgulamış. Bana en ilginç gelen kısımlar ise Erzurum'un kışıyla ilgili söyledikleri oldu. Erzurum'un kışının çok şiddetli geçtiğini, sonbaharla birlikte evlerin kapılarının keçe ile kaplandığını hatta kedilerin damdan dama atlarken donduğunu anlatmış. Sohbet uzuyorda uzuyor. Çaylar habire gelip gelip gidiyor. Geç saatlerde yatıyoruz Yarın şehitlerimizi ziyarete Aziziye Tabyalarına gideceğiz.

Yazımızın başında, Erzurum'un geçmişte üç kez Ruslar tarafıdan işgal edildiğini söylemiştik. Bunlardan en kötüsü de 1877'de meydana geleniydi. Halkın 93 harbi dediği bu istilada kalabalık Rus orduları Erzurum'u birkez daha işgal etmek istemişlerdi. Zayıf Osmanlı Ordusu, 200 bin kişilik düşman ordusuna karşı sadece 57 bin kişi ile mücadele vermek zorunda kalmıştı. 340 km. lik bir hat bu kadar az bir kuvvetle nasıl korunacaktı? Rusların teslim olun çağrısına , Ahmet Muhtar Paşa gayet kısa bir cevap gönderdi: -"Erzurum'u savunanların maddi ve manevi kuvvetleri tamdır. Allah'ın inayetiyle kanımızın son damlasına kadar Erzurum'u savunacağız."
Ahmet Muhtar Paşa, halka hitap ederek, isteyenlerin şehri terk edebileceklerini de söyledi ama Erzurum halkı buna karşı çıkarak, kanlarının son damlasına kadar burada kalarak mücadele edeceklerini söylediler. 8-Kasım-1877 gecesi düşman Aziziye Tabyalarına aniden saldırmıştı. Asker zor durumdaydı. İşte o zaman Erzurum halkı kükremişti. Kadınıyla, genciyle, ihtiyarıyla, çiçeği burnunda gelinlik kızlarıyla öyle bir şahlanmışlardı ki Rus ordusu böylesini hiç görmemişti. Erzurum Halkı Aziziye Tabyalarına taşınmıştı adeta. Hele aralarında yeni gelin bir Nene Hatun vardı ki sormayın gitsin. Elinde baltası bir asker gibi döğüşüyordu. Düşman binlerce ölü bırakarak kaçmak zorunda kalmıştı.

İşte şuan oradayız. Erzurum'un 10 km. kadar kuzeydoğusunda Topdağı'nda bulunan Aziziye Tabyalarının önünde. Tabyanın hemen yanında Aziziye Anıtı ve arkasında da Nene Hatun'un mezarını ziyaret ediyoruz. Nene Hatun ve aziz şehitlerimizin ruhlarına Fatihalar göndererek buradan da ayrılıyoruz.

İşte bizim Erzurum gezimiz bu şekilde geçti. Acaba sizler bir gün Erzurum'a giderseniz kim bilir nereleri gezeceksiniz? Yemeklerini nasıl bulacaksınız ? Biran önce buralara gelmenizi tavsiye ediyor ve hepinize tatilde neşeli günler diliyoruz. Şimdilik Hoşcakalın………

gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com


Osmanlı Kadınefendi Mimarisi
İstanbul Surları ve Kapıları
Osmanlı Mezar Taşlarının Dili
Şehit Sadrazam
Çanakkale'de Sahebe Şuuru
Edirnekapı'daki Çanakkale Şehitleri
En Güzeli Sevmek
Dadaş Yurdu Erzurum
Mimar Sinan'in Dünya Üzerindeki Tek Resmi
Şehzadeler Şehrinden Selamlar - Manisa
Serhat Şehrine Seyahat - Edirne
Beklenen Misafir
Amerikalı bir aile ile üç gün
II. Abdülhamid'in İngiliz Siyaseti
Bir Fransızın Gözüyle İstanbul ve Osmanlı İnsanı
Topkapı Sarayı - 5
Topkapı Sarayı - 4
Topkapı Sarayı - 3
Topkapı Sarayı - 2
Topkapı Sarayı - 1
Dünyayı 1500 Yıl Yöneten Meydan
Karaköy'den Beyoğlu'na
Galata Kulesinin Gizemi
Önce Selam
Veda
Devr-i İstibdat mı?
Osmanlı'da harem
Osmanlı, devlet mi, imparatorluk mu?
Giriş


mutasyon.NET'e reklam verebilirsiniz. İrtibat için editörlüğe mail atınız.
mutasyon.net EDİTÖRDEN MAKALELER BÖLÜMLER GÖRÜŞLERİNİZ ÜYELİK NECİP FAZIL
MİSYONUMUZ KÜNYE BİZE KATILIN GİZLİLİK ŞARTLARI ZİYARETÇİ DEFTERİ