|
Onları Romanlardan Değil Kendi Eserlerinden
Tanıyın !!!
İftira Romanlarına En Güzel Cevap
Osmanlı Kadınefendi Mimarisi
Fırsat bulduğum zamanlarda muhakkak kitapcılara giderim. Yeni çıkan kitapları
inceler faydalı bulduklarımı alıp okumaya çalışırım. En sevdiğim kitap
türü ise tarihi içerikli olanlardır. İlmi, araştırma, gezi ve tarihi romanlar.
Bu konuda gördüğüm he-men her kitabı alan ben, artık ne yazık ki tarihi
roman türüne daha temkinli yaklaşıyo-rum. Çünkü birkaç yıldır ülkemizde
başlayan ve Osmanlı Kadınefendilerini konu alan tarihi roman furyası ile
birlikte tarihin nasıl bu kadar acımasızca karalanabileceğini ve masum
insanlara nasıl bu kadar kolay iftira atılabileceğini görmüş bulunmaktayım.

Safiye Sultan ile başlayan; Bir Hürrem Masalı, Nurbanu, Hatice Sultan
ve Kiraze ile devam eden bu karalama kampanyasında, Osmanlı Kadınefendilerinin
çıkarcı, maddeci, makam ve mevki düşkünü, gayri ahlaki tavırlar içinde
gösterilmeleri doğrusu beni çok şaşırttı. Bu kitapları kaleme alanların
ciddi birer tarihci olmamaları bir yana, Dünyayı yöneten bir sarayın mensuplarına
ithaf edilen akıl almaz hafifliklerde aslında gerçeklerle bağdaşmıyordu.
Çünkü romanlarda bu kadınefendilere yakıştırılan tavırlar, Osmanlı Harem
Sistemi denilen ve çoğu sözlü kurallara bağlı disiplinli bir müessesede
sergilenmesi mümkün olmayan şeylerdi. Valide Sultan idaresindeki haremde
padişah bile gönlünce hareket etme özgürlüğüne sahip değildi.
Osmanlı Sarayında yaşayan kadınlara atılan iftiralar bir yana, genel
manada toplumun içindeki kadında bu saldırılardan payını alıyordu. Bu
tarz çarpıtmalara göre O, hep evinde oturan, sokağı ancak kafes arkasından
seyredebilen, sosyal hayatta hiçbir söz hakkı olmayan ikinci sınıf bir
varlıktı.
Gerçekte bu eserleri kaleme alanların yaptıkları şey, hayallerindeki
çirkin sahneleri sadece kağıda geçirmekten başka bir şey değildi. Onlar
olanı değil, kendilerine göre olması gerekeni yazıyorlardı. Bu piyasa
eserleri çok satınca arkası geldi. Üzücü olan şey ise, okuyanların bu
romanlarda anlatılanları gerçekleşmiş vakalar olarak kabul edip böyle
değerlendirmeleriydi. Peki işin aslı acaba neydi? Osmanlı Kadını gerçekten
de eli kolu bağlı, iradesini kullanamayan bir konumda mıydı?
Sorunun cevabı gözlerimizin önünde duruyor. Belki adlarını defalarca
duyduk, belki önünden yüzlerce kez geçtik. Onlar, Osmanlı Kadınının, değil
toplumun dışında, bilakis sosyal hayatın tam ortasında olduklarını, arzu
ettiği taktirde neleri yapabileceklerini ve Osmanlı Devlet anlayışında
kadına verilen değeri gösteren en güzel semboller. Onlar Osmanlı Kadın
Yapıları.
Yazının başından beri yanlışlığını anlattığımız bu romanların yazarları,
eserlerini kaleme alırken başlarını kaldırıp da sadece İstanbul'un sokaklarına
baksalardı, yazdıkları ile gerçek hayatın ne kadar büyük bir tezat oluşturduğunu
göreceklerdi. Çünkü gayri ahlaki tavırlar içinde gösterdikleri Osmanlı
Kadınları, en büyük hayır kurumları ve camileri inşa ettirmiş, para ve
makam düşkünü karalamalarına karşı Onlar, dev külliyelerle toplumun hayatına
hayat olmuş, cahil ve evinden çıkamaz iftiralarına karşı da en büyük okulları
inşa ederek cevap vermişlerdi.
