|
Mehmet Soyarslan ile söyleşi
Mutasyon.net sinema köşesinin siz değerli takipçileri
için yeniliklerin sonunun gelmediği bu sıcak yaz günlerinde, bir yenilik
daha gerçekleştirerek sine-söyleşi bölümünü açıyoruz. Bundan böyle belirli
aralıklarla Türk sinemasına çeşitli alanlarda hizmet etmiş, emek vermiş
değerli insanlarla yaptığımız seviyeli sohbetler siber dünyadaki en aktif
site olan burada, yani mutasyon'da yer alacak.
Söyleşi bölümümüzün
ilk konuğu, Türkiye'nin en eski film dağıtım şirketlerinden Özenfilm'in
yönetim kurulu başkanı , aynı zamanda bir film yapımcısı ve besteci gibi
nitelikleri de olan Mehmet Soyarlan. Kendisiyle dağıtımcılıktan
film pazarına, bilet fiyatlarından Türk sinemasındaki sorunlara kadar
pek çok konuyu içeren hoş bir sohbete ne dersiniz?
Bize Özenfilm'den biraz bahsedebilir misiniz kısaca?
Özenfilm
1941 yılında kurulmuş, bünyesinde hem film yapım ve dağıtımı hemde sinemacılığı
barındıran bir şirket. Kurulduğu ilk yıllarda bir çok yerli filmin yapımına
imza atmış, daha sonraları ise dünyaca ünlü birçok yabancı filmin türkiye
dağıtımını yapmıştır. Bunların arasında Jaws, E.T., Omen,
Starwars serisi, Home Alone serisi ve Titanic ilk
aklıma gelenler. Ayrıca başarılı yerli yapımlara da imza atmış bir şirket.
Bunların arasında başrollerini Fikret Hakan ve Bulut Aras'ın
oynadığı Toprağın Teri, gösterildiği dönemde 750.000 kişiyi sinemalara
çekmiş, yurtdışında yayınlanmış ödül almış bir yapım. Ayrıca 80'li yılların
başında yapılan bir film için Türk Sinemasında çok yeni sayılan pek çok
özel efektin kullanıldığı bir yapım olarak dikkati çeker. Ayrıca 90'lı
yıllarda Ağır Roman ve Kahpe Bizans gibi yüksek gişe başarısına
ulaşmış filmlerin yapım ortaklığını ve Deli Yürek, Hemşo
gibi filmlerin de dağıtımcılığını üstlenmiştir. Buna ek olarak işlettiğimiz
Movieplex sinemaları da Özenfilm bünyesindedir. Özenfilm
bununla da kalmamış, Türk Sinemasına zarar veren yasal düzenlemelerin
değiştirilmesi için de üzerine düşeni yapmış ve hala yapmakta olan bir
şirkettir.
Türkiye'de film ithalatçısı ve dağıtımcısı olmanın zorlukları neler?
Türkiye'de dağıtımcılık çok ilginç. Herkes zanneder ki film ithalatçıları
filmi getirir ve tüm para yurtdışına gider. Aslında böyle birşey yok.
Sinemacılık Türkiye için çok önemli bir değer, çünkü elde edilen gelirin
% 85'i ülkemize kalıyor. Fakat kamuoyu film ithal etmekle köpek maması
ithal etmeyi aynı şey gibi görüyor. Film, Türkiye'ye girdiğinden itibaren
pek çok kişi bu işten para kazanıyor. Reklam sektörü, belediyeler, devlet
vs. Biz kazancımızı gişe hasılatı üzerinden elde ediyoruz ve vergiye böyle
yansıtıyoruz. Buna rağmen gümrük görevlileri ülkeye giren her kopya için
standart bir fiyat belirleyip bize pek çok zorluklar çıkarır. Bunu onların
çağdığı olmasına bağlıyorum. Kraldan fazla kralcı olan gümrük vs. gibi
kurumlar bu açıdan bize büyük zorluklar yaşatıyor. Ayrıca kanundaki anlamsız
maddeler sebebiyle mülki amirlerin sinema salonlarına uyguladığı baskılar
da cabası. Sansür ile ilgili anlamsız uygulamaları da unutmamak lazım.
