|
II. Abdülhamid'in İngiliz Siyaseti
Mutasyon
Sitesinin değerli okurları;
Bu sayımızda sizlerle bir dönemin denge unsuru dev bir şahsiyetini ve
bu zatın dünya siyaset arenasını parmağında topaç gibi nasıl çevirdiğini
göreceğiz. Osmanlının hasta adam olduğu ve aç kurtlar gibi sömürgeci devletlerin
saldırısına uğradığı hassat bir dönemde, Onu bu saldırılardan anlatacağımız
kişinin nasıl bir politikayla koruduğunu hayretler içinde takip edeceksiniz.
İşte 2.Abdülhamid ve O'nun İngiliz Siyaseti...........
Televizyon yada gazeteyi açtığımızda hep benzer ülke isimleriyle karşılaşmaktayız.
Bugünlerde Afganistan ve Irak, dünlerde İran ve Mısır, kargaşanın hiç
bitmediği Filistin ve diğerleri....
Yüzlerce ortak yönü olan bu devletler nasıl olmuştu da böyle bölük pörçük
bir hale gelmişlerdi ? Şüphesiz bu feci manzara, birilerinin yüzyıllar
öncesinden planladığı sinsi oyunların neticesiyle meydana gelmişti. Ama
şuda bir gerçekki, ardı arkası kesilmeyen bu entrikalara karşı, fedakar
bir devlet, tüm sıkıntılara göğüs germesini bilmiş, bu geniş coğrafya
ve insanlarını huzur ve adaletle yönetmişti.
Tüm İslam dünyasını bir Selam-ı Şahane ile yöneten Osmanlı ile onun gücünü
kırmaya çalışanların bu çetin mücadelesini anlamak için sizlere tarihte
küçük bir pencere açmak istiyorum. İngilizlerin Mısır politikası ile başlayan
bir pençere....
19. yy'ın sonlarında İngiltere'de yapılan seçimlerde Osmanlı Devleti'nin
toprak bütünlülüğünün korunmasından yana olan Muhafazakar Parti iktidardan
düşmüş, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını arzulayan, Gladstone'un başkanlığını
yürüttüğü Liberal Parti başa geçmiştir. İngilizlerin genel politikası
olan Hindistan Yollarını koruma amacıyla, başta Mısır olmak üzere, tüm
Ortadoğu'yu etkisine almak isteyen Gladstone; "Türkler Avrupa'yı
bütün silah ve ağırlıkları ile birlikte terketmeden Şark Meselesi halledilemez"
diyordu. (1) Osmanlı Devleti'ne karşı Ermeni'leri alabildiğine kışkırtan
Gladstone'un İngiliz Müstemleke Nazırı iken Lordlar Kamara'sında söyledikleri
ise, İngilizlerin üzerimizdeki ince hesaplarını açıkca ortaya koymaktadır.
O gün Gladstone eline bir Kuran-ı Kerim alarak kabinedekilere göstermiş
ve " Eğer bu kitabı Türklerin elinden alamazsak onları asla yenemeyiz."
demiştir.
1807 de Mısır'a yerleşme çabaları sonuçsuz kalan İngiltere M. Ali Paşa'nın
1830 lu yıllarda yeni bir devlet kurmasına engel olmuştu. Süveyş Kanalı'nın
açılma çalışmaları Hindistan Yollarının güvenliği noktasında İngiltere'yi
iyice telaşlandırmış, bunun üzerine İngiltere buranın hakimiyetini ele
geçirmek için ince bir siyaset gütmüştü. Olayı E.M.Earle şöyle anlatıyor;
"Önce Mısır'ı İngiliz kapitalistleri borç vererek aşırı bir mali
yük altına sokmuşlardı. Sonra ingiliz işadamları ve kapitalistleri, borçlarının
yarattığı korku ve eziklikten yararlanarak birsürü imtiyaz koparıp, ülkeye
yerleşmeye başlamışlardı. Sonunda öyle bir gün gelmişti ki, Mısır maliyesi
İngiliz ve Fransızların sözünden çıkmaz olmuş, Avrupalı diplomatların
verdiği akıl Hidiv'in emirlerinden daha geçerli hale gelmişti. Ayrıca
el altından, askeri feth ve işgale mazeret teşkil edecek, karışıklık,
ayaklanma ihtimalleri bulunduruluyordu." (2)
Hidiv İsmail Paşa'nın Süveyş Kanalı tahvillerini 1875'de İngiltere'ye
100 milyona satması, 1876'da vadesi dolan borçlarını ödemeye ancak yetmiştir.