Kendisini sadece evinin değil halkının da anası olarak gören Osmanlı Kadınefendileri,
toplumun ihtiyacı olan şeyleri yapmakta öncelikli olarak kendilerini vazifeli
saymış ve elindekileri harcamak konusunda hiçbir tereddüt göstermemişlerdir.
Gelin şimdi sizlerle beraber sadece İstanbul sokaklarında gezerek bu anlattıklarımızı
doğrulayalım.
Büyük bir toplumun ihtiyaçlarına toptan cevap veren en önemli yapılar
şüphesiz külliyelerdir ve Osmanlı Kadınları da tarih boyunca birçok külliye
inşa ettirmişlerdir. İşte onlardan biri Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı
Mihrimah Sultandır. Kendisi daha gençlik yıllarında Üsküdar iskelesinin
karşısına, Mimar Sinan'a, içinde medrese ve imareti de olan bir külliye
inşa ettirmiştir. Bugün bu medrese dispanser, imaret ise kütüphane olarak
kullanılmaktadır. Mihrimah Sultan Külliye içindeki camiyi karanlık bulmuş,
onun bu hoşnutsuzluğunu unutmayan Sinan, Mihrimah Sultan'ın yıllar sonra
Edirnekapı'da yaptıracağı ikinci külliyenin camisini şimdiye kadar hiçbir
camide yapmadığı kadar aydınlık olarak inşa etmiştir.
Bu külliyenin hemen karşısında halkımızın Yeni Valide Cami dediği, dev
yapılar topluluğunu da 3.Ahmet'in annesi Emetullah Gülnuş Sultan yaptırmıştır.
Bugün bu mübarek kadın, Osmanlı kadınına gösterilen değeri anlatırcasına,
yaptırdığı külliyenin yola bakan kıyısında üstü açık bir türbede, o çok
sevdiği beyaz güllerin arasında yatmaktadır.
Bazılarının yerden yere vurduğu, Peygamber Aşığı 1.Ahmet'in eşi Kösem
Sultan'ın Üsküdar sırtlarındaki Çinili Camisi, medrese, hamam ve İstanbul'daki
en büyük kervansaray tipli iş merkezi olan Büyük Valide Han'ı da bu valide
sultanın alicenaplığı hakkında sanıyorum bizlere gerekli malumatı vermektedir.
Çinili Camiye gelmişken hemen yanındaki dev Atikvalide Külliyesini görmeden
geçmek olmaz. 2.Selim'in karısı olan Nurbanu Valide Sultan, Mimar Sinan'a
uzun uzun nasıl bir eser yaptırmak istediğini anlatmış ve Koca Sinan'da
Üsküdar'ın bu sivri tepesine bir mimarlık harikası olan yapıyı; mektep,
medrese, darüşşifa, darülkurra, imaret, kervansaray, hamam ve camisiyle
birlikte inşa etmiştir.
Üsküdar Atik Valide Külliyesinden aşağıya inerken Kavsara Mustafa Baba
Camisiyle karşılaşıyoruz. Kavsara Mustafa Baba tarafından yapılan ve 100
yıl kadar sonra yıkılan caminin Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmi Alem
Valide Sultan tarafından yeniden inşa ettirildiğini görüyor ve Osmanlı
kadınlarının sadece eser inşa ettirmediğini, yapılanları da koruduğunu
anlıyoruz.
O güzelim boğazın üzerinden karşıya, Eminönü'ne geçelim. Eminönü iskelesinde
bizi tüm haşmeti ile Yeni Cami karşılayacaktır. Bu büyük yapı herşeyi
ile tam bir Osmanlı kadın mimari eseridir. Caminin inşaatını, Sultan 3.Murat'ın
hanımı Safiye Sultan başlatmış fakat ömrü vefa etmemiş, inşaatı 4.Mehmet'in
annesi H.Turhan Sultan tamamlamıştır. Ne yazık ki, 3 ciltlik Safiye Sultan
romanını yazanlar, roman içinde bu kadın efendiyi, hayır için yaptırdığı
Mısır Çarşısına sokarak türlü melanetler işliyor göstermekten çekinmemişlerdir.