Demokratik bir ülkede bunlar olmamalı.
Sinema sektörünün ekonomiye katkısından bahsettiniz. Bunu biraz açar
mısınız?
Ben size elimdeki rakamları söyliyeyim. Sinema sektörünün Türkiye'de
50-70 milyon $ arası bir hacmi var. bu rakam 1999-2000 sezonunda
83 milyon $'a kadar çıkmış. Fakat bunun %16'sını devlet eğlence
vergisi ve KDV olarak alıyor. Kalanı sinema salonları ve dağıtımcı şirket
arasında paylaşılıyor. Kaba bir hesapla bugün Türkiye'de 918 salonun olduğunu
düşünürsek salon başına ayda 2000 $ civarı bir para eder. Reklam masrafları
%10 gibi bir oran tutuyor ve dağıtımcının cebinden çıkıyor. Kopya ve altyazı
masrafları da var. Tüm bunlardan sonra kalan paranın ancak % 10-12 si
yurtdışındaki yapımcıya gidiyor. Zaten devlet bundan da % 10 vergi kesiyor.
Özenfilm'in buradaki pazar payı ne kadar?
% 30 civarında. Bu sezona göre değişir. Şuan üç büyük kuruluş
var. WarnerBros, UIP ve Özenfilm. Şu an WarnerBros
lider görünüyor. Ama dediğim gibi bu izafi bir durum. Titanic ve
Kahpe Bizans'ın gösterildiği senelerde de biz lider olduk.
Bugüne dek işlettiğiniz filmlerden maddi anlamda en çok kazanç getiren
hangisi oldu?
Yerli
filmlerden Kahpe Bizans oldu kuşkusuz. Az önce bahsettiğim Toprağın
Teri'ni de unutmamak lazım tabii. Yabancı filmlerden ise, geçmişte
Rambo serisi vardı. Onları biz getirmiştik ve iyi kazanmıştık. Terminatör
1 ve Temel İçgüdü de iyi hasılat yapmıştı. Titanic'i
de unutmamak lazım.
Yakın tarihte vizyona soktuğunuz fakat gişede sizi hayal kırıklığına uğratan
film(ler) oldu mu?
Son dönemlerde sinemacılık oldukça durgun gidiyor, yani genelde bir hayalkırıklığı
var aslında. Bakıyorsunuz Yüzüklerin
Efendisi:İki Kule ve Matrix
Reloaded dışında 1.5 milyon seyirciyi salona çeken film yok. Zaten
bunlar da devam filmi. Die
Another Day gibi iddialı olabileceğiniz filmler 300-400 bin civarında
seyirci topluyor.
Bu beklentilerinizin altında sanırım?
Beklentilerimiz
son dönemlerde hiç yükselmedi ki... Bir Titanic 2.8 milyon, Braveheart
1.5 milyon seyirci almıştı. Bunlar sürpriz yapan önemli filmlerdi. Ama
Minority Report gibi
Spielberg/Cruise ortaklığından çıkma bir film 400 binde kalıyor.
Kötü mü? Hayır değil! Ama bu ülkenin potansiyeli bu kadar. Yanlış anlamayın,
400 bin seyirci de iyi bir rakam ama bu derece kredisi yüksek bir film
şüphesiz sizi daha fazla umutlandırıyor. Ben bunu biraz da halkımızın
hala bilim-kurgu türünü tam olarak benimseyememesine bağlıyorum.
Seyirci sayısıyla bilet fiyatları da sanırım doğru orantılı. Sinemaseverler
bilet fiyatlarının yüksek olduğunu söylüyor. Sizin düşünceniz?