1877'de ödemesi gereken borçları 3 ay ertelediğini söylediğinde alacaklı
devletler faizlerin ödenmesi için bir iflas sandığı kurdular.
Tasarrufa giden Hidiv, ordudan 2500 Mısırlı subayın işine son verdi.
Bunun üzerine ayaklanmalar çıktı. Arabi Paşanın "Mısır Mısırlılarındır"
sloganı ile başlattığı yabancı aleyhtarlığı sonucu Avrupalı memurların
azli başladı. Bunu fırsat bilen İngiliz ve Fransız donanmaları İskenderiye'ye
geldiler. İstanbul Hükümeti sorunun müzareke yoluyla çözülmesini istediyse
de Mısır'ı almayı kafasına koymuş olan İngiltere, Fransa'nın Tunus'u işgali,
İtalya'nın da Trablusgarb'ı işgal düşüncesinden güç alarak 11-Temmuz -1882
de Mısır'ı işgal etti. Bu işgal İngiliz-Osmanlı siyasi ilişkilerini derinden
etkileyecekti.

2.Abdülhamid bu konuyla alakalı olarak İngiliz dostu Wambery' ye şöyle
söylüyordu;
"Mısır hadisesi dururken ve bu iyi ilişkilere girmek istediğim
hükümet bu davranışı ile beni tüm müslüman dünyasında ve halkımın önünde
gururumu kırmış iken nasıl yaparım? Ben bu şekilde aşağılanmayı kabul
edememi, etmeyeceğim de! Bildiğiniz gibi bir anlaşmaya varabilmek için
çalıştık fakat İngilizlerin şartları öylesine ülkemin geleceği için tehlikeli
ve benim İslam Halifesi ve Osmanlıların İmparatoru olarak prestijimi o
derece zedeleyici idi ki bu şartları hiçbir şekilde onaylayamazdım. Heriki
tarafında bazı hataları olduğunu kabul ediyorum. İngilterenin sömürgeci
çıkarlarının Süveyş Kanalından serbest geçişi gerektirdiğini de biliyorum.
Ama bu hükümranlık haklarım benden alınmadıkca ne devletimin çıkarları
ne hakları güvence altına alınmadıkca yasal hakimiyetimde olan bir mülkün
geçici de olsa yabancı işgaline terk edilmesine izin veremem."
(3)
Osmanlı Hükümetinin Mısır'ın boşaltılması için İngiltere'ye verdiği notalar
İngilizlerin geçiştirme ve diplomasi oyunları nedeniyle sonuçsuz kaldı.
Fakat 2.Abdülhamid'in keskin zekası ve ileri görüşlülüğü ile İngiltere'yi
ne Mısır'da nede diğer sömürgelerinde rahat bırakmayacaktı.
"İngilizlerin bu faaliyetine mani olmak isteyen padişah, Mısır'da
ve Sudan'da propaganda yaptırmak için büyük paralar sarfediyordu. Ayrıcada
Sina Yarımadasında ve İran Körfezinde bulunan Türk Garnizonlarını takviye
ediyordu. Elhasıl Abdülhamid bir kısmı tehlikeli, bir kısmı asab bozucu
olmak üzere ne yapabiliyorsa, hepsini Büyük Biritanya aleyhine kullanmaktan
çekinmiyordu." (4)
"Padişah Abdülhamid sayesinde Batı Alemi, bilhassa Batı ülkelerinin
dışişleri teşkilatları, halifeye, İslam Aleminin Papası gözüyle bakıyorlardı.
Onun bu sıfatla kullanabileceği nüfuzdan çekiniyorlar, hatta korkuyorlardı."
(5)
"Sultan 2.Abdülhamid sadece kendi devletinde değil, bütün dünyada
da İslam'ı uyandırmak için var kuvvetiyle çalışmaktadır. Afganistan'daki
kıyamları, karışıklıkları birkenara bırakalım.1881 yılı Ağustos ve Eylül
aylarında Tunus'daki ihtilal, aynı tarihte Güney Cezayir'de patlayan isyan,
Mısır'daki milli kıyam hep onun eseridir." (6)
Tarih tekerrür etmeye devam ediyordu. Bugün ABD, dün Rusya, Afganistan'a
nasıl girdiyse, o günlerde de İngiltere Afganistan'ın işgaline başlamıştı.
Fakat o dönemde hassas dengeleri çok iyi takip eden, duyarlı ve etkili
bir padişah onların oyunları karıştıracaktı. 2.Abdülhamid bu bölgelerde
Osmanlı nüfuzunu kuvvetlendirme ve yabancıların etkilerini kırma amacıyla
Şirvanizade Ahmet Hulusi'yi Afganistan'a, Ferik Paşa'yıda Çin'e gönderdi.