Halbuki Kahire'de yaptırmış olduğu hayır eserlerinden Yeni Cami ve Külliyesine
kadar tüm bu yapılar, onların karalamalarına en güzel cevabı fazlasıyla
vermektedirler.
Sultan Ahmet'e doğru yürüyelim. Kadırga Sırtlarında yine Mimar Sinan'a
ait şirin bir külliye ile karşılaşacağız. Bu yapının şahsında Osmanlı
kadınlarının sadece kendileri için değil, eşleri için de hayır kurumları
inşa ettiklerini görmekteyiz. 2.Selim'in kızı İsmihan Sultan çok sevdiği
kocası Sokulu Mehmet Paşa'nın vefatı sonrası bu külliyeyi onun adına inşa
ettirmiş, hatta bu mabedi farklı kılmak için, caminin özel birkaç yerine
Hacer-ül Esved taşının parçalarından koydurmuştur.
Kadırgaya gelmişken meşhur kadırga parkına da giriyor ve bugün İstanbul
Surları içinde ayakta kalan tek namazgahı görüyoruz. Altında kare planlı
çeşmesi olan ve merdivenle üst katına çıkılan namazgah 1.Abdülhamid'in
kızı Esma Sultan'a ait. Bu yapının ışığında, namazgah inşa eden bir padişah
kızının, Ortaköy Yalısındaki yaşamına ait çarpıtmaları hatırlıyor ve iftiranın
bu kadarına pes demekten kendimizi alamıyoruz.
Sultan Ahmet yanından Gülhane'ye doğru inerken yine bir kadın mimari yapısıyla
karşılaşıyoruz. 3.Ahmet'in kızı Zeynep Sultan Camisi ve bu caminin arkasında
bugün de İlkokul olarak kullanılan mektebi. Fakat ne yazık ki yol yapım
çalışmaları sırasında kaldırılan türbesi bir daha inşa edilmediğinden
Zeynep Sultan'ın naşı, caminin bodrumunda yeni türbesinin inşa edileceği
günü beklemektedir.

Ayasofya ve Sultanahmet Camisi arasında uzun ve kubbeli bir yapı dikkatimizi
çekiyor. Bugün halı müzesi olarak kullanılan bu yer İstanbul'un en büyük
hamamı olan ve Mimar Sinan'a yaptırılan Hürrem Sultan Hamamıdır. Kanuni
Sultan Süleyman'ın hanımı Hürrem Sultan'ın, burayı kendi imkanları ile
inşa ederken nasıl sıkıntılar çektiğini, Irakeyn Seferinde olan Kanuni'ye
yazdığı mektuplardan öğreniyoruz.
Çemberlitaş'ta anıtın hemen yanında bulunan ve İstanbul'da yabancıların
en çok rağbet ettikleri yerlerden biri olan Çemberlitaş Hamamı da bir
başka valide sultan'ın, 2.Selim'in karısı Nurbanu Sultan'ın vakfiyesidir.

Yeniden Eminönü'ne doğru geliyoruz. Eminönü Karaköy arasını bağlayan meşhur
Galata Köprüsü, bizlere yine başka bir Osmanlı Hanımefendisini hatırlatıyor.
Burada köprünün olmadığı dönemlerde insanların karşıya geçmek için katlandıkları
binbir sıkıntıyı gören Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmi Alem Valide Sultan,
1836 yılında buraya ahşap bir köprü yaptırıyor. İnsanlığa hizmet maksadıyla
yaptırıldığından köprüye "Hayratiye" adı veriliyor.

