|
Tuncay Takmaz'ın "31+1 Kısım Tekmili Birden"
Resim Sergisinden Kesitler
Resimlerin büyük hallerini görmek için üzerlerine tıklayınız...
|
|
"Haşim gene gel"
150x102 Tuval üzerine akrilik 2001
Bu resim, bir türlü anlamadığım "birisi"yle ilgili.
Ne sevişebiliyoruz onunla ne de şöyle doya doya dövüşebiliyoruz.
Birbirimizin hayatında hep varız oysa.
Kim bilir belki de sadece kafalarımızda hikayeler kuruyoruz.
Ama onu yine de özlüyorum.
"Haşim gene gel"
Evim sana açık biliyorsun!
|
|
|
" Aç Perdelerini"
120x108 Tuval üzerine akrilik 2001
Atölyemde yatıp kalkıyorum ya,
ah ne özgürlük!
Bir hafta olmuş, dışarı adım atmamışım.
Bir sabah camlardan içeriye dünyalar, hayatlar dökülüyor.
Kendimi sokağa atıyorum.
Bir cafede çay içiyorum, bütün gazetelere şöyle bir takılıyorum,
bir de bakıyorum ki Kabataş'ta bir bankta denizi ısırıyorum...
Bir cafede değil miydim ben?
Atölyemde niye deniz yok!
Param olursa alırım belki...
|
|
|
"Çocuk yapalım mı?"
65x55 Tuval üzerine akrilik 2001
Benimde bir çocuğum olsun istiyorum.
Resimdeki gibi şaşkın şakın bakıp, dünyada neler olup bittiğini
anlamaya çalışan bir çocuk.
Ayrı, ayrı kadınlardan birkaç tane bile olabilir.
Hiç fark etmez.
Hadi yapalım mı?
Fakat karar veremedim henüz.
Yapalım
da
kaç
yaşında
olsun?
|
|
|
"Sırtı Bıçak"
Çok değil birkaç kez aşık olabildim ancak,
Kimisi ne cevap verebildi
Hayallerime, ne paylaşabildi dünyayı
Ben hissetmek istedim sadece,
Birisine çok kırıldım
Yıktı gitti her şeyi,
Öbürü alınacak bir mal zannetti beni.
Sol tarafta hayat var,
Ortada bıçak...
Sağda ben,
Bıçaktan keskin...
|
|
|
"Buyrun Bayan"
Türkiye'nin en sürrealist, çılgın galericilerinden Nevzat Metin'le
Moda'da görüşmüş oradan Taksim tarafına geçmek üzere dolmuş durağına
gelmiştim. Yanımda dolmuş bekleyen güzel bir bayan vardı. (Sonra
tanıştık, görüştük, yanyana bile uyuduk.)
Dolmuş bir türlü gelmiyordu. Taksi çevirip o güzel bayana "siz
de gelmek ister misiniz?" diye sordum.
Sevindi.
Kapıyı açıp "buyrun" dedim.
Çok etkilenmişti.
Bu kadınları anlamıyorum.
İşte onun bana, o gün aldığı çiçekler ve "cdman"i.
Bir süre walkmenle değil Cd adamla, birlikte resimler yaptık.
O gidince "cdman"de gitti, çiçekler de soldu...
|
|
|
"Bakır Kazan"
Akşam.
Evdeyim.
Yaşım sekiz.
Daha bir gün önce Matematikten sıfır almışım.
Okulda sınav kağıtları tahta bir dolabın içinde saklanıyor.
Ona her baktığımda sinirlerim kabarıyor.
Hele bir de
Okul dönüşü
Anneannem bana sarıldığında
"mis gibi okul kokuyorsun!" dediğinde
gözümün önüne o dolabın kokusu ve zalim görüntüsü geliyor
Bütün sinirlerim tepeme fırlıyor...
O gün evde bir curcuna var
Banyodaki ocaklı bakır kazan sökülüp yerine şofben takılıyor
Babam "kazan senin olsun hurdacıya satarsın , diyor seviniyorum
Bakır iyi para ediyor. Gözlerimle tartıyorum , çarpıyorum
Kaç para ediyor babama söylüyorum
Satarım kendime bisiklet alırım
Dedim ve dayağı yedim
Babam çok kızmıştı
"Matematiğe aklın ermiyor ama işine gelince toplama, çarpma
yapabiliyorsun.
O gece heyecandan uyuyamadım
O bakır kazanı sattım. Bisikleti de aldım
Bugün mü? Sanırım hiç değişmedim.
|
Biraz da Tuncay Takmaz'dan
Bir
şanstır yaşam. Kişi alır, istediği gibi kullanır. Kullanırken de kendi
kurduğu kurallar sistemine veya bulunduğu toplumun kuralları ve ahlak
yapısına uyar. Kimileri dışına çıkar, kimileri içine girer. Kimi kediler,
ensesinden ve boynundan sevilmekten hoşlanır. Oysaki bu genel bir söylemdir.
Bazıları göğsünden, bazıları kulak arkasının okşanmasından hoşlanır. Bazıları
da, dostlarının öğrettikleri tecrübelerden, önsezilerden ve birikimlerden
yararlanır...
Ben, en çok koşmaktan zevk alıyorum. Yönü belli amaçlara doğru atılmaya
bayılıyorum. Amaçları belirlerken fazla zaman kaybetmiyorum. Biliyorum
ki "kötü olursa" korkusu, en büyük düşman hayallerimin önünde.
