|
Giriş..
“Tarih kainatın vicdanıdır.” (ÖMER HAYYAM)
“Tarih,kralların, generallerin çiftliği değil,milletlerin tarlasıdır.Her
millet geçmişte bu tarlaya ne dikmişse gelecekte onu biçer.” (VOLTAİRE)
“Tarih bilmeyen diplomat,pusuladan anlamayan kaptana benzer.Her ikisinde
de karaya oturma tehlikesi vardır.” (CEVDET PAŞA)
“Tarihlerini bilmeyen milletler hiçbir zaman büyük bir istikbal oluşturamazlar.”
(Prof. Dr. FUAT KÖPRÜLÜ)
Farklı zamanlarda yaşamış farklı kültürlerin yetiştirdiği farklı milletlerin
insanlarının tarih hakkındaki fikirlerini okudunuz...
Bundan böyle burada sizlerle tarihi hadiselerin eşliğinde bir zaman tüneline
gireceğiz...Bu tünelde ise rehberimiz belirli bir kronolojik sıra izlemeden
yazacağımız tarihte iz bırakmış hadiseler ve sözler olacak.Okyanus nasıl
ki birkaç damladan ibaret değilse tarihte elbette birkaç hadiseden tertip
edilmiş böylesi sayfalardan ibaret değildir.Ama suyu tanımayan bir insana
suyu tanıtmak için birkaç damla su yeter...Ama eğer bu insan susuzluktan
ölüyorsa birkaç damla su asla yetmez aksine belki iştahını kabartır.Tarih
bölümünü hazırlarken benim aklımda ki düşünceler (biraz karışıkta olsa)
bunlardı. Şimdi aradan çekilip sizi yolculuğunuzda rahat bırakıyorum,umarım
suyu tanıyanlardan veya iştahı kabaranlardan olursunuz...
Sende mi Brütüs?
Sezar M.Ö.44’te senato’ da tertiplenen bir suikastle öldürüldüğü zaman57
yaşındadır.23 yerinden hançerlenerek öldürülen bu Roma İmparatoru aldığı
ilk hançer darbesinden sonra arkasına baktığında evlatlığı Brütüs’ ün
de diğer suikastçilerle birlikte kendisine hançerle vurduğunu görür.Hiç
beklemediği bu tablo karşısında tarih boyu dilden dile geçecek şu sözler
dudaklarından dökülür: “-Sende mi oğlum Brütüs?”Oğlunun ihaneti hançer
darbelerinden daha ağır gelmiştir.
Anadolu’nun Fethi
Tarihte Malazgirt savaşının yeri büyüktür.Sultan Alparslan galibiyetin
ardından kendisine esir düşen Bizans imparatoru Romen diyojen’ in huzuruna
getirilmesini emreder ve sorar.
-Siz beni bu şekilde esir almış olsaydınız ne yapardınız?
-Sizi şehir şehir atlarımın arkasında süründürür galibiyetimi herkese
gösterirdim.
-Peki ya benim size ne yapacağımı sanıyorsunuz?
Diogenes cevap veriyor:
-Ya beni öldürürsünüz, ya zaferinizi teşhir için şehir şehir dolaştırırsınız.Bir
üçüncü ihtimal var ki evet demek mümkün değil. Beni tahtıma geri iade
edersiniz.
Bu konuşmalardan sonra Sultan Alparslan “Esir düşmüş bir sultanı elde
esir tutmak bize yakışmaz” diyerek bir çok hediyeler verdiği Diogenes’i
ülkesine geri göndermiştir. (Askeri olduğu kadar siyasi bir deha olan
Sultan Alparslan elbette bunu yaparken; Romanın başına tekrar, tanıdığı,
yendiği, kalbini kazandığı bir kralı yerleştirmek gibi birçok fayda amaçlamıştır)
Ancak Diogenes’i kendi ülkesinde zulüm beklemektedir. Bizanslılar ellerini
bağlayıp günlerce İstanbul sokaklarında süründürmüşler, hatta gözlerini
oymuşlardır.
İşte Anadolu’nun fethi böyle bir anlayışla gerçekleşmiş ve kısa bir zaman
da toprakların fethi başarıldığı gibi kalpler de feth edilmiştir. Zaten
kalpler feth edilmese idi sömürgeci durumunda olan Türklerin Anadolu’da
tutunması imkansızdı.
Osmanlı ve Azınlıklar
1897 yıllarında İstanbul’da Fransız Elçiliği Müsteşarlığı yapan Henri
de Vigny Laeoste hazırladığı raporda şunları yazıyordu:
“Biz, Osmanlı Türkleri’nin idareleri altında yaşayan azınlıklara tanıdıkları
hakları, ne anavatanımızda, ne de sömürgelerimizde bulunan yabancılara
veririz.Türkler, İslami bir pota’ da bu azınlıkları onların din ve geleneklerine
asla dokunmadan ve müdahale etmeden Osmanlı devleti’ ne yarar sağlayacak
unsurlar haline getirmişlerdir.Bir Ermeni,bir Rum veya Arap asıllı kimse,
devlet,servet ve şöhret sahalarından Küçük Asyalı(Anadolulu) bir Türk’ten
farklı mütalaa edilmez.Oysa bir Fransa’da,Musevi asıllı bir kimse ile
Cezayir’ li bir aydının,değil,başbakanlık,fakat bakanlık koltuğuna oturmasına
bile müsamahakar olamayız.”
**Bir kısım tarihçiler Osmanlının azınlıklara karşı bu tutumunu gereğinden
fazla yumuşak bulsa da, tarih sosyologları da dahil olmak üzere birçok
tarihçi Osmanlının sadece 10 milyon Türk ile 250 milyonluk (İçinde belki
70 ayrı millet) bulunan koca bir coğrafyayı 600 yıl (400 yılında mutlak
hakim olarak ) idare etmeyi başarmasını bu engin hoşgörüsüne ve mükemmele
yakın sistematiğine bağlarlar...
Bunları Biliyor musunuz?
*Fransa Kralı Güzel Philip (1313)’in bir emirname yayınlayarak cüzzam
hastalarını Paris’te toplayıp hepsini yaktırdığını,aynı yıllarda Osmanlıların
Mardin’de kurdukları cüzzam hastanesinde cüzzam hastalarını psikologların
gözetiminde müzikle tedavi etmeye çalıştıklarını...
*Mimar Sinan’ın (1489-1588) öldüğünde üç kıtaya serpilmiş olarak ardından;84
cami, 50 mescit, 57 medrese (o zamanın yüksek tahsil yapılan yerleri),
22 türbe,7 kütüphane,8 köprü,17 imaret,3 hastane, 7 su yolu,20 kervansaray,
35 saray, 48 hamam, 6 mahsenden oluşan toplam 364 adet eser bırakmış olduğunu
ve aradan geçen onca zamana rağmen bunların birçoğunun hala ayakta olduğunu...
*Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Abraham Lincoln’ün tiyatroda bir
oyun izlerken,rol yapan bir aktörün tabancasından çıkan kurşunla öldürüldüğünü...
*Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında o günün şartları içerisinde
Tih çölünü 11 günde geçtiğini ve bu esnada susuzluk tehlikesi baş gösteren
ordunun yardımına yağmurun yetiştiğini.Tih çölüne yağmurun 40 yılda bir
(belki) yağdığını ve Yavuz Sultan Selim’in o gün takip ettiği rotanın
uydudan çekilen resimlere ve yapılan araştırmalara göre hemen hemen en
kısa yol olduğunu...
Gelecek ay görüşmek dileğiyle..
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|