Yükseklik ve alçaklık izafi bir konudur. Neye göre yüksek, neye göre
alçak? Devalüasyon öncesi biletler 8 $ civarındaydı. Bugün kur sabit kalmak
şartıyla bir sinema biletinin yaklaşık 12 milyon olması gerekir. Bizim
işlettiğimiz movieplexlerde en pahalı gece seansı 10 miyon ki bunun talebesi
var, indirimlisi var. Biz bu sinemalarda makinasından dekorasyon malzemesine
kadar herşeyi dolarla alıyoruz. Bu sinemalarda verilen bir hizmet var.
En basitinden granit kaplı, el değmeden akan muslukları olan, tertemiz
WC'leri ele alalım. Eskiden sinemalarda leş gibi tuvaletler vardı. Birde
üstelik kapıdaki yaşlı kadına bahşiş verirdiniz. Demek istediğim, bugün
herşeyin maliyeti arttı. Yer kirası, çalışanların ücretleri vs. Bedavaya
hizmet üretemezsiniz ki? Zaten öyle olursa bu yatırımcılığa aykırı.
Yani bilet fiyatlarının sizce pahalı olmadığını söylüyorsunuz?
Hayır pahalı değil, aksine ucuz, çok ucuz. Dünya ile mukayese attiğiniz
zaman çok ucuz. Avrupa ülkelerinde bu fiyat ortalama 10 EU civarında.
Türk lirası olarak 17 milyona karşılık geliyor. Düşünün? Böyle bir ortam
içinde pahalı denmesi beni çok rahatsız ediyor. Pahalının sonu olmadığı
gibi ucuzun da sonu yok. Öğrenciye 5-6 milyondan bilet kesiyoruz. Haftada
iki gün halk günü düzenliyoruz. Eğer bu günlere rağbet edilmiş olsa, anlayacağız
ki sorun bilet fiyatı. Ama yine rağbet olmuyor. 7 salonlu sinema kompleksine
günde 150-160 kişi gelmiş. Ama ben bilet fiyatını kırsam dahi bu sayı
günde 500 kişiye çıkmıyor. En fazla 200 oluyor. Burada çalışan insanlar
var. Yaptığımız elektrik, su vs. masraflar var. Böyle olunca biz de maliyetlerimizi
karşılayamıyoruz.
Peki, Özenfilm olarak önümüzdeki aylarda vizyona çıkacak, umutlu olduğunuz
yapımlar hangileri?
League of Extraordinary Gentlemen/ Yedi Muhteşem Kahraman adlı
bir filmimiz var. Başrolde Sean Connery oynuyor. 20.yy'ın başında
dünya romancılığındaki en önemli yedi kahramanın bir araya gelmesiyle
oluşan bir hikaye. Örneğin H.G. Wells'in Görünmez Adam'ı,
Oscar Wilde'ın Dorian Gray'i, Bram Stocker'in Dracula'sı,
Mark Twain'in Tom Sawyer'ı, Jules Verne'in Denizler
Altında 20000 Fersah'ından Nautilus gemisi ve Kaptan Nemo.
Tüm bu kahramanlar Sean Connery'nin önderliğinde dünya savaşını
önleme mücadelesi veriyor. Özetle, bir dünya kültürünün toplumlar tarafından
daha iyi anlaşılması açısından da önemli bir film. İkincisi de çok hoş
bir macera. Öyle abartılı görsel efektlerden başka birşey göstermeyen
bir film değil. Bu filmden umutluyuz.
Daha başka?
Bunun haricinde başrolde Russell Crowe'un oynadığı Master&Commander,
deniz savaşlarını konu alan bir film. Ünlü yazar Isaac Asimov'un
I Robot adlı eserinden uyarlanan film var. Yine John Grisham'ın
romanından Runaway Jury adlı yapım, başrolde Dustin Hoffmann
ve John Cusack var. Yani güzel filmler var, ümit ediyoruz ki bu
filmler yüzümüzü güldürür.
Biraz da yapımcı yönünüzden bahsedelim. Kahpe Bizans, Ağır Roman,
Asansör, Hemşo. Bu filmler yapımcısı olarak sizi memnun etti mi?