Yapacaklarım ve hedeflerim hayal-düş olarak belirir kafamda. Onları not
almadığımda ve yeni hayallerle beslemediğimde kaybolup giderler, ama asla
yok olmazlar, en ufak bir beslemede yeşerir ve hayata geçerler. Planlarımın
hayatla ilişkilerinin kurulması ve yaşama geçmeleri için aklımı kullanır,
sinsice planlar kurarım, üzerinden atlayamazsam altından tünel kazarım.
Noktayı belirlediğimde hedef artık kilitlenmiştir. Amaca ulaşmak için
hiç sabrım yoktur. Burada örgütleyici yanımı kullanır kendime dostlar
edinirim, yardım alırım, aklımın ermediği noktaları danışırım, hayallerimi
paylaşırım. Fikir üretmemek, hayal kurmamak, okumamak, izlememek, üretimde
bulunmamak, muzurluk yapmamak, kızlara kur yapmamak, geceleri yıldızları,
gündüzleri güneşin doğuşunu seyretmemek gençliğimin ve hayatın yok oluşudur.
Elimden geldiğince hepsi arasında köşe kapmaca oynarım gün boyunca...
"Ben yaptım" demem hedeflerime ortaklar ararım çoğu zaman. Çünkü
paylaşarak daha da mutlu olurum. Tek başıma da bir projeye atılmaktan
hiç kaçınmam. Çünkü risklerden korkmak o "işin" sonunu hazırlar...
Bugünü yaşarken yarına ait düşünceler, fikirler üretirim. Belki yarın
ölebiliriz kuşkusu ile daha da hızlı çalışır ve yaşarım. Çünkü o hız verecektir
koşumda hedefe ulaşmama...
Resmimden çok, bir misyon yüklenmiş dernek, bir parti gibi çalışma prensiplerimden
bir "bacak" olan Türk sanatının bugünkü durumu, gidişi, dışa
açılımı ve sorunları üzerine kafa yorarım, fikirler organizasyonlara dönüşür,
"uzman" kişilerden aldığım bilgileri hayata sokarım, dönüştürürüm…
Yürüdüğüm yolda varacağım noktayı hayal ederken yola çıkan kişinin yerle
bir olmazsa mutlaka bir yere varacağını da bilir, arkamda ne bir fatura
ne bir boşluk bırakırım…
Asla da unutmam; hata da güzel bir şeydir ve yaşamak gerekir… Fakat beni
hata yapmak değil yapılanlara saldıracak "kurtlar" düşündürür!
Oysa kurtlar da umrumda değildir, onların peşinde koştuğu "peynir"
de….
Bu adamlar "içimdeki çocuklar" bazıları dışarıda markalanmış,
nasıl ki dış dünyada markalar birer yem insanları yarışa sokabilmek için,
bendeki markalarda birer yem sorduklarında saldırabilmek için.
"Açılmış yollarda yürümek neye yarar ki?" Bedel ödemek daha
zevkli bir iştir!
Zaman gelmiştir, biriktirmişimdir ve sıkılırım… Çalışma vaktinin sırasıdır,
ararım, bulurum, üzerine giderim, alırım…
Zaman gelir hayal kurarım, pırıl pırıl parlayan bir gözbebeği alevlerinde
ararım kendimi, hayallerimi, aşkımı… Parlayan bir göz ararım… Kendimi
bulamazsam, geri dönerim. Ama kırılmam, üzülmem de… Bir başka yerde bir
başka pırıltı çıkacaktır karşıma. Doldurana dek o parlaklığın arkasını,
yorulmadan bıkmadan ilerlerim. Pırıltısı olamayanlar zaten hayattan kopmuşlardır…
Coşku vermeye çalışırım bende olmasa da. Almasını bilir, dönüştürülebilirse...
"Kişi, erteleyendir", fakat ben ertelemem peşinde koşarım.
"Kişi yaşamını yazandır."
Yaşadığım süreç ve yaptıklarım zaten yazdıklarımdır!
"Kişinin başı hep derttedir"
Derde girmeden dertten kurtulamayız!
Dert güzeldir! Üstelik, derde giren akıllanır,
"Kişi hep kendi olmak zorundadır"
Fakat "başkası" da olmaya kalkanlar çoktur.
Kalsın! Bana uymaz!
Hakeden herkesi öperim.
Enerjim dünyaya yeter! Merak edilmesin!
Hayallerim de...
İlgilenenler beri gelsin!
Ekim - 2000
Sevdiği sinema oyuncuları: Şener Şen, Uğur Yücel, Jack Nicholson,
Dustin Hoffman, Sharon Stone, Cameron Diaz, Juliette Lewis, Dominique
Swain....
Sevdiği müzikçiler: Bulutsuzluk Özlemi, Fikret Kızılok,Teoman,
Şebnem Ferah, Pink Floyd, A Ha, The Cranberries, Duran Duran, U2, ve bu
noktadan sonra uçuşa geçiyoruz, ya resim yapıyoruz ki kesin öyledir ya
da çok mutluyuz azmaya başlıyoruz... Doors, Pantera, Black Sabbath, çok
sıkışırsak birkaç parça Slayer'dan.. Rage Against the Machine, Nirvana,
Red Hot Chili Peppers, Fat Boy Slim...
Hobi ve Sporlar: Amerikan bilardosu, dreamweaver ve fireworks,
halı saha futbol, İnternet, arşivlemek, gezmek, okumak...
Sevdiği yerler: Ortaköy, Sultanahmet, salaş kıyı lokantaları,
halkımızın alışveriş yaptığı pazarlar, Gizli Bahçe, Murat İrtem'in bol
dönemeçli atölyesi...
ben@tuncaytakmaz.com
|