|
Topkapı Sarayı - 2
Hepiniz birkez daha hoşgeldiniz Mutasyonun tarih sayfalarına. Geçen sayımızda
ilginç bir yazı dizisine başlamıştık. Dünyayı uzun yıllar yöneten bir
sarayı inceliyorduk hepbirlikte. Bu saray Topkapı Sarayı idi. Roma döneminden
Bizans'a ve oradan Osmanlı'ya kadar o mekan ve tarihi sarayımızın geçirdiği
başlıca safhaları inceledikten sonra sıra geldi sarayın iç dizayn ve kullanımına.
Topkapı sarayını gezen hemen herkez eğer elinde bir kroki yoksa nereye
nasıl nereden girdiğini şaşırır. Hatta gezerken tekrar ilk geldiği yere
birçok kez dönebilir. Bu, sarayın çok işlevsel fonksiyonlara sahip olmasından
kaynaklanmaktadır. Çünkü bu saray sadece padişah ve ailesinin yaşadığı
biryer değil, aynı zamanda Osmanlı gibi dev bir devletin tüm yönetim birimlerinin
faaliyetlerini gerçekleştirdikleri bir mekandır. İdari işlerin görüldüğü,
kararların alındığı ve yüzlerce insanın sosyal ihtiyaçlarının karşılandığı
bir mekan. Üstüne üstlük, ülkenin en büyük eğitim fakültesi olan Enderun'da
buradadır. Neyse biz hele bir şu kapıdan girelim de bakalım içeride neler
varmış. Evet şuan 3.Ahmet çeşmesinin yanındayız. Topkapı Sarayı tüm sadeliği
ile karşımızda.
Dış duvarları geçtikten sonra geniş bir bahce ile karşılaşıyoruz. Burası
sarayın tam olarak içi sayılmıyor. Osmanlı döneminde normal halkta buraya
girebiliyordu. Günümüzde de buraya ücretsiz olarak girilebiliyor. Bu geniş
bahcede ilerlerken sol bölümde karşımıza tarihi bir kilise çıkıyor burası
Aya İrini.
Aya İrini:
Konstantinapolis'in en eski kiliselerinden biriyle karşı karşıyayız. Geçmişi
Ayasofya'dan daha öncesine dayanan bu yapı Constantius dönemine aittir.
Ayasofya'dan önce patriklik kilisesi olarak kullanılmıştır. Nika ayaklanmasından
o da nasibini almış ve yakılmıştır.İustinianos tarafından yeniden inşa
ettirilmiştir. Aya İrini'nin birbaşka özelliği de İstanbul'da atrium'u
ayakta kalmış tek Bizans Kilise'si olmasıdır. Aya İrini'nin bugüne kadar
orijinal halde korunmasının nedeni saray sınırları içinde kalmasıdır.
Saraya yakınlığı nedeniyle ne kilise nede cami olarak kullanılmayan yapı,
silah deposu olarak uzun yıllar vazife görmüştür. Daha sonraları silah
müzesi haline gelen yapı günümüzde akustiğinin güzelliği ve otantik ortamı
nedeniyle konser salonu olarak kullanılmaktadır.
Arkeoloji Müzesi:
Aya İrini'nin yanından aşağıya doğru uzanan dar bir yol Gülhane Parkına
kadar gitmektedir. Burası da Topkapı Sarayı surları içerisinde kaldığı
için bugün bizim ilgi alanımız içerisinde. Bu dar yoldan ilerliyoruz.
Karşımıza yine içeriği ile mükemmel bir müze çıkıyor. Burası Arkeoloji
Müzesi. İçerisinde eski Mısır'dan Roma'ya oradan günümüze kadar birçok
arkeolojik kazı ürünü var. Kesinlikle gezmenizi tavsiye ediyor ve devam
ediyoruz.
Darphane:
Bu geniş bahceden Gülhaneye giderken gözümüze çarpan ilginç binalardan
biri da şüphesiz Darphanedir. Adından da anlaşılacağı üzere para basımı
için kullanılan bina kendi haline kaldıktan sonra ciddi şekilde hasarlanmış,
Tarih Vakfının çalışmaları ile 1996 2.Habitat toplantısı için sergi yeri
haline getirilmiştir.
Çinili Köşk: Sarayını bu mekana kurmayı amaçlayan Fatih'in yaptırdığı
ilk binadır. Tüm binayı saran harikulade çinilere sahiptir. Bundan ötürüdür
ki bina bir çini müzesi haline getirilmiştir. 12.yy. dan günümüze Türk
çiniciliğinin en güzel örneklerini burada bulabilirsiniz.
Nişantaşları:
Saray avlusunda Çinili Köşkün hemen yanında ise Bamya ve Lahana nişan
taşları yeralmaktadır. Halk arasındaki söylentiye göre bamyasıyla ünlü
Amasya askerleri ile lahanasıyla ünlü Merzifon askerleri Sultan Mehmet
zamanında değişik müsabakalar yaparlarmış. Bu karşılaşmalar sonra gelenek
haline gelmiş ve bu karşılaşmaların bu nişantaşlarının orada yapılması
adet haline gelmiş.
Sepetciler Köşkü:
Topkapı Sarayını direk ilgilendiren son yapının karşısındayız. Burası
Sepetciler Köşkü. Gerçi saraydan birhayli uzak ama geçmiş dönemlerde burada
Topkapı Sarayına bağlı birçok köşk varmış. Ve bu köşkler bir bütünlük
içersindeymişler. Onlardan şuan ayakta kalan sadece bu köşk. Saray muhafızı
bostancıların sepetciler bölüğü tarafından yapıldığı için bu isimle adlandırılmış.
Mimarı Davut Ağa olan köşk, bugün uluslararası basın merkezi olarak kullanılıyor.
Sarayın ilk bölümü diyebileceğimiz dış bahce içinde yeralan yapıları
şöyle bir dolaştıktan sonra sıra geliyor iç bahce ve içindekilere. Şuan
kuleli yapısıyla sarayla özdeşleşen Bab-ı Hümayun kapısının tam önündeyiz.
Ama içeriye isterseniz birsonraki yazımızda girelim. Çünkü içerisi oldukca
teferruatlı ve bizler oldukca yorulacağa benziyoruz.
Hepinize selamlar...
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|