Daha
önce bahsettiğimiz gibi Kahpe Bizans'tan iyi kazandık. Ağır
Roman zarar ettirmedi ama çok da birşey bırakmadı. Asansör'de
ise gerçekten zarar ettik. Ondan önce Toprağın Teri'nde kazanmıştık.
Yapımcı olmak için elinizde iyi bir proje olmalı. Ayrıca Türk halkı oyunculara
daha fazla dikkat ediyor. "Bak bu iyi film, senaryosu çok başarılı"
falan demiyor. Örneğin Cannes'da ödül alan N. Bilge Ceylan'ın
Uzak filmini biz dağıttık. 25 bin civarında seyirci aldı. Malesef
Türk seyircisi içinde medyatik oyuncular oynamadığı için bu filme rağbet
etmedi. Bu zamanla kapatılacak bir şey. Televizyon kültürünün de bunda
etkisi var.
Bir yapımcı olarak Türk Sinemasındaki en büyük problem nedir sizce?
Türk sinemasında güvenilir bir para geri dönüşü yok. Bir korku var. Yapımcı
diye bir sektör kalmadı artık. Bunda biraz kanunların da etkisi var tabii.
Yapımcıların hakları kanunlarla korunmuyor. Devlet yapımcıyı sanki bir
komisyoncu gibi algılıyor. O zaman millet niye yapımcı olsun ki? Türkiye'de
sinema bir endüstri olamadı. Türkiye gibi bir ülkede yılda 10 tane film
vizyona giriyor. Bu sayı en azında 20-25 civarında olmalı. Bu filmler
vizyona çıkabilmeli. Bu ülkenin kendi yönetmenine, senaristine, oyuncusuna
sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.
Kültür Bakanlığının bu konuda size desteği oluyor mu?
Sayın bakanın bize filme yapılan yatırımların vergi dışı bırakılacağına
dair bir sözü var. Yani bir sanayiciye gidip ortaklık talep ettiğinizde
onun size fatura karşılığı verdiği para ödenmiş vergi gibi kabul edilmeli.
Bu şu demek; o kişi sizin 1 milyon $ bütçeli filminize yarı yarıya ortak
olduğunda, yıl sonunda vereceği vergiden 500 bin $'lık kısmını peşinen
ödemiş olacak. Bunun avantajı şu, bu kişi bu vergiyi devlete verdiğinde
geri dönüşü yok, ama sinemaya yatırırsa filmin yaptığı hasılata göre para
kazanacak. Belki kar bile edebilecek. Bu yapılabilirse, Türkiye'de bir
sinema sanayisinin gelişmesinde ve sermaye oluşmasında katkısı olur. Artık
"Devlet para versin ben film yapayım" dönemi çok zor.
Burada bütçe sıkıntısının ön planda olduğu dikkat çekiyor değil mi?
Aslında bütçe sıkıntısının yanında birde senaryo sıkıntısı var. Düzgün
senaryolar üretilemiyor. Hepsi birbirine benzeyen ve kişisel bunalımları
anlatan hikayeler var. Onlar da seyirci çekmiyor malesef. Piyasada rağbet
görmüyor.
Türkiye'deki sinema seyircisi potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben Türk izleyicisini uyuyan bir dev olarak değerlendiriyorum. Eğer gerçekten
hakkını veren bir yapım ortaya konabilirse bu dev uyanacaktır ve 4 milyon
hatta 5 milyon seyirciyi salonlara çekecektir. Kahpe Bizans'ta
biz 2.5 milyon yakaladık. Vizontele 3.5 milyona yaklaştı. Eğer,
Kahpe Bizans o kadar absürd bir komedi olmasaydı, sanırım 4 milyona
giderdi. Absürd komedi yapmak kolaydır, ama halk bundan pek hoşlanmıyor.