Galata Köprüsünün Karaköy ayağına geçmişken bir sonraki Haliç Köprüsüne,
Unkapanına doğru yürüyoruz. Unkapanı Köprüsünün Azapkapı ayağında İstanbul'un
en muhteşem çeşmelerinden biriyle karşılaşıyoruz. 1.Mahmut'un annesi Saliha
Sultan'ın yaptırdığı çeşmenin inşa hikayesi ise bir hayli ilginç.
Yıllar önce o civarda yaşayan fakir bir ailenin kızı olan Saliha Sultan,
elinin testisiyle su doldurmaya gider. Fakat testi elinden düşer ve kırılır.
Küçük kız başlar ağlamaya. Oradan arabasıyla geçmekte olan saray mensubu
bir hanım bu manzarayı görerek arabadan iner ve ağlayan kıza testinin
parasını vererek artık ağlamamasını söyler. Fakat Saliha Sultan'ın verdiği
cevap karşısında şaşkına döner. Saliha Sultan "Testinin kırıldığına
değil bir testi su dolduramayacak kadar beceriksiz olduğuna"ağlamaktadır.
Saraylı hanım bu zeki kızı saraya aldırır. Harem'de yetişen Saliha Sultan
ileride 2.Mustafa'nın eşi olacak ve o günün hatırası olarak da oraya bu
muhteşem çeşmeyi yaptıracaktır.
İşte bu tarihi vak'a bizlere, hem Osmanlı toplum yapısında kadının yerini,
hem saraya en alt tabakadan da birilerinin girip yükselebileceğini, hemde
harem'in bir kadın okulu olduğunu anlatmaktadır.
Osmanlı Kadın yapıları denilince akla ilk gelen hiç şüphesiz Şifahanelerdir.
Başta da söylediğimiz gibi toplumun bir nevi annesi olan bu müşvik padişah
anaları, halkın sağlığı için dev hastaneler vücuda getirmişlerdir. İşte
vatan ve millet caddelerinin arasında, neredeyse bir şehir genişliğinde
olan Gureba Hastanesi. Sultan 2.Mahmud'un hanımı Bezmi Alem Valide Sultan,
halkının içinde bulunan tüm garipler için yaptırmıştır Gureba'yı. Ayrıca
hiçbir hastadan da kesinlikle ücret alınmamasını emretmiştir.
İstanbul'un bir başka ünlü hastaneside Haseki'dir. Kanuni'nin eşi Haseki
Hürrem Sultan'ın yaptırdığı dev külliyenin bir parçası olan bu şifahane
bugün Haseki semtinde yine insanlara sağlık dağıtmayı sürdürmektedir.
Gelelim Anadolu yakasının meşhur hastanesi Zeynep Kamil'e. Mısır'a çalışmaya
giden ve orada katiplik yapan Kamil Bey, Kavalalı ailesinden Zeynep Sultan'a
aşık olur. Karşılık bulan bu sevgi evlilik ile sonuçlanır. Evlenirler
evlenmesine ama Osmanlı ile zıtlaşan aile, çifti birbirlerinden ayırır.
Uzun bir ayrılıktan sonra İstanbul'da tekrar bir araya gelen çift, İstanbul'u
hayır eserleri ile donatırlar. İşte Zeynep Hanım ve Kamil Bey'in yaptırdıkları
Zeynep Kamil Hastanesi. Bugün de, Osmanlı Devletinde çiftlerin birbirlerine
olan derin muhabbetini anlatırcasına bu hastanenin bahcesinde beraberce
yatmaktadırlar.
Osmanlı Kadınefendilerinin eğitime ve öğretime de önem verdiklerinden
bahsetmiştik. Bir kere hareme gelen her bayan, orada en az bir müzik estrumanını
çalmayı öğrenir, güzel konuşma, el becerisi, aşı yapma vb. birçok konuda
ders alır, bunların yanında en az bir yabancı dili de iyi derecede konuşurdu.
Bu eğitimli hanımefendiler, teb'alarının da eğitimini önemsediklerini
göstermek amacıyla imkanları ölçüsünde çevreye okullar yaptırmayı da ihmal
etmemişlerdir.
