|
Osmanlı, devlet mi, imparatorluk mu?
Bu ayki tarih köşemizde Osmanlı devletini çeşitli zaman ve mekanlardan
kesitlerle kronolojik bir sıra takip etmeden inceleyeceğiz.Denizden ancak
bir damla olabilecek bu çalışmamızın sizleri doyurmayacağını biliyoruz.Ama
bilinmeyenler diyarına kısacık bir seyahattir muradımız...
Pek çoğumuz belki de kulağımıza çok görkemli geldiği için Osmanlı dan
bahsederken ‘imparatorluk ‘demeyi tercih ediyoruz.Bu konuda bakınız üstad
Cemil Meriç ne söylüyor:
“İmparatorluk kelimesi hazin ve nankör bir kelime ve tahakküme dayanır.
Osmanlı,Devlet-i Aliye’dir.Batının anladığı Manada sömürü değildir.” Gerçekten
de Türkçe deki imparatorluk sözcüğü latincede “imperium”kökünden galat
olup “hükmeden, sömüren” manaları taşır ki Osmanlı devleti 600 yıl boyunca
bu sıfatları hakedecek hiçbir şey yapmamıştır.Tarih bunun en canlı delilidir.
(YN: Burada sağlıklı bir bakış açısı kazanabilmek tarihi hadiseleri o
zamanın şartlarına göre değerlendirmeye bağlıdır.Ve tarih boyunca ferdlerin
inisiyatifine bağlı asla devlet ideolojisi ve devlet sistematiği içinde
kendine tutunacak-barınacak- bir yer bulamamış birkaç münferit hadise
de bu savımızı çürütmez.)
Burada Osmanlının devlet ideolojisini anlama adına faklı zamanlarda olmuş
benzer iki olay karşısında farklı iki padişahın tutumunu incelersek zannediyorum
az çok bir fikir ediniriz ki bu iki olay benim yer darlığından dolayı
buraya alabildiklerimdir. Bu konuda benzer yüzlerce örnek arasından seçilmişlerdir.
Fatih Sultan Mehmed Han ‘ın Bosna’ya fethettikten sonraki fermanı:
“Ben ki Sultan Mehmed Han’ım,cümle avam ve havassa malum ola ki,iş
bu darendegan- ı ferman-ü hümayun Bosna rahiplerine Mezid-i inayetim zuhura
gelüp buyurdum ki: mezburlara (adı geçen Hıristiyanlara) ve kiliselerine
kimse mani ve mezahim olmayup (sıkıntı vermeyip) ihtiyatsız memleketlerinde
duralar. Ve kaçup gidenler dahi emn ü emanda olalar.
Gelüp bizim hassa memleketimizde havfsız (korkusuz) sakin olup kiliselerine
mütemekkin olalar (yerleşeler). Ve yüce hazretimden ve vezirlerimden ve
kullarımdan ve reayamdan (yönetimim altındakilerden) kimse, Hıristiyanlara
dahl ve taarruz edüp incitmeyeler, kendülere ve canlarına ve mallarına
ve kiliselerine ve dahi yabandan hassa memleketimize adem gelirler ise
yemin ederim ki, yeri göğü yaratan perverdigar Allah’ın hakkı içün, Mushaf
hakkı içün, Peygamberimiz hakkı içün şu yazılanlara hiçbir fert muhalefet
etmeye.”
Kıbrıs’ın fethinden sonra padişah II. Selim’in fermanıdır:
“Kıbrıs Beylerbeyine ve Kadısına ve Defterdarına hükmümdür ki: Kıbrıs
adası aslanca döğüşen ordularım tarafından yeni alınmış bir diyar olduğundan
yerli ve fakir halk,harp icabı maddi ve manevi zarara uğramış olup bu
yüzden ıstırap çekmektedir.
Onlara adalet ve şefkatle muamele ediniz.Az zamanda kalkınarak refah
ve saadete ermeleri için mahkemelerde, vergi muamelelerinde velhasıl her
türlü devlet işlerinde koruyunuz.
Onlar bize Cenab-ı Hakk’ın emanetidir.Devletin şanına onları korumak
ve himaye etmek himaye etmek yaraşır.Herbiri ırzından,malından,canından
emin olarak gönül rahatlığı içinde yaşasın,iş ve güçlerine sahip olup
kazançlarına baksınlar.Benin adaletim bunu icab ettirir.
Bu emrimin yerine getirilmesi için herbiriniz uyanık ve dikkatli olunuz.Aksini
duyarsam beyan olunan özrünüzün kabul olunmak ihtimali yoktur,ona göre
gaflet etmeyesiniz.”
Zannediyorum iki fermanın ne için yazıldığını az çok anlamışsınızdır.
Fethettiği yerlerin ahalisine karşı böyle davranan bir devlet asla imparatorluk
olamaz olsa olsa “Devlet-i Ali” olur.
Merakla beklenen bunları biliyor musunuz? köşemiz:
*Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fetederken tarihte ilk defa havan
topu kulandığını Ve mucidinin ise kendi olduğunu...
*Gene İstanbul surlarını yıkmak için ancak 2500 askerin çekebildiği dev
topları Fatih’in döktürdüğünü,devrin mühendisleri “Hünkarım bu toplar
ilk ateşte çatlar” demesine rağmen kendi hesapladığı bu topların kullanıldığını.Toplam
7 tane olan bu topların günde sadece 12 defa ateşlendiğini ve her ateşlemeden
sonra 2 saat boyunca soğutma çalışmaları yapıldığını.Bu toplardan ağırlığı
500 ile 2000 kilo arasında değişen gülleler atıldığını...
*Yavuz sultan selimin ridaniye savaşı için ilk kez “yivli” topları döktürdüğünü..
*19.yy’da Oflu Veli Direko adlı medrese talebesinin kendi yaptığı basit
uçakla 200 metre kadar uçabildiğini.
*Mühendis İbrahim Efendi’nin 18.yy’da III.Ahmet’in şehzadelerinin düğününde
timsaha benzer bir denizaltı yüzdürdüğünü...
Gelecek ay görüşmek dileğiyle..
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|