Hacca giden müslümanların arasına karışan 2.Abdülhamid'in ajanları, bu,
halkı müslüman olan ve sömürgeleştirilmeye çalışılan ülkelere sızıyor
ve insanları bilinçlendiriyorlardı. Bu konuda İngiliz casusu Wambery,
Budapeşte'den Sir Thomas'ı şöyle uyarıyordu;
"Hindistan Hükümeti, Mekke'den Asya'ya dönen Hind, Afgan ve
Orta Asyalı hacılar arasına sızmış padişahın ajanlarına dikkat etmeli,
onları göz altında tutmalıdır. Bunlar halifenin bizzat kendisi tarafından
görevlendirilmiş olup, tüm talimatları padişahın mabeyincilerinden almışlardır.
Abdülhamid'in pan-islam siyasetinin nasıl tüm müslaman dünyasının en ücra
köşesine kadar nüfuz ettiğini görmenin beni oldukca şaşırttığını itiraf
etmeliyim. Kuzey Afrika'da şeyh sunisi, Afganistan'da Kabil Başmollası
, Ortaasya'da Buhara Kadısı ve Hindistan , Cava ve Çin dini liderleri
padişahın emrindedirler. İslam Birliği fikrinin Abdülhamid'in saltanatındaki
kadar hiçbir zaman güçlü olmadığını söylemekle şüphesiz ki mübalağa etmiş
olmam. İslam Birliğinin daha oluşma safhasında olduğu tabiidir. Ne varki
Mekke'deki merkezi otoritesi ile padişahın -eğer planlarının uygulanmasına
izin verilirse- şaşırtıcı sonuçlar alması mümkündür." (7)
Osmanlı Devleti'nin hasta adam olarak görüldüğü bu kritik dönemde, denge
politikasını en iyi oymayan kişi olan 2.Abdülhamid, halifelik müessesesinden
nasıl istifade ettiğini kendi ifadeleriyle şöyle anlatmaktadır;
"İngilizler Asya'da yüzelli milyon müslümanı idareleri altında
tutuyorlardı. Bu müslümanlar üzerinde hilafetin büyük nüfuzu vardı. Bunları
bildiğim için, İngilizleri kuşkulandırmadan, her ihtimale karşı seyyidler,
şeyhler, dervişler gönderip Asya'daki müslümanları hilafete manen bağlamaya
hususi itina gösteriyordum. Buharalı Şeyh Süleyman Efendi'nin Rusya'daki
müslümanlar arasında yaptığı hizmetleri bilhassa şükranla yadederim. Bunun
İngilizlerle münasebetlerimizde çok faydasını gördüm. Hindistan'daki umumi
valileri oradaki müslümanların Osmanlı Devletiyle yakından ilgilendiklerini
gördükce, hükümetlerine, Osmanlılarla iyi geçinmelerini yazıyorlar ve
böylece bizim işlerimiz birnebze kolaylaşmış oluyordu." (8)
2.Abdülhamid'in bu politikasını kırmak isteyen İngilizler, Osmanlı halifesinin
etkisini kırmak için İslam dünyası içinden başka bir halife seçtirme çabalarına
girdiler. Bu amaçla halkın arasına saldıkları, din adamı görünümlü ajanları
ile yeni halife söylentileri yaymaya çalıştılar. Ayrıca Arapların ırkcılık
damarlarını körükleyerek de bu parçalamayı hızlandırmayı sürdürdüler.
İngilizlerin bu sinsi faaliyetlerini sezen sultan, Arap vilayetlerine
özel statüler veriyor, Arap liderlerini taltif ediyordu. Bu topraklara
yönelik yaptığı en etkili girişim ise hiç şüphesiz Hicaz Demiryolları
Projesiydi. Bu proje tamamen bir Osmanlı teşebbüsü olup, Osmanlı mühendis
ve teknisyenleri tarafından gerçekleştirilmiş, tüm masrafları ise İslam
Dünyasından toplanan yardımlardan karşılanmıştı. Hindistan, İran, Tunus,
Cezayir, Fas, Türkistan, Sumatra, Java ve Malezya müslümanları açılan
yardım kampanyalarına katılmışlar, bilhassa Afganistan Sultanı Amir Han
en büyük yardımı yapan şahıs olmuştu.