Eyüp'te 3.Selim'in kızı Şah Sultan'ın yaptırdığı Külliye içindeki mektep,
Cağaloğlu'nda Bezmi Alem Sultan'ın yaptırdığı İstanbul Kız Lisesi, Aksaray'da
Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevnihal Valide Sultan'ın kendi adıyla anılan
camisinin yanında inşa ettirdiği Pertevnihal Lisesi ve 2.Mahmud'un kızı
Adile Sultan'ın Haliç kıyısına okul olarak yaptırdığı ve Cumhuriyetten
sonra Halk Kütüphanesi olarak kullanılan yapı, Osmanlı Kadınlarının inşa
ettirdikleri okullardan sadece birkaç tanesidir. İstanbul'da sadece saraylı
hanımların değil, gündelikci olan kalfaların bile yaptırdıkları okullara
rastlamak mümkündür. Divanyolundaki Cevri Kalfa İlköğretim Okulu buna
en güzel örneklerden biridir.

İnsanlığın ihtiyacı olan cami, okul, çeşme, hamam, hastane vb. hayır
eserlerini vücuda getiren valide sultanlar, onların karınlarının tokluğu
ile de yakından ilgilenmiş, ülkenin birçok yerine aşhaneler kurmuşlardır.
Bugün Eyüp'teki, 3.Mustafa'nın hanımı Mihrişah Sultan tarafından kurulan
imaret, inşasının üzerinden 300 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen
her gün onlarca insana yemek dağıtmaktadır.
Görüldüğü üzere bugün sadece İstanbul'da, küçücük bir turda gözümüze takılan
kadın yapılarının sadece bir kısmını sizlere anlatmaya çalıştık. Bu kadarı
bile bizlere Osmanlı Devletinde ve haremde kadının yeri ve o mübarek kadın
efendilerin haleti ruhiyesi hakkında bilgi vermektedir.
Bir büyük zatın; yanına gelen gençlerin kendisine muallimlerinin Allah'ı
anlatmadığından şikayet etmeleri üzerine, "Sizin okuduğunuz her fen
kendi lisan-ı mahsusiyle mütemadiyen Allah'tan bahsetmektedir. Muallimleri
değil, onları dinleyiniz." demesi gibi, bizlerde bazı insanlarımız
tarafından tarihi birer hakikat gibi görülen ve geçmişimize çamur atmaktan
başka bir vazifesi olmayan bir kısım romanlar yerine bizzat tarihin kendisine
kulak vermenizi istiyoruz. Göreceksiniz o koca koca taşlar dile gelecek
ve sizlere neler neler anlatacaklardır.
KAYNAKLAR :
- Yılmaz Öztuna, Büyük Osmanlı Tarihi, C.9, Ötüken Yay, İstanbul 1994,
- Murat Belge, İstanbul Gezi Rehberi, Tarih Vakfı Yurt Yay, İstanbul 1997
- Haluk Dursun, İstanbul'da Yaşama Sanatı, Ötüken Yay. İstanbul 2000
- Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, M.Çağatay Uluçay, Ufuk Kit. İstanbul
2001
- Dersaadet, Münevver Ayaşlı, Timaş Yay. Mart 2002
- Bilinmeyen Osmanlı, Ahmet Akgündüz, OSAV Yay. İstanbul 1999
- Harem-i Hümayun, Leslıe P.Peırce, Tarih Vakfi Y.Yay. İstanbul 2002
- The Topkapı Palace , İstanbul 1988
- İstanbul The Cradle Of Cıvılızatıons, Revak Yay. İstanbul 1998
- İmparatorlukların Başkenti İstanbul, Jane Taylor, Arkeoloji ve Sanat
Yay. İstanbul 2000
- Tarih ve Düşünce Dergisi, Safiye Sultan Masalı, Eylül 2000
- Asitane, A.Ragıp Akyavaş, C.1, Türkiye Diyanet Vakfı Yay.Ankara 2000
gezikolik@gezikolik.net
wwww.gezikolik.net
www.kitapkolik.com
|