Orada iki oyuncu kılıç oynarken yukarıdan uçak geçmesi ve benzer absürd
esprilerin fazlalığı seyirciye bıkkınlık verdi. Eminim bu esprilerin dozajı
iyi ayarlansaydı, Kahpe Bizans'ın gişe hasılatı çok daha yüksek
olacaktı.
Tartışmalı bir konuya gelelim. Korsan CD'ler hakkındaki görüşünüz?
Korsan CD'ler hiçbir emek sarfetmeden, başkalarının ürettiğini, çalışarak
kazandığını zorla elinden alan bir çeşit hırsızlıktır. Bu tıpkı maaşınızı
aldığınız gün birinin sizin cebinizden paranızı çalması gibi. Hatta aynı
şey! Devletin bunca vahşi bir haydutluğa göz yummaması gerekir.
Bu sektörün arkasında organize suç örgütlerinin olduğu söyleniyor
ama...
Olabilir tabii. Ama ben devlet'ten bahsediyorum burada. Tabii ki kolay
para kazanılır ve devlet buna mani olmazsa elbette örgütler oluşacaktır.
Buna ister mafya deyin ister başka isim verin. Siz ülkeye milyonlarca
gümrüksüz boş CD girmesine müsade ederseniz bunlar olacaktır. En azından
bu boş CD'lere belli bir gümrük, kota yada bir kısıtlama konursa adam
o zaman başkasına ait bir malı bu kadar ucuza piyasaya süremez. İnsanlar
dünya ile aynı anda vizyona giren filmin 2 milyona satılan CD'sini görünce
tabii bilet fiyatları pahalı der. Devletin de burada çok büyük maddi kaybı
var. Dahası bu durum yaratıcılığı yok ediyor. Para kazanamayınca eser
veren sanatçı kalmayacak.
Çok meşgul olduğunuz görüyorum. Bunca işin içinde ailenize vakit ayırabiliyor
musunuz?
Tabii ki ayırmaya çalışıyorum. Bundan çok daha yoğun günlerimiz oldu.
Yeri geldi geceyarısına kadar inşaatlarda bekledik, yeri geldi yurt dışına
gittik. Özellikle Site sinemasının yangınında biraz uzak kaldık. Ama yinede
aileme vakit ayırabiliyorum.
Teşekkürler...
Mehmet Soyarslan kimdir?
Özenfilm
Yönetim Kurulu başkanı Mehmet E. Soyarslan 1944 İstanbul doğumlu. İngiliz
Erkek Lisesi, Almanya Freiburg Üniversitesi, Şişli İktisadi ve Ticari
İlimler Akademisi'ni bitirdikten sonra 1970'de Özen Film'de Dış Alımlar
Müdürü ve Yön. Kur. 2. Başkanı oldu. 1989 yılından beri Özen Film'in Yönetim
Kurulu Başkanı'dır. Soyarslan'ın aktif olarak 8 yıl süren müzik yaşamı
boyunca Apaşlar gurubunu kurdu ve gitaristliğini ve Besteciliğini yaptı.
Daha sonra Cem Karaca gruba solist olarak katıldı. 1967'de Hürriyet Gazetesi
Altın Mikrofon Yarışması 2.lik Ödülünü kazandılar. Resimdeki Gözyaşları,
Bu Son Olsun ve Emrah yıllarca dillerden düşmeyen besteleridir.
Soyarslan film yapımcılığı da yapmıştır. 1982 yılında gösterime giren
o dönemin en pahalı filmi Toprağın Teri'yle Türk sinemasına giriş
yaptı. Senaryosunu ve müziklerini yaparak yapımcılığını üstlendiği filmi
Natuk Baytan yönetti. Film bir yılda 750.000 kişi tarafından izlenerek
rekor kırdı, dünyada pekçok ülkede gösterildi. İleriki yıllarda Ağır
Roman, Kahpe Bizans ve Asansör filmlerinin yapımcılığını
yapmış, ayrıca Kahpe Bizans filminin soundtrack müziğini de bestelemiştir.
cihancagil@hotmail.com
|