Hicaz Demiryolu Projesiyle bu topraklarda Osmanlı nüfusunun artacağı
endişesine kapılan İngiltere, Osmanlı Devleti'nin açtığı demiryoluna yardım
kampanyalarını engellemeye çalışmıştır. Bu baltalama hareketlerini Rüştü
Paşa şöyle anlatır;
"Bu hat başladığı zaman İngilizler bizde, bu hattı inşa edebilecek
kaabiliyeti göremeyerek, Hindistan'da ve Mısır'da yayınlanan gazeteleriyle
Türklerin yardım bahanesiyle müslümanları soymak için yeni bir tertipte
bulunduklarını, Türklerde bu iktidar olmadığı ve beyhude yere aldanıp
para vermemelerini ilandan çekinmemişlerdir." (9)
2.Abdülhamid'in denge siyaseti neticesinde, Osmanlı üzerinde paylaşma
planları kuran devletler, uzun yıllar bu emellerine ulaşamayacaklardı.
Sadrazam Ferid Paşa bu politikayı şu sözlerle anlatır;
"Medeni adam dostunu düşmanını tefrik etmemeli, her ikisine de
aynı muameleyi yapmalı. Zira düşmanlarına açıkca husumet göstermek akıl
karı değildir. Dostlara da fazla güvenmek ahmaklıktan ileri gitmez, biz
daima İngiltere'nin dostu gözükeceğiz. Fakat onun hislerini, fikirlerini,
siyasetini de bileceğiz." (10)
Padişahın bu siyasetinin yabancılarda farkındaydı. Wambery bu politikayı
şöyle anlatmaktadır;
"Padişah halen kesin tarafsızlık ilkesini sürdürmektedir. Herhangi
bir Avrupa gücüne yaklaşıp, diğerlerinin düşmanlığını kazanmaktan çekinmektedir.
Bu siyaseti doğrultusunda tüm elçiliklere mavi boncuk dağıtmakta, fakat
hiçbir zaman onları hayali darbelerle tehdid etme fırsatını da ihmal etmemektedir."
(11)
Çileli padişah 33 yıllık mücadelesini tamamlayamadan iktidardan uzaklaştırılmış,
devlet ehliyetsiz ellere kalmıştı. Devletin o dönemdeki hassas konumunu
ve kurtarma çarelerini göremeyen basiretsiz yönetimler onu yavaş yavaş
yıkıma götürecekti. Ayrıca 2.Abdülhamid'in kurmak için büyük çabalar harcadığı
Panislamizim'de ilgisizlikle ihmale uğrayacak, ortada kalan müslüman topluluklar,
birbir yabancıların oltalarına takılıp, onların emellerine hizmet edeceklerdi.
Bugün gözümüzün önünde uzanan bu bölük pörçük manzarayı oluşturmak için
en önemli engellerden biri daha kaldırılmıştı.
Bugün hernekadar O'nun hakkında bazı yanlış kanaatler varsa da, büyük
hizmetlerini görüp takdir edenler hiçde az değildir. Hatta kimi yabancılar
Onun bu çabalarının, Yeni Türk Devleti'nin tohumları olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Yazımızı, Türkiye'de donanmayı ıslahla görevli İngiliz Amirali Sir Henry
F. Woods'un anılarından bir alıntıyla bitiriyorum.
"Abdülhamid olmasaydı, ne, bu satırların yazıldığı, şu anda bu
kadar geniş ve bağımsız bir Osmanlı Devleti ve nede ileride tarihciler
ve diğer devletler tarafından tanınacağına şüphe etmediğim Ankara Hükümeti
bulunacaktı." (12)
Kaynaklar:
(1) Joan Hasliph, Bilinmeyen Taraflarıyla Abdülhamid, Çev: N. Kuruoğlu,
İstanbul, s.101
(2) Edvard Mead Earle, Bağdat Demiryolu Savaşı, Çev: K. Yargıcı, Milliyet
Yay., İstanbul, 1972, s.224
(3) Dr. Mim Kemal Öke, İngiliz Casusu, Prof.Arminius
(4) Hasliph, s.198
(5) Charles Sherril, Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal, Tercüman 1001 Temel
Eser, İstanbul, 1978, s.187
(6) A. Debidour, Avrupa'nın Diplamatik Tarihi, C:2, İstanbul, 1961, s.542
(7) Öke, s.109
(8) 2.Abdülhamid, Hatıra Defteri, Haz: İ.Bozdağ, Kervan Yay. İstanbul,
1975, s.75
(9) Rüştü Paşa, Akabe Meselesi, İstanbul, 1326, s.134
(10) S.Nafiz Tansu, Madalyonun Tersi, Gür Kitabevi, İstanbul, 1970, s.9
(11) Öke, s.85
(12) Henry F. Woods, Türkiye Anıları Çev: F. Çoker, Milliyet Yay., İstanbul
1976, s